8 Ocak 2024 Pazartesi

Ütopya ve Distopya

Ütopya, gerçekleşmesi imkansız veya çok zor olan ideal toplum tasarımıdır. Ütopya kavramı ilk olarak Thomas More’un 1516 yılında yazdığı Utopia adlı kitabında kullanılmıştır. Bu kitapta More, adalet, eşitlik ve özgürlük gibi değerlere dayanan hayali bir ada ülkesini anlatmıştır. Ütopya örnekleri arasında Platon’un Devlet, Campanella’nın Güneş Ülkesi, Bacon’un Yeni Atlantis gibi eserler sayılabilir. Bu eserlerde yazarlar, kendi dönemlerinin sorunlarına karşı ideal veya eleştirel toplum tasarımları sunmuşlardır. Ütopya, edebiyatın yanı sıra felsefe, siyaset, sosyoloji ve ekonomi gibi alanlarda da önemli bir kavramdır. Ütopya, insanların daha iyi bir dünya hayal etmelerine ve bu hayali gerçekleştirmek için çaba göstermelerine olanak sağlar. Ütopya, aynı zamanda mevcut toplumun eksikliklerini ve çelişkilerini ortaya koyar. Ütopya, hem bir ümit hem de bir eleştiri aracıdır. 

1 Ocak 2024 Pazartesi

Eklektik Felsefe

Eklektik, farklı felsefi veya sanatsal sistemlerden alınan unsurların yeni bir sistem içinde yeniden kullanılması anlamına gelir. Eklektik kelimesi, Fransızca eclectique sözcüğünden Türkçe’ye geçmiştir. Fransızca sözcük ise Eski Yunanca eklektikós (seçici, seçmeci) sözcüğünden alıntıdır.

31 Aralık 2023 Pazar

Yepyeni Biri Olmak İçin 365 Gün Yeter

İnsan vücudu sürekli olarak yenilenmektedir. Vücudumuzda bulunan hücrelerin her birinin farklı bir ömrü vardır. Bazı hücreler çok hızlı yenilenirken, bazıları çok yavaş yenilenir. Örneğin, cilt hücrelerinin ömrü yaklaşık 28 gündür, yani her 28 günde bir ölü cilt hücreleri dökülür ve yerine yenileri gelir. Kırmızı kan hücrelerinin ömrü ise yaklaşık 120 gündür. Beyin hücrelerinin ise yenilenme yeteneği sınırlıdır.

28 Aralık 2023 Perşembe

Paradigma Kayması

Paradigmanın İflası kavram olarak hep dikkatimi çekmiştir. Öncelikle çok gösterişli bir başlıktır. Ancak içi dolu mudur? Ortaya atıldığı dönemden bu yana geçen zamanda neler olmuştur? Dönemin projeksiyonu ve ortaya konulan öngörüler ne derece gerçekleşmiştir? Bunları cevaplayacak değilim. Ama en azından ne olduğunu anlamaya çalışmak isterim.

21 Aralık 2023 Perşembe

Dualite ve Dialektik Kavramları


Dualite Nedir?

Dualite, Türkçede “ikilik”, “ikilem”, “ikileme”, “ikili denge” gibi çeşitli biçimlerde kullanılan ve doğadaki, evrendeki karşıtlık ve birbirini tamamlayıcılık ilkesini ifade eden genel bir terimdir. Dualite kavramı felsefede, matematikte, fizikte ve diğer bilim dallarında farklı anlamlar taşır. Felsefede dualizm, varlığın iki temel unsurdan oluştuğunu savunan akımdır. Dualite, bir şeyin iki zıt yönü veya iki karşıt unsurun bir arada bulunması anlamına gelir.

18 Aralık 2023 Pazartesi

Rıza Tevfik Bölükbaşı

Rıza Tevfik Bölükbaşı ismini ilk defa İstanbul'da oyuncu Zeki Alasya'nın verdiği bir konferansta duydum. Yirmi yıl kadar önceydi. Oyuncu olarak tanıdığımız birinden böyle bir hazırlık izlemek pek keyifli olmuştu. Zeki Alasya, konferansında Rıza Tevfik hakkında anlatmaya çalışacağım bazı detaylara değinmiş, iyisiyle kötüsüyle bir insan olarak ele aldığı bu adamın hayatını dinleyenlere aktarmıştı.

14 Aralık 2023 Perşembe

İnsanın Evrende Bir Amacı Var mıdır?

Bir varoluş amacımız var mı?

Bu, uzun zamandır düşünürler ve bilim insanları tarafından tartışılan bir sorudur. Evrenin bir amacı olduğu varsayımından yola çıkarsak, insanın bu amacın bir parçası olduğu söylenebilir.

Evrenin bir amacı olmadığı varsayımından yola çıkarsak, insanın da evrende bir amacının olmadığı söylenebilir. Bu durumda, insan, kendi hayatı için bir amaç belirlemelidir. Bu amaç, belki de dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek, başkalarına yardım etmek veya sadece mutlu ve tatmin edici bir hayat yaşamak olarak ortaya çıkar.

11 Aralık 2023 Pazartesi

Yapay Zeka İnsanlığın Sonunu Getirir mi?

İnsan gelişme için fayda sağlayabilecek her türlü teknolojiyi kendi yararına kullandığı gibi başkalarının zararına da kullanmıştır. Bir buluş yaptığında onun silah olarak nasıl işe yarayacağını düşünmek kaçınılmaz bir insan davranışıdır. 

28 Kasım 2023 Salı

Bonjur! Dedi Cezayirli Satıcı


Altını Olan Ölenlerin Mallarına Çöker

İngiltere Kralı I. Charles, 1625'ten 1649'a kadar hüküm sürdü. Bu süre zarfında, kraliyet otoritesini güçlendirmek için çeşitli adımlar attı. Bunlardan biri, ölen kimsesiz İngiliz vatandaşlarının mallarına el koymaktı.

3 Eylül 2023 Pazar

Mağara Alegorisi ve Kavanozdaki Beyin

Platon'un Mağara Alegorisi

Bir grup insan, doğumlarından itibaren bir mağaranın içinde zincirlerle bağlanmış olarak yaşamaktadır. Bu insanların yüzleri mağaranın duvarına dönüktür ve duvara yansıyan gölgeler onların görüp algılayabildikleri tek gerçektir. Mağaranın girişinde ise bir ateş yakılmıştır ve bu ateş, arkadan geçen nesnelerin gölgelerini duvara yansıtmaktadır. Mahkumlara göre dünya, görüp yorumladıkları ve bu nesnelerin ne olduğunu anlamaya çalıştıkları duvardaki gölgelerden ibarettir. Güvenli ve verileni kabul eden bu yaklaşım mahkumların hayatını kolaylaştırmaktadır.

11 Kasım 2022 Cuma

Lucifer Morningstar bir Melektir


Ölen birinin ardından söylenen "Nur içinde yatsın ya da ışıklar içinde olsun" dilekleri hep olumlu yorumladığım ve kullandığım cümlelerdir. Zaman zaman durup söylediklerimiz ve yaptıklarımız hakkında düşünmek lazım. Bu sözleri söylerken aslında kimse gerçek bir durumu hedeflemez. Bu, o kişinin ruhunun huzur içerisinde olması için bir dilektir. Ancak durumu şakaya alıp, sosyal medyada yayılan aşağıdaki resme inananlar olduğu da bir gerçektir. 

24 Ekim 2022 Pazartesi

Köpek Temizdir

Nef'i Efendinin bu resmi 100 Ünlü Türk Ansiklopedisinden. Ben üzerinde biraz değişiklik yaptım.

80'li yıllarda, yani gençlik yıllarımın başlarında, Bahçelievler Deneme Lisesinde okuyordum. Edebiyat dersleri o zamanlar bana göre oldukça ağırdı. Edebiyat kitaplarında aruz vezni ile yazılmış şiirler yer alırdı. Oysa ortaokulda aldığımız Türkçe dersleri sanki daha faydalı ve kendi dilimizi bize sevdirecek bir yapıya sahipti. 

26 Şubat 2022 Cumartesi

Yaşamın Anlamı Var Mı?

Photo by Magda Ehlers from Pexels

Varlığımızın farkına olmamızla birlikte, aklımıza "Neden?" sorusu takılır. Neden varız? Bu soruya kendimiz cevap arayabiliriz. Belki de hazır cevaplar arasından birini benimseyebiliriz. Ya da hiç bir cevabın doğru olmadığını kabul edebiliriz. Kolay cevaplardan birisi; yüce bir varlığın her şeyin nedeni olduğudur. Yüce bir varlık tarafından her şeyin ortaya çıkarılması bir kabuldür. Bunun ile ilgili akıl yürütülmüş, öne sürülen dolaylı kanıtlara dayanılarak yüce bir varlığın olması gerektiği kabul edilmiştir. Bireysel olarak yüce bir varlık ile sürekli bağlantıda olmak söz konusu değildir. Tarih boyunca bunu yapabilmiş olduğunu kabul ettiğimiz bazı insanların da varlığını kabulleniriz. Her şeyin nedeni bizim tam olarak ne olduğunu anlayamayacağımız bir yüce varlıktır diye kabulleniriz. Ancak böyle bir cevap ardından "Nasıl?" sorusu karşımıza çıkar. Nasıl, sorusunu da cevaplandırabiliriz. Ancak yine bunun somut ve herkes tarafından kabullenilecek bir somut olguya dayandırmak mümkün değildir. Yine dolaylı anlatımlar ve kabullenmelere çıkar yolumuz. Bütün bunları anlamlandırabilmek için belki de ömrümüz çok kısadır. 

27 Aralık 2021 Pazartesi

Seçimler ve İnsanlık

Yaptığımız seçimler geleceğimizi önemli ölçüde etkileyebilir. Bu konuda insanların özgür iradesine güvenmek ise beklenmedik sonuçlar doğurabilir. Zira eğitilmemiş bir irade kolayca etkilenebilir. Basit sebep sonuç ilişkilerini kuramayan insanlar olabilir. Örneğin, buz ince ise gölün üzerinde yürümek tehlikelidir. Ancak buzun kalınlığı kolayca göz ardı edilebilecek bir konudur. Kazalar hep böyle göz ardı etmeler yüzünden gerçekleşir. Beyin algıladığı ve çevresinde gerçekleşen her şeyi dikkate alabilecek işlem gücüne sahip değildir. Bu nedenle pek çok şeyi  göz ardı edebilir. Bazan dikkatimizden kaçan, yola atlayan bir küçük çocuk ya da yaklaşan bir tren olabilir. Bu kabul edilmesi gereken ve yapılan işin niteliğine göre her zaman uyanık olmayı gerektiren bir durumdur. Kimi zaman önemsiz kimi zaman da hayati sonuçların ortaya çıkması yapısal bir problemimizdir. Sadece insanlarda değil hayvanlarda da durum aynıdır. Çok susadığı için timsah dolu bir su birikintisine yaklaşan hayvan gibi. Yakalanma ihtimali kolayca göz ardı edilebilir. 

Adalet ve hukuk gibi kavramlar doğamızda yoktur. Doğamızda ağırlıklı olarak, hayatta kalmak ve neslimizi sürdürmek vardır. Küçük insan topluluklarında bu çok önemli değildir. Birlikte hayatta kalmak ve üremek kolaydır. Güçlü iseniz gruptaki gıcık kaptığınız ferdi punduna getirip öldürürsünüz. Kimse sizi yargılayıp cezalandıramaz. Sıradaki şanssız olmayı kim ister ki? İnsan toplulukları büyüse de temeldeki bu yapısal durum değişmez. Yani kimse adalet ve eşitlik istemez. Böyle olunca bu toplumsal düzen sürdürülemez gibi gelir. Oysa öyle değildir. Nesiller boyu adaletsiz bir sistem sürebilir. Ancak yine bu düzenin yöneten açısından sürdürülebilir olması için bir adalet ihtiyacı doğar. Yönetici kendisine dokunulmasın diye bir iyi, kötü bir adalet düzenini kurar. Dikkat ederseniz tepedeki kendi üstünlüğünün devam edebilmesi için bir düzen kurmuştur. Adalet ve hukuk böylece kötünün iyisi olarak sisteme entegre olur. Genellikle inanç sistemi de buna gereken desteği verir. Bir de bakarsınız ki, inanç sistemi "öldürme, çalma, sabret, itaat et" gibi emirler ile hayatınıza girmiş. Şaşırtıcı olmayarak yöneten de sırtını inanç sistemine dayayabilir. Hatta inanç sistemin bir parçası olur. Firavunların yaşayan tanrılar haline gelmesi gibi. Hukuk, adalet ve inanç olmasa yöneten sınıfı yok etmek ve yerini almak son derece kolay olur. Firavun Akhenaton ya da IV. Amenhotep inanç sisteminde devrimci bir değişiklik yapmış ancak ölümü sonrasında oğlu Tutankhamun eski inanç sistemine geri dönmüştür. Hikayesi oldukça ilginçtir. Çok tanrılı din yerine tek tanrılı bir dinin daha iyi olacağını düşünmüştür. Belki de tek tanrılı dinlerin yayılmasına neden olmuştur (Museviliğin doğuşu bu tek tanrılı inanca bağlanır).  Firavun Akhenaton mevcut dinsel yapının, kendisi öldükten sonra onu tarihten silmeye çalışarak izlerini yok edecek bir güce dönüşeceğini öngörememiştir. 

Daha kötü bir yönetsel kaza da yakın tarihte Çar ve ailesinin başına gelmiştir. 


16-17 Temmuz 1918 gecesi Çar II. Nikolay, Çariçe Aleksandra, kızları Olga, Tatyana, Anastasia, Maria, oğulları Aleksey, aile doktoru Yevgeniy Botkin, halayık Aloiziy Trupp, Çariçe'nin hizmetkarı Anna Demidova ve aşçı İvan Haritonov hapsedildikleri evin bodrumunda kurşuna dizilerek öldürüldüler. Cesetler terk edilmiş bir maden ocağında yakıldıktan sonra yakınlardaki ormanlık araziye gömüldü. 

17 Temmuz 1998'de yapılan devlet töreniyle ailesiyle birlikte St. Peter ve Paul Katedrali'nde defnedildi. Çar ailesi, 2000 yılında Rus Ortodoks Kilisesi tarafından Aziz ilan edildi. 2008 yılında, Rusya Yüksek Mahkemesi Çar ailesinin öldürülmesinin haksız siyasi baskılar sonucu olduğuna, dolayısıyla siyasi cinayete kurban gittiklerine karar verdi ve itibarlarının iade edilmesini kararlaştırdı (Fotoğraf ve alıntı metni Wikipedia). Dini desteğin geç kalması bu durumda görüleceği gibi istenmeyen sonuçlar doğurabilmektedir.

Böyle örnekler çoğaltılabilir. Burada önemli olan, insanın binlerce yıl içerisinde yapısal olarak fazla değişmeden kalmış olmasıdır. Yani insanı kolayca pek çok şeye inandırmak mümkündür. Mesela dünyanın yuvarlak olduğu kolayca kanıtlanabilirken, düz olduğuna inanan çok sayıda insan bulunmaktadır. 

Günümüzde bilgiye erişim son derece kolaydır. Ancak bu durum insanları daha akıllı yapmamaktadır. Örneğin Latin alfabesindeki rakamlar Arap alfabesinden alınmıştır. Zira Latin alfabesinde daha önce harflerden oluşturulan Romen Rakamları kullanırdı. Peki, derinlerde kalan ancak unutulmayan bu bilgi geniş kesimler tarafından biliniyor mu? Muzip biri denemiş ve Twitter'da Amerikan okullarında Arap Rakamları öğretilsin mi diye bir çoktan seçmeli oylama yapmış. Oylamaya katılanların %57'si hayır oyu vermiş. Doğru tahmin ettiniz, 5 ve 7 rakamları da Arap alfabesinden alınan rakamlar!


Bir toplumun başarısı yetkin insanların öncülük yapmasından kaynaklanır. Yetkin olmayan insanlar sistemde görev alacak olursa, sistem kolayca garipleşip kötüleşebilir. Devletteki devam böyledir. Yönetenlerden bağımsız olarak iyi çalışan bir sistem mükemmel olmasa da zamanla düzeltilebilir. Ancak kötü çalışan bir sistemin de sürdürülebilir olması mümkündür. İyi bir şekilde yaşamak biraz da insanlara bağlı olduğundan bu amaca kimi toplumlar ulaşır, kimileri ise ulaşamaz. En azından bulunduğumuz tarihte durum bu. Geleceğin neler getireceğini ise yapısal olarak mağara insanı beynine sahip nesillerimiz yaşayıp, görecekler.

22 Eylül 2021 Çarşamba

Nedensellik


Gazetelerin fal köşeleri vardır. Kimi okurlar, ilk olarak oraya bakar. O gün başına neler gelebilir? Günü iyi  mi, kötü mü geçecek diye anlamak için, günlük burç falı köşesini okumadan güne başlamazlar. Oysa gazetelerin yıldız falları genellikle işe yeni başlamış birileri tarafından tamamen işkembe-i kübradan atılarak yazılır. Yani, uydurmadır! Teknolojinin gelişmesiyle bu falları bir havuz içinden alıp, hazırlayan yazılım sistemleri de yapılmış olabilir. İşin özü, burç falı hiç bir gerçek nedene dayanmaksızın ve metotlarının gerçekliği tartışılır bir sistemdir. İnsanları 12 temel gruba ayırması, yani dünyada 7-8 milyar insanın 12 tipte olduğunu önermesi ile ilk duvara toslar. Gerçekleşme oranlarının istatistiği tutulmamıştır. Genelde yuvarlak ve her yöne çekilebilecek ifadeler içerir. Örneğin "bugün toplu para alabilirsiniz" gibi. Para gibi sürekli el değiştiren bir değişim aracı için ay başlarında yazılabilecek bir öngörüdür bu. Siz hiç piyangodan büyük ikramiye kazanmış bir burç falı yazarı gördünüz mü? Oysa, kelin merhemi olsa başına sürerdi. Kısaca burç falı uydurmadır. Çünkü gerçek olduğuna ilişkin hiç bir delil öne sürülemez. İnanlar ve bundan fayda sağlayanlar, "Neden böyledir?" sorusuna pek çok cevap sunabilir. Ancak bu cevapların hiç bir sağlam dayanağı yoktur.

Koçlar! harika bir haberim var!

-Bu gün aşkta şansınız açık!

- Neden?

- Çünkü ben, öyle olacağına dair sarsılmaz bir sezgiye sahibim! Bana öyle geliyor. Öyle olmalı!

12 saat sonra.

Berbat bir gündü. Kimse yüzüme bile bakmadı. 

- Hık, mık 

ya da:

Tüm gün herkesin gözü üzerimdeydi. 3'ünün telefonunu aldım.

- Bak gördün mü? Bana malum oluyor!

Zengin falcılar servetlerini fal bakarak yapıyor. Hiç biri borsa, çekiliş, piyango ya da kumardan kazanmadı servetini. Hala zihninizde bir aydınlanma olmadı mı? Olmadıysa sorun yok. Fal okumaya devam edebilirsiniz. Gerçekler mutlu eder diye bir kural yok.

Nedensiz bir şey olmaz. Bir olgu ile karşı karşıyaysanız bunun bir nedeni vardır. Mesela suyu yeterince ısıtırsanız kaynar ve buharlaşır. Isıtmak suyun kaynamasına nedendir.  

Basit sebep-sonuç ilişkisine güzel bir örnek de hemzemin geçitte bariyerler kapalı olmasına karşın geçmeye çalışan adamın aracına tren çarpmasıdır. Neyse ki sadece araç hurda olmuş. İşin garip yanı biraz sağ yapsa bariyer olmayan taraftan geçebilecekken, araçtan inip bariyeri eli ile kaldırmaya çalışıyor. Video linki: https://youtu.be/-806F20zbIY

Bir örnek daha. Eviniz temiz kalsın diye kapıdan girerken (hatta kimi apartmanın sokak kapısında) ayakkabılar çıkartılır. Ancak elinize gecen bir çöpü düşünmeden sokağa atmak normal gelir. Burada neden sonuç ilişkisi oldukça karışıktır. Zira sokak temiz olsa eve girerken ayakkabı çıkartmaya gerek kalmaz. Yine de eve toz girebilir. Bu eve ayakla taşınmayan toz değil ise neden eve toz girmektedir. Afrika'da Sahra Çölünde oluşan fırtına ile havaya kalkıp, evinize kadar gelen toz bunun nedeni olabilir. Oysa aynı toz Avrupa'ya da giderken nasıl olur da onların evlerinde, sokaklarında toz olmaz? Bunu da Fiziki haritalara bakarak anlayabilirsiniz. Ülkemize göre çok daha yeşil olan Avrupa ülkelerinde bu toz büyük oranda ormanlar tarafından filtrelenir. Bu basitleştirilmiş bir neden sonuç ağının anlatımı için bir örnek. Pek çok neden sonuç ilişkisi çok daha karmaşık olabilir. Karmaşık neden sonuç ilişkileri ile yoğrulmuş bir durumu anlamak yerine akıl dışı bir yöntemle açıklamak kolaycılıktır. Örneğin "Dünya, evrenin merkezidir" gibi. Gerçek ise çok daha karışıktır ama gözlemlenemez, açıklanamaz ve anlaşılamaz değildir.

En basit anlamıyla "yalan" yalandır. Örneğin: ben, "istediğim zaman rüzgar estirebiliyorum, hatta fırtına bile çıkartabiliyorum" değimde, verilebilecek karşılık "hadi yap da görelim!"dir. Rüzgar estirebildiğimi söyleyip duruyorsam ve estiremiyorsam, bu yalandır. Bunu ne kadar tekrarlarsam tekrarlayayım, rüzgar estiremem. Ancak çok tekrar ettiğimde insanların bir kısmı bu kadar tekrar edilen bir şeye "acaba mı?" diye yaklaşabileceklerdir. İnsanın bir kurgu ile olguyu ayırt edememesi yapısal sorundan mı kaynaklanmaktadır?

Olgu ve Kurgu ayrımı yapabilmek önemlidir. 

Nedensellik şöyle tanımlanabilir. "Aynı neden aynı sonuca yol açtığına göre neden–sonuç bağlantısı kesin ve değişmezdir. Bu anlamda evrendeki tüm olay ve oluşlar, kesin, değişmez ve öngörülebilirdir. Diğer bir anlatımla evren, gözlemcinin ya da deney yapanın iradesinden bağımsızdır(1)."

David Hume, Nedensellik ilkesinin zihinde belli olayların birleşikliğinin sürekli deneyim edilmesiyle oluştuğunu (2) belirtmiştir.

Eğer kendimizi eğitmemişsek, yaşantımızda bu gibi kavramsal tökezlemeler yaşayabiliriz. Ancak toplumun geneli kendisine paket olarak verilen kuralları olduğu gibi kabul etmek kolaycılığına gider. Gerçeklikle ilgisi olmayan kimi kabullerin fazlalığı bir toplumun ileriliği ile ters orantılıdır. Bu bir tür toplumsal nedensizliktir. Diyebiliriz.

Sözün özü her şeyin bir nedeni vardır. Kimini anlamasak da açıklayamasak da bu bir gün açıklanmayacakları ve anlaşılmayacakları anlamına gelmez.


1- Nedensellik Vikipedia, https://www.wikiwand.com/tr/Nedensellik

2- Örsan K. Öymen, Tanrı Var Mıdır? - Tanrı Üzerine Sorgulayıcı Düşünceler. 5. Baskı Şubat 2021

17 Haziran 2021 Perşembe

İnanç ve Kabullenme

İnsan zihni oldukça ilginçtir. Beyin içinde esir olduğu kapalı ortamda duyu organlarından gelen verileri işler ve kendi gerçekliğini yaratır. Bu gerçeklik hepimize aynı şekilde mi görünür?

Örneğin hepimiz kahvenin kokusunu biliriz. Burnumuz içerisindeki hücreler koku moleküllerini alarak bunlara ilişkin veriyi beyne iletir. Kahvenin o keskin ve güçlü kokusunu tanırız. Beynimiz kahve koktuğuna ilişkin algıyı oluşturur. Ancak herkes aynı kokuyu aynı şekilde mi algılıyor? Bir kişi belki de kahve kokusunu sülfür dioksit olarak algılıyor ve bunu harika bir kahve kokusu olarak kendi gerçekliğine yansıtıyor. Bir başkası ise yanık şeker kokusu olarak algılıyor ve kendi gerçekliğine yine harika kahve kokusu olarak yansıtıyor, olabilir. Hepimiz gerçekte ne algılıyor olsak da genel bilgilerin etkisi ile tamamen farklı kokular algılıyor olsak da kendi gerçekliğimizde oluşturduğumuz aynı koku mudur? 

Bunun böyle olduğuna dair hiç bir deney olmayabilir benimki tamamen bir varsayım. Belki de hepimiz gerçekliği birebir aynı algılıyoruz.

Benzer genetik yapılara sahip olduğumuzdan hepimizin koku alırken benzer şekilde algıladığımız ve kendi gerçekliğimize oturttuğumuz düşüncesi akla daha yatkın. Yine de ilginç bir inceleme alanı.

Sözün özü, kapalı kutudaki beynimizin nasıl işleyip de dünyayı anladığını tam olarak bilemiyoruz. Yine de kavramları ele alabiliyoruz. Bilim ile gerçekleri ortaya çıkartmaya çalışıyoruz. Bu güzel. Gelelim konumuza.

İki Kardeş Kavram: İnanç ve Kabullenme

İnanç, gerçekte kesin olan bir şeyin kanıtlanması için somut olgular olsun veya olmasın bir kişinin zihninde oluşan duruma verilen isimdir (1). İnanç hayatı kolaylaştırır. Belki de bu nedenle tüm canlılar inaç (dini kastetmiyorum) sahibi olabilirler.

Gerçek bir öyküyü hatırlayalım

1924 yılında Tokyo Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde görev yapan Prof. Dr. Hidesaburo Ueno, küçük bir köpek yavrusu buldu. Profesör Ueno, köpeğe Japonca'da "sekizinci" anlamına gelen Haçiko adını koydu(2). Haçiko dostu profesörün hep yanında olmak istiyordu. Ancak Profesör onu işyerine götürmüyordu. Köpek dostunu tren istasyonunun kapısının önünde bekler geldiğinde de birlikte eve dönerlerdi. Ne yazık ki Profesör bir akşam işten dönemedi. Şansız bir şekilde hayatını kaybetmişti. Haçiko bu durumu kabullenmedi. Hayatının sonuna kadar dostunu akşamları dönüş saatinde karşılamak için istasyonun kapısında bekledi. 

İşte gerçek hayattan alınma bu öyküdeki sevimli dostumuz, arkadaşı Profesörün akşam işten geliş saatinde trenden inip geleceğine inanmıştı. Bunu benzer genetik yapıya sahip hayvanların da bizler gibi duygulara sahip olabileceklerini ve inanç kavramının ne kadar kuvvetli olabileceğini gösterebilmek için anlattım. Çevresindeki hayvanlar ile iletişim içerisinde olan ya da evinde bir evcil hayvan besleyenler onların da insanlar gibi duygulara sahip olduklarını daha kolay anlayabilirler.

Kabullenmek ise bir olguyu ya da düşünceyi kavramak ve benimsemektir. Popüler terimle içselleştirmektir. İçerisinde farkındalık vardır. 

İnanç bir kavramın gerçek olsun ya da olmasın var olduğunu kabullenmektir. İşin ilginç yanı inanmadan da kabullenmek mümkündür. Yani bir dini inanca sahip olmasanız da, bir inancı kabullenebilirsiniz. Yani o inançla ilgili çok yüzeysel bilginiz olsa da onu kabullenebilirsiniz. Kabullenme bilgisizlik ile bir arada olduğunda biraz da cahillik ile birleşirse bilmediğiniz bir konuda düşünceler üretmek işten değildir.  

Bir dine inanmayıp, zorunda kalarak ya da çıkar için kabullenmek mümkündür. İşte eğer kötü niyetlilerse bu kabullenmişler dini kendi amaçları için her şekilde kullanıp değiştirebilirler.   

Platon Devlet isimli eserinin beşinci kitabında, bilginin inancın bir çeşidi olmadığını söyler. Ona göre bilginin gücü inancınkinden çok farklıdır (3).

Bilgi, geleceğimizi aydınlatsın!

Kaynaklar:

1) İnanç, https://www.wikiwand.com/tr/%C4%B0nan%C3%A7

2) Haçiko, https://www.wikiwand.com/tr/Hachik%C5%8D 

3) Platon’da ‘Doğru İnanç ve Tekilleşme (Individuation)’ Olarak Bilgi, Theodore SCALTSAS https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/629303

12 Ekim 2020 Pazartesi

Öğrenmeyi Öğrenmek

Türkiye'de kişisel gelişim üzerine yazmak, denizde kayıkla akıntıya karşı gitmeye çalışırken, boşa kürek çekmek gibidir. Zira, var olan bir şeyi geliştirebilirsin. Aynen temeli olmayan bir bina yapmanın tehlikeli olması gibi. Okullar ve aile eğitim sistemimizin temelini oluşturmaya çalışır. Üniversiteler de insanları hayata hazırlar. Eğitim sistemi iyi de, öğrenmeye yöneltme konusunda ciddi sıkıntısı var. Öğrenme önemlidir. Hayatta başarılı olmak ve toplumun gelişmesi için öğrenmemiz daha çok öğrenmemiz gerekir. Bilgiyi çoğaltan, onlardan yeni bilgiler üreten toplumlar, diğerlerine göre avantaj kazanır. Böyle toplumlar kolayca gelişir ve ilerler. İlerlemeyen toplumlar diğerlerinin iş ve beyin gücü olmaktan ileri gidemez. Demek ki, başka toplumlara göre daha ileri gitmek için öğrenmemiz gerekiyor.

Neye İhtiyacımız Var?

Bence, temel eksikliklerden biri Türkçe eğitiminin yapılış şekli. Eğer Türkçe öğrenemezsek kendimizi düzgün şekilde ifade edemeyiz. Kendimizi ifade edemezsek karşımızdakini de anlayamayız. Dahası verilen diğer dersleri de anlayamayız. Dolayısıyla, Türkçe öğrenmeye ihtiyacımız var. Türkçe eğitimine yapılan en temel hataları düzelterek başlayabiliriz. Türkçe eğitimi okul öncesinde aile içerisinde başlar. Dolayısıyla, aileleri kitap okumaya teşvik etmek iyi olabilir. Tam olarak çözüm olmasa da, kitap okuma alışkanlığı dili kullanımı geliştirir. Ek olarak, düzgün ve doğru yazmayı da öğrenmek gerekli. Bunun dikkatli ve akıllı bir metotla gerçekleştirilmesi lazım. Türkçe, Çince kadar yazılması zor bir dil değil. Eğer onlar yapabiliyorsa biz de yapabiliriz.

Türkçe Neleri Öğretemiyoruz?

Dil bilgisi ile ilgili eğitimimiz, adeta dilden ve yazmaktan nefret ettirmek için tasarlanmış gibi. Oysa dilin yazım kuralları 10-15 sayfaya sığacak kadar az. Ekleri nasıl yazacağımızı 12 yılda öğrenmemek bir başarı sayılmaz sanırım. 
Sistem Türkçe öğretemiyor. Bari yanlış şeyler öğretmesin. Öyle değil mi? Kısa hikayemi anlatayım o zaman.
Ankara'da iyi sayılabilecek Devlet okullarında eğitim aldım. İlkokulum ve öğretmenim iyiydi. Orta okulda ise yine iyi bir okulda okuma şansım oldu. Ortaokulda Türkçe öğretmenim çok iyiydi. Yazmayı sevmemde çok etkisi oldu. Ancak, zaman, zaman sistem ufak hatalarla kendini gösterdi. Lise'de askeri okul sınavlarına girmeye karar verdim. O zamanda sınavlara hazırlayan kurslar yoktu. Zaten olsa bile buna imkanımız da yoktu. Kendimce bulabildiğim kitaplardan yararlanarak, sınavlara hazırlanmaya çalıştım. Sınavdan önce bir sağlık kontrolünden geçtik. Ardından, sıra yüz yüze görüşmeye geldi. Sorulan sorulara kendimce düzgün konuşmaya çalışarak cevap verdim. Yani bana öğretildiği gibi yazılan hali ile kelimeleri kullandım. E tabi yapacağım, edeceğim, gideceğim, göreceğim benzeri kelimeleri yazıldıkları gibi kullanınca, kimi siyasetçiler gibi konuşmuş oldum. Gözünün önüne getirmeye çalışın. Askeri okul sınavında bir aday mıyıl, mıyıl konuşuyor. Oysa asker dediğin bütün gücüyle aktaracağı bilgiyi aktarır. Tüm gücü ile  bağırarak! "BURÇAK ÇUBUKÇU 932. KISA DÖNEM, İSTANBUL, EMRET KOMUTANIM!" gibi. Neden bağırıldığını sormayın, büyük rütbeli askerlerin yaşlı olduğu ve kulaklarının iyi duymadığı bir dönemden kalmış olabilir. Ya da savaş gürültülü ortamlarda anlaşmayı sağlamak için öyle yapılıyordur. Sanırım, öyle fonetik, fonetik konuşunca, karşımdakilere oldukça komik gelmiştir. Oysa gerçek hayatta konuşurken öyle konuşmuyoruz. E ama bize Türkçe'nin yazıldığı gibi okunan bir dil olduğu yani fonetik bir dil olduğu söylenmişti. Oysa Türkçe Fonetik bir dil değil! Konuşurken bazı harfleri yutuyoruz. Özellikle yabancı kökenli kelimelerde yazıldığından çok daha değişik telaffuz (söyleyiş) edebiliyoruz. Konuşurken kelimelerin arasını birleştirebiliyoruz. İyi ama okullarda bunların hiç biri öğretilmiyor. Öğretilmiyor derken, bunu sistemetik kurallar bütünü haline getirip, öğrencilere monoton bir sesle aktarmak ve sınavda sormak, öğrenmeyi sağlamıyor. Ezberletmeye ve sınavdan sora unutmaya dayalı dil bilgisi ve Türkçe dersleri yerine, iyi konuşmayı ve bunu yaparken yazmayı da öğretmeye çalışmak daha etkili olabilir. Yaşayarak, konuşarak öğretmek, bunu öğrencilerin yaşama aktarmalarını sağlamak, yani onları eğitmek gerekli. Örneğin Türkçe'de sesli harfleri kelimedeki yerine, söylenişine göre farklı kullanmamız gerekiyor. "Üçe aldım, beşe sattım ve çok kar ettim" cümlesinde "kar" ekonomik faaliyet sonucunda elde edilen artı gelirdir. Kalkıp, "kışın yağan kar" ile aynı söylenirse konuşmanız çok garip olur. Sen de a harfine inceltme koy öyle yaz diyebilirsiniz ki o da başka bir sorun.
Türkçe konuşurken genel yanlışları yapmaktan kurtulmak mı istiyorsunuz? Kendinize Türkçeyi iyi konuşan ve kullanan kişileri örnek almaya ne dersiniz? Twitter'da Suha Çalkıvik'i @SuhaCalkivik takip edin. Web sitesi ise https://web.itu.edu.tr/calkivik/ "Kimdi?" diye merak ediyorsanız şu ses dosyasını dinleyin. Hemen hatırlayacaksınız. 
Türkçe'yi çok iyi konuşan ve bunu hayatına da çok güzel yansıtarak örnek olan başka kişi de Boğaçhan Sözmen. Onu da Twitter'da @bsozmen kullanıcı adı ile bulabilirsiniz. Web sitesi de https://www.bogachansozmen.com/ Onun da ses örneği bu linkten dinlenebilir.

Sözün Özü 

Türkçe öğreten öğretmen öncelikle kendisi iyi Türkçe konuşmalı ve örnek olarak öğrencilerinin önünde olmalı. Kırık Türkçe konuşan, "cağım, ceğim" diyerek düzgün konuştuğunu sanan siyasetçiler gibi konuşmamalı. Yabancı dil öğretmeni o dili kültürü ve söyleyişi ile düzgün kullanabilmeli. Çorum ağzı ile yabancı dil konuşma bir yana bırakılabilse de, bir dili öğretmek için o dilin yaşayan kültürüne de sahip olmak gerekir. Örneğin, artık kimse "Hello, how are you?" diye sormuyor. Cevap da "Fine thanks and you?" şeklinde verilmiyor. Dilin canlı ve zamanla değişen bir yapıda olduğu ve bebekler gibi dinleyerek ve konuşarak öğrenildiği unutulmamalı.

3 Eylül 2020 Perşembe

Paypal İşe Yarardı. Neden Kapandı?


Neden Paypal Hakkında Yazıyorum?

Bu konuda Simto Alev blogunda "Türkiye’deki PayPal Yasağı Bize Zarar Veriyor" başlığı altında çok detaylı bir yazı yazdı. Barış Ünver de "Başka kimler yazar?" diye Twitter aracılıyla bir canlandırma yaptı. 


Yazmayı istediğim bir konu olmasına rağmen hemen yazamadım. Yola çıkarken yanıma bilgisayarın güç kaynağını almayı unutmuşum. Yenisini alıp, kargodan gelmesini bekleyene kadar bir iki gün daha geçti. Ama sonunda güç kaynağı geldi ve ben de başına oturup yazdım. Dolayısıyla biraz geciktim. Ben olanı biteni anlatan ve Paypal'in ülkemizi hizmet alanından çıkartması ile sona eren süreci anlatmayacağım. Zira Simto Alev bunu harika bir şekilde yazmış. Ben kendi kişisel deneyimimi dile getireceğim.

Paypal İle Tanışma

2010 Sonunda DealeXtreme  üzerinden alışveriş yapmaya başladığım zaman güvenli bir altyapı sunduğundan Paypal kullanmaya başladım. Alacağımı alıyordum ödeme kısmına gelince Paypal devreye giriyordu. Ödemeyi yaptığımda bir kaç kuruş Paypal payı veriyordum. Bir süre her şey güzel gitti ama sonra İnternet üzerinden yurdumuzda para kazanan kuruluşların vergilerini vermeleri ve burada bir ofis açmaları bir de ilgili verilerini burada tutmaları zorunluluğu getirildi. Paypal bunların hepsini yerine getiremediği için kendisinin yaptığı başvuru geri çevrilince Türkiye'ye yaptığı hizmet kapatıldı. Bir gün gelecek bunun ne kadar hatalı bir uygulama olduğunu ve yurdumuza girecek yüklüce dövizin bu yolla kaybedildiğini herkes anlayacak diye düşünüyorum. 

Paypal ilginç bir sistem ile ortaya çıkmıştı. Çok düşük komisyon ödeyerek para transferine izin veriyordu. Eğer ülke dışında birine para gönderdiyseniz ya da yurt dışından hesabınıza para gönderilmişse ne demek istediğimi anlarsınız. Bankalar ya da para transferi yapan kuruluşlar bu hizmetleri için sizden çok büyük miktarlarda komisyon vs adında paralar alırlar. E ne olmuş yani, diyenleriniz olabilir. Diyelim kendi halinizde mal veya hizmet üretip yurt dışına pazarlıyorsunuz. sıra paranızı almaya geldiğinde kucak sizi bekliyor. Zira zor kazandığınız paranın transferi için fazla bir seçeneğiniz yok. Paypal size hem sayısal bir cüzdan hem de para transferi sağlayan ortamını kullandırmıyor artık. Gerçi sayısal paralar ile bu işi yapma şansınız var ama onları da gerçek paraya çevirmek için bir dolu yol yordam bilmeniz lazım.

Ödeme Yapmak İçin Hala Bir Yol Var

Paypal dünyada hala pek çok küçük esnaf ve sanatkarın kullandığı bir ödeme aracı. O nedenle yurt dışından alışveriş yaparken zaman zaman Paypal ödeme seçeneği dışında bir çıkar yol yok. Artık  hesabınız olmaması veya Türkiye gibi hizmetin olmadığı bir ülkeden şanssız biriyseniz, Paypal kredi kartı ile ödeme imkanını kullandırıyor. Biraz kafa göz yararak alacağınızı bu şekilde alabiliyorsunuz (yabancı dil bilmeniz şart).  Tabi sistemi ABD veya İngiltere gibi bir yerden ürünü aldığınıza ikna etmeniz gerekebiliyor. Sonuçta kredi kartı ile ödeme yaptığınız bir yurt dışı işlem. Oluyor.

Ödeme almak içinse yurt dışında bir banka hesabınız olması ve onun üzerinden para transferi yapmaktan başka bir seçenek yok. Bu yüzden pek çok hayal kırıklığı yaşayan küçük girişimci tanıyorum. 

Yani ne?

Ülkemizde Youtube gibi bir video ortamlı sosyal ağ, Wikipedia gibi bir Ansiklopedi yıllarca erişim yasaklı kaldı. Yüzbinlerce web sitesi hala yasaklı. Yani İnternet konusunda Çin gibi bir ülkeyiz. Yoğun baskı ve sansür var. Olması gereken bu yapılanların yapılmaması. Bir gün gelecek, bu yanlışlardan dönüp, özgür bir İnternet sağlayacak yöneticilerimiz olacak. İnanıyorum.

1 Haziran 2020 Pazartesi

Kapitalizm Dürtüsel Midir?


Soluk Alamıyorum!

Ekonomi başlangıç derslerinde ihtiyaçların sınırsız, kaynakların ise sınırlı olduğu söylenir.
İnsan hep daha fazlasını ister. Öyle ki yaşamını sürdürebileceğinden de fazlasına sahip olsa durmak bilmez. Hep daha çoğunu elde etmek için uğraşır. Bu durum mantık ile açıklaması zor bir davranış şeklidir. İnsan gereğinden fazlasını neden ister ki? Refah içerisinde yaşayan bireyin sınırlı olan yaşam zamanını daha çok keyif alabileceği şeyler yerine daha çok kazanmaya iten neden ne olabilir? İlkel şartlara alışmış beynimizin derinliklerinde işleyen bir sistem yeni bir şeyler elde ettikçe mutluluk hormonu salgılıyor olabilir mi? Belki de bu durum harcayamayacak kadar çok şeye sahip insanların daha çok kazanmak için uğraşıp durmalarını sağlayan dürtüsel bir sistemdir.
Dilerseniz evlerimizde birlikte yaşadığımız sevimli minik canlılardan biri olan kedilerin davranışlarını gözlemleyelim. Kediler evin her yanındaki eşyalarına sürtünüp kokularını bırakarak işaretlerler. Bu diğer kedilere ben buradayım ve bu bölge benim demenin kedice bir yoludur. Kedi bıkmak bilmeksizin sürekli bu davranışını yeniler. Bölgesi olarak işaretlediği yere yaklaşan tanımadığı başka kedilere tıslar, bağırır kimi zaman da saldırır ve oradan yabancıları uzak tutar. Çok uzaktan akraba olsak da kedilerin bu davranışı bana özel mülkiyet kavramını hatırlatır. Toprakları sahiplenip, başkalarını uzak tutarak koruyan atalarımızın bundan pek farkı yok gibi. Dünyanın istediğimiz yerinde istediğimiz kadar kalmak ve dilediğimizde başımızı alıp gitmek varken, görece küçük bir alanı yurt edinip kalmak belki de özgür irade ile alınan bir karar değil de, dürtüseldir. Dağın eteklerine yerleşip, ilerideki düzlükte tarım yapan birini düşünün. Ona "Biri" diyelim. Biri bu bölgeden kısa süreliğine uzaklara gittiğinde de ev dediği yeri özler. Geri dönmek için istek duyar. Biri yurt edindiği bu yere döndüğü zaman da mutlu olur. Bu durum ilkel dediğimiz tarih öncesinden kalma olan beynimizin, güvende hissetmek için bizi alet ettiğinin bir göstergesi olabilir.

Kapitalizmin fikir babası sayılan Adam Smith ünlü kitabı "Ulusların Zenginliği"nde bu ekonomik düşünce sistemi ve pratiğini "Doğal Özgürlüğün Sistemi" olarak adlandırmıştır. Belki de o da bunun insanın doğasından gelen dürtülerle böyle bir ekonomik sistemin dürtüsel olduğunu vurgulamıştı.
Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler şeklinde sloganlaştırılan liberal düzen bu sınırsızlığı geçmişte doğru kullanamamıştır. Örneğin göz alabildiğine uzanan tarım alanlarını işleyebilmek için insan gücüne ihtiyaç duyan Yeni Dünya gemilere istiflediği insanları köle olarak bu yeni topraklara taşırken kendini bunun doğru olduğuna inandırmıştır. Bunda Kapitalizm'in hiç mi etkisi yoktur? Tabi vardır. Mülkiyet kavramının çerçevesini genişletmekte ne sakınca vardır ki? Bu durum vicdanları rahatsız ettiğinde ise ortadan kalkmamış dönüşmüştür sadece. Günümüzde hala daha iyi hayat şartları için gönüllü olarak bir yerden başka bir yere göçmek çok da farklı değildir. Bulunduğunuz yerde kaybedecek bir şeyiniz kalmadıysa en azından karnınızı doyurmak ve bir barınma yerine sahip olabilmek için göç etmek, istiflenerek gemilerle Yeni Dünya'ya taşınmaktan çok da farklı değildir. Savaş nedeniyle Suriye'den kaçan insanların durumu çok yakın bir örnektir. Üstelik Kapitalist sistem artık satın alıp pek çok sorunla karşılaşmak yerine kiralamanın daha sıkıntısız olduğu noktasına gelmiştir. İnsanlar gönüllü olarak kendilerini, beyinlerini kiralamaktadırlar. Karın tokluğuna ve göreli olarak biraz daha iyi barınma şartlarına karşılık çok sayıda iş gücü bulabilmek sistemi ister istemez besleyecektir. Buraya kadar hepsi insanın dürtüsel olarak sürüklenip kapıldığı bir sistem söz konusu. Şartların dengesiz olarak dağılması çok da sıkıntı yaratmaz. Zira sistem size bir gün çok daha iyi şartlarda yaşayabileceğiniz kapıyı açık tutar. Pastanın tamamına yakın olan kısmını elinde tutan azınlık bir gün onlar kadar iyi durumda olma umudu taşıyan insanlar tarafından rahatsız edilmeden yaşayıp gider.

Zaman zaman bu rüya halinden uyanmalar yaşanır. Yakın zamanda yaşadığımız Amerika'daki ırkçılık karşıtı protestoları böyle durumlardandır. Adalet anlayışında karşılaşılan çarpıklık, kitleleri silkip ayaklanmalarına ve sistemin adaletli işlemesi için hareketlenmelerine neden olabilir. Organize olmayan insanları yönlendirmek ise kolaydır. Provokasyon ile protestoları yağma hareketlerine çevirmek çok kolay olduğundan bunun kullanıldığını görmek kimseyi şaşırtmaz. 
İşin garip yanı genetik olarak insanların birbirine çok yakın oldukları gerçeğinin ortada durmasıdır.  İnsanın deri rengi kahverenginin tonlarıdır. Bir tek insan ırkı vardır. Ufak farkları büyüterek Irkçılık yapmak ise bilinçli bir tercihtir. Bunda Kapitalizmin etkisini yadsımak mümkün değildir. Diğer ideolojilerde de durum farklı sonuçlar vermemiştir aslında. İş gelip, dediklerini güçle kabul ettirmeye dayandığında, Kominizim de oldukça kötü bir sınav vermiştir. "İzm"ler insan düşünceleridir. İnsan düşüncesi kaynaklı sistemlerin dürtülerden etkilenmemesi mümkün değildir. 

Ahlak konusunda fazlaca düşünmüş olan Immanuel Kant "evrensel bir ödev ahlakı var" noktasına ulaşmıştır. Buna göre, insan izleyen kimse olmasa da doğru davranmalıdır. Örneğin, biri cüzdanını yere düşürdü mü, ödev ahlakı gereğince onu kimse alıp, cebine koymamalıdır. Cüzdanı düşüren farkına varıp, geçtiği yolları takip ettiğinde cüzdanını bulabilmelidir. Olmayacak bir şey değil, ama oldukça zor, değil mi? Kant insanların özde iyi oldukları kabullenip, yola çıkmıştır. Oysa iyi insanlar olduğu gibi kötü insanlar da vardır. Hatta kimse saf iyi ya da saf kötü değildir. İçinde yaşadığı aile, toplum ve genetik geçmişi büyük oranda kişideki iyi-kötü karışımını şekillendirir. Büyüklerinden ve çevresinden, kendini bildiğinden beri ırkçı davranışlar görüp, öğrenen biri erişkin olduğunda, ırkçı eğilimlere sahip olabilir. Yine de yakın çevresinde örnek bir ebeveyn olarak nitelenebilir. Aynen Kant'ın bahsettiği savaşta insan öldürmeyi kahramanlık olarak gören toplumsal ahlak, Irkçılığı da normal bir davranış kalıbı olarak benimseyebilir. Eğer siz de özgür irade yoktur diye düşünüyorsanız, bireyin ırkçı bir toplumda, diğeri olarak gördüğü kimselere saldırgan davranışlar göstermesini beklersiniz. Oysa, kimi zaman öyle olmayanların da bulunmasını beklemek gerekir. Aksi taktirde, insan ırkının daha insancıl bir geleceğe gitmeyeceği kötümserliği akılları ele geçirecektir.
İyi ya da kötü, Kapitalizm ekonomik olarak başarılı olduğu sürece, dürtüsel olsun ya da olmasın sürecektir. Ancak herkes için dayanılmaz bir hal aldığı zaman, ihtiyaçlar yönünde değişebilir ya da yerini başka bir sisteme bırakabilir. Sadece bir kaç insan öyle istiyor diye değil. 

12 Şubat 2020 Çarşamba

Kişisel Gelişim Reçeteleri Neden İşe Yaramaz.


Aslında kişisel gelişim ile ilgili reçeteler işe yarayabilir, tabi bünyeye uyan, doğru ilaç verilirse!
"E o zaman neden öyle başlık atıyorsun?" Diyebilirsiniz. Açıklamaya çalışayım.
Doktora gittiğinizde önce hastalığınızın ne olduğunu anlamak için sizden şikayetlerinizi dinler. Sonra şüphelendiği hastalıklara ilişkin incelemeler (tetkik) ve tahliller ister. Gelen sonuçlara göre hastalığınızı tanımlar ve ona göre gereken tedaviyi size anlatır, ilaçlarınızı yazar. Büyük ihtimalle teşhis doğru olur ve tedavisi bulunuyorsa, siz de doktorunuzun tavsiyelerine uyarak tedavinizi olur ve iyileşirsiniz.
Geri planda doktorunuzun yıllar boyu süren, hatta devam eden eğitimi ve tecrübesi vardır. Zaten bu yüzden tedavisi 50-100 liralık ilaçlarla yapılabilen bir hastalık için yüksek bir muayene bedeli ödersiniz. Aslında ödediğiniz kısım, yıllardır süren eğitim ve deneyimden sizin payınıza düşen bedeldir.

Kişisel Gelişim için Ayrılacak Bütçe Ne Kadar Olmalı?

Kişisel gelişim kitapları ya da danışmanlıklara yönelirken bu örnek çok işinize yarayabilir. Zira siz rahatsız eden hastalık gibi kişisel gelişim ile iyileştirmek istediğiniz yönlerinizin neler olduğunu bilmeniz ve o yönlerdeki eksiklikleri gidermeniz ile kendinizi geliştirebilirsiniz. Örneğin, eğer yıllardır pek kitap okumuyorsanız, kitapçıların kişisel gelişim raflarındaki kitapları gelişi güzel alıp okuyun: Kelime hazineniz gelişir. Daha kolay yazı yazabilirsiniz. Biraz dikkatli okursanız yazım kurallarında yaptığınız hatalarınız düzelir. İşten geldiğinizde yarım saat kadar okuduğunuz kitaplar stresinizi atmanıza yardımcı olur. Konuşurken daha renkli ve dinlenebilir cümleler kurabilirsiniz. Ancak bunu diğer kitapları okuyarak da yapabilirsiniz. Oysa kitapçıdaki kişisel gelişim kitabı raflarına bunun için gitmemiş olabilirsiniz. Yan etkisi faydalı olur, fena mı?
Kişisel gelişimin etkili olması ve işe yaraması için ne gibi konularda gelişime ihtiyaç duyduğunuzu saptamanız gerekir. Her mesleğin, her işin kendine göre ihtiyaç duyduğu belirli özellikleri vardır. Yani eğer işinizde gelişmek istiyorsanız işinizin gereklerinin neler olduğunu bilmeniz gerekir. O işin gerektirdiği çalışan yetkinliklerinin neler olduğunu bilmeniz gerekir. Eğer hasbelkader bir işe girmemişseniz bu yukarıda sayılanlar büyük ölçüde zaten sahip olduğunuz yetkinlikler ve özellikler ile örtüştüğünden oradasınızdır. Bu durumda, hedef aldığınız kariyer basamaklarını adım adım çıkmak için eksiklerinizi tamamlamanız gerekir. İş ile ilgili kişisel gelişim ihtiyaçlarınızı eksiklerinize bakarak tamamlayabilirsiniz. Zaten meslek içi eğitim ile işvereniniz size kariyerinizle ilgili gelişme fırsatlarını sunmalıdır. Zira insanlar yaşlanır ve bir süre sonra istenen iş performansını sürdüremezler. İşin sürdürülmesi için gidenlerin yerlerinin doldurulması, gideceklerin de yedeklerinin hazırlanması gerekir. Aynı zamanda ilerleyen yaşlardaki çalışanlardan daha iyi verim alabilmenin yollarını da aramak işin yöneticisinin önemli bir sorumluluğudur.
Bunların ötesinde, ilgili mesleki alanlarda kendinizi geliştirmek standart gelişmenin ötesine geçerek diğerlerine göre avantaj kazanmanıza yol açabilir.
Kişisel gelişim için ayıracağınız birikim, öncelikle bütçenizi sarsmayacak kadar olmalıdır. Unutulmaması gereken, sizin cebinizdeki paranın kabul edilebilir bir miktarda azalırken başkalarının da sebepsiz zenginleşme düzeyine çıkmayacak kadar bundan pay almalarının makul olduğudur.

Görsel bu adresten alınmıştır.

Kültürel Gelişim

Kültür insanın gelişimini en çok etkileyen çevresel faktördür. Doğduğunuz ve büyüdüğünüz yerin kültürü sizin nasıl biri olacağınızı büyük ölçüde etkiler. Kültüre uyum sağlarız. Örneğin farklı bir ülkeye ve kültüre maruz kaldığımızda ona uyum sağlarız. Kim olduğumuzu etkiler ama tamamen değil tabi. Kültüre uyum sağladığımız gibi onu değiştirip geliştirebiliriz de. Yani kültürel etkileşim çift yönlüdür.
Maslow'un ihtiyaçlar piramidi teorisi ilginçtir.
1- Fiziksel ihtiyaçlar,
2- Güvenlik ihtiyacı,
3- Sevgi. ait olma ihtiyacı,
4- Saygı görme ihtiyacı,
gibi evreler tamamlanmadan ya da bu evrelerde eksikler bulunması halinde kendini gerçekleştirme denilen en üst seviyedeki kişisel gelişimin doruk bölümü gerektiği gibi gerçekleşmez. Bu beş aşama aslında insanı uygar yapan bir sürecin yol haritasıdır.

Toplum ilerleyebilmek için kültürel yapısını iyileştirmeyi sürdürülebilir kılmalıdır. Bu nedenle toplumdaki bireylerin yukarıda sözü edilen ihtiyaçlarının karşılanması bu yapılırken de bireylerin etkin olarak bu ihtiyaçları karşılamak için çalışması gereklidir. Zira toplum bireye balık vermemeli onu tutmasını yada yetiştirmesinin yollarını göstermelidir. Böylece bireyler gerektiğinde ve kaybedildiğinde tekrar kendi kendine bu ihtiyaçlarını sağlayabilecek yetkinliğe erişmelidir. Toplumdaki tüm bireyler kişisel gelişimlerini gerçekleştirmeli ve sürekli olarak daha iyiye erişmek için çaba göstermelidir. Bu gelişme diğerleri için mutsuz edici değil, yüreklendirici olmalıdır.

Düşünsel Gelişim

Albert Camus eserlerinde -La Chute (Düşüş) ve L'Homme Revolte (Başkaldıran İnsan), La Peste (Veba)- düşünsel gelişimi iki döneme ayırmıştır. Birinci dönemde, dünyanın saçmalığı ve yaşamın anlamsızlığı ve dolayısıyla saçma kavramı üzerinden durmuştur. İkinci dönemde ise bu saçmalığa karşı: Dünyanın anlamsızlığına başkaldırmak, toplumu değiştirmek, kötülükleri gidermek ve daha iyi bir düzen kurmak için neler yapılması gerektiği üzerinde durmuştur. Buradan yola çıkarak düşünsel gelişimin kişi için önemli olduğunu ileri sürebiliriz. Zira toplumun bireylerinin düşünsel açıdan gelişmesi nihai anlamda toplumun daha iyiye doğru gidebilmesini sağlayabilir. Camus dünyanın saçmalığını bile bile kötülüklere karşı çıkmanın bir gereklilik olduğunu dile getirmiştir.

Kendini geliştirmeye çalışmak bu anlamsız ve sonlu dünyada bir başkaldırıdır. Olanı değiştirmek ve daha iyisine ulaşmak için bir savaştır. Önderi ise siz olabilirsiniz bir Kuantum Yaşam Koçu değil.

Gerçekten her şey çok saçma ve anlamsız bile olsa mevcut durumumuzu içinden çıkılmaz hala getiren kötülükler ve kötü insanları hiç bir şey yapmadan kabullenmek çok aciz bir durumdur. Kötülüğü düşünsel gelişim için çaba göstererek yenebiliriz. Hiç yoktan azaltabilsek bile bu önemli bir gelişme olur.

Kişisel gelişim de kulağa saçma gelebilir. Çünkü saçma bir dünyada amaçsız bir yolculuk gibi algılanabilir. Kısmen doğru olabilir. Örneğin kendimi geliştireyim derken, ne olduğu belli olmamakla birlikte CV'lerine "Kuantum Yaşam Koçu" gibi ihtişamlı unvanlar yazmış insanların potalarında erime tehlikesi de vardır.

Yaşam yolu uzun bir macera da olabilir, iki kapılı, 10 metrekarelik bir oda da. Önemli olan, ona bizim katacağımız anlamdır. Uzun bir yolda hakikati aramak ya da boş verip, hazır bir reçeteye güvenmek arasında bir seçim yapmak bize kalmıştır.

Hangisini seçersiniz?

-------------------------------
Okumak İçin Güzel Bir Gün!



Mutluluk Saçan Işık: 

Çoğu Bilim Kurgu, Bazıları Sadece Kurgu Hikâyeler isimli kitabımı okumaya ne dersiniz?

Çok sürükleyici ve elinizden bırakamayacağınız bir öykü kitabı.
Sadece Google Kitaplar'da satılıyor.



-------------------------------


Ey Eurovision Sen Kimsin?

Yapay zeka, hayatımızın birçok alanına girmeye devam ediyor. Ben de bir süredir blog yazılarımı YouTube'a aktarıyorum. Neyse ki, 10 yıl ...