11 Haziran 2010 Cuma

Nasıl bir fotoğraf makinesi almalı? (2)


Yeni bir fotoğraf makinesi almak istiyorsanız öncelikle ihtiyaçlarınızı belirleyin! Artık bir şeylerin değişmekte olduğunu da aklınızın bir köşesinde bulundurun. Öncelikle fiyatlar düşme eğiliminde. 5 yıl önce basit 5Megapiksel 3x yakınlaştırma yapabilen fotoğraf makinesine verdiğiniz para ile şimdilerde profesyonele yakın kalitede çekim yapabilen 10-12 Mp 20x üzeri yakınlaştırabilen bir DSLR benzeri makine edinebilirsiniz.

Fotoğraf makineleri ile video kameraların arasındaki fark giderek azalıyor. HD (720p), hatta Full HD (1080p) video çekebilen compact yada SLR benzeri fotoğraf makinelerini makul fiyatlara edinebilmek mümkün. Dolayısıyla tercihiniz bu yönde olacaksa Nikon Coolpix P100 veya benzeri bir cihaz işinizi görecektir.

Türkiye'de "vergiydi", "ithalat maliyetleriydi" derken, fotoğraf makinesi fiyatları alıp başını gittiği için yurt dışından getirme imkanınız varsa değerlendirmeyi düşünün. 2,5-3 kat fiyat farkı olduğunu belirtmek isterim. Sanırım artık garanti avantajına ramen iyi bir alternatif maliyet ortaya çıkmış durumda. Oysa amatör fotoğrafçılık iyi bir boş zaman uğraşı olabilir. Bunun desteklenmemesi bir yana üzerinden fazladan vergi alınmasını anlamak zor.

DSLR türü fotoğraf makineleri almayı düşünüyorsanız, bu tür makinelerde de büyük oranda film çekebilen türler yaygınlaşıyor. Bu da bir tercih sebebi olabilir. Ancak DSLR makinelerde gövdeye ayrı, objektife ayrı verdiğiniz para miktarının can acıtabilecek düzeyde olabileceğini unutmamak lazım. Buna ek olarak fazla malzemenin taşınırlık üzerindeki olumsuz etkisini de unutmamalı. Gene de belirteyim iyi fotoğraflar çekmek istiyorsanız DSLR bu konuda kısa yoldur. Aslına bakacak olursanız DSLR makineler ile diğerlerini karşılaştırmak da çok doğru değil. Elma ile Armut'u karşılaştırmak gibi bir durum.

Bu arada, Ara Güler üstadın sözünü unutmamak lazım: "İyi fotoğrafçı, dikiş makinesiyle de fotoğraf çeker."

Satın alma öncesi en kolay yöntem ihtiyaç listenizi hazırlayıp daha sonra aradığınız nitelikteki makineleri karşılaştırıp size en uyanı belirlemek olabilir.

Önem verdiğiniz özelliklere göre örneğin:
  1. Titreşim önlemesi var mı? 
  2. En fazla yakınlaştırması ne kadar? 
  3. Yüksek ISO değerlerinde çekim kalitesi nasıl? 
  4. Saniyede ard arda kaç çekim yapabiliyor? 
  5. En yüksek video çekim çözünürlüğü ne? 
gibi sorular hazırlayın ve bu sorularınızın cevaplarını karşılıklı olarak bulun.

Sayısal fotoğraf makinesi özellikleri ve çekim örneklerini karşılaştırabileceğiniz bir web sitesi, tercihinizi yaparken işinizi kolaylaştırabilir.

Karşılaştırma için http://www.digitalversus.com, http://www.enucuzbul.org, http://www.nikon.com.tr/compareproducts.php veya benzeri siteleri kullanabilirsiniz. Ancak kesinlikle dükkana gidip orada satıcıdan bunu sizin için yapmasını istemeyin! Ya da bunların hangisi iyidir diye tavsiye istemeyin.

2 Haziran 2010 Çarşamba

Mevsimlik İndirimler


Özellikle giyim mağazalarının yaptıkları mevsimlik indirimler beni şaşırtıyor.

Mevsimin başından sonuna kadar indirimsiz fiyatla sat, mevsim sonu geldiğinde indirim yapıp aynı ürünleri yarı fiyatına sat. Bu durumda indirim olmadığı zamanlarda sattığın ürünlerden alanları enayi durumuna koymuş olmuyor musun? Ayrıca indirim yapıp da kar edebiliyorsan, hep düşük fiyattan sat gitsin.

Daha da komiği, indirim için üretilen ürünler diye bir kavram olması. Yani mevsiminde satılan ürün diye aldığın ürün aslında indirim zamanı satılmak için üretiliyor. Bu daha da şaşırtıcı.

Teknolojik ürünlerde durum çok daha garip. Ürün eğer marka ve özel bir içerik ürünüyse üretim maliyeti ile satış fiyatı arasında uçurum olabiliyor. Apple bu işi en iyi uygulayanlardan.


2 milyon adet iPad bir çırpıda satıldıktan sonra Türkiye'de olası satış fiyatı 1200 TL civarında olacakmış. Benim tahminimle 300 lira gibi bir maliyeti olan cihaz için yüksek bir bedel değil mi? Bu da şaşırtıcı işte.

30 Mayıs 2010 Pazar

MOBESE Kameraları Her Yerde

Telekom Direkleri Kaldırımları Ele Geçiriyor başlıklı yazımda Ankara'nın her yerinde dikilmeye başlanan direklerden söz etmiştim. Yazının yorumunda belirttiğim gibi bu direkler MOBESE sistemi için dikilmişler. Şimdi yavaş yavaş üzerlerine donanımları yerleştiriliyor.

Bahçelievler 7. Caddede neredeyse her 25 metrede bir direk dikilecek yerler hazırlanmış. Bu direklerdeki kameralardan bir ikisini nete de bağlasalar da gidemeyenler bu vesile ile caddede neler olup bittiğini görebilse iyi olmaz mı? ;)


Gülümseyin ve el sallayın, MOBESE'desiniz!

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Pisa Kulesinde Pizza Yenir mi?

Tadım Pizza'yı Üniversite yıllarımdan beri bilir ve severek orada yemek yerim. Bu keyfimi eşimle ve çocuklarımla da paylaşıyoruz. Ailecek geçenlerde Tadım Pizza'ya bir ziyaret daha yaptık. Sevdiğimiz ortamda güzel bir yemek yedik. Çocuklara da birer balon verdiler. Evde az önce bu balonlardan biri gözüme ilişti ve fotoğrafını çektim.

Yıllardır gördükçe aklıma takılan, İtalya'nın meşhur yatık kulesinin resmi pizza yazısında "i" harfinin yerini almış. Malum kule, "Pisa Kulesi" olarak da bilindiğinden sanırım bu logo tasarlandığı sırada çağrışım yapmış. İşte biraz alakasız ama ses benzeşimi mi desem bilemiyorum, ne zaman görsem şaşırırım bu logoyu.

Hatta bir defasında o taraflara gittiğimde sırf "İtalik" düzende duran yazıyı adam etmek, kuleyi düzeltmek için elimden geleni yaptım ama çabalarımın pek bir faydası olmadı sanıyorum. Aşağıda bu çabamın kanıtı yer alıyor.




Şaşırdıklarım dizisi aldı başını gidiyor. Ben de ne kadar çok şeye şaşırdığıma şaşırıyorum ya neyse.

21 Mayıs 2010 Cuma

Alışveriş Merkezinden Mall'a

Alışveriş Merkezi kavramı oturmuşken çok lazımmış gibi bunun Amerika'daki şekli olan "Mall"ı her bir yere iliştirmek pek bir tercih edilir oldu da, ona şaşırıyorum.

Örnekleri Ankara'dan vereyim: Ankamall, Malltepe, son olarak da Karum'un önüne diktikleri totemlerin üzerine Mall yazmışlar.
 Bu ad birleştirmeleri ve göndermeler çok da gerekli bir şey değil. Siz ne düşünüyorsunuz?

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Bilimkurgu Filmlerde Şaşırdıklarım


Ne zaman bir bilimkurgu (Science Fiction) film seyretsem bazı detaylara takılıyorum. Geçen gün bir bilimkurgu daha seyrettim. Film bilimkurgu, konu ise bildiğiniz eski sömürgecilik yıllarını anlatan bir ana temaya sahip. İnsanlar gezegene gelip doğal kaynakları sömürüyorlar. Sen kalk bunca yolu gel, genetikte  son noktaya gel uzaylıların bile kopyasını üret, her türlü atmosfer şartlarında uçabilen araçlar yap, galaksiler arası gitmeyi becer, sonra gittiğin gezegende orta çağ kuralları işlet. Bu mu uygarlık?

Sadece bu film değil pek çok bilimkurgu filmde bazı şeyler beni şaşırtır.

Unutmadan bilimkurgu konusunda kesinlikle hiç bir şey söyleyemediğim ve o dönemde böylesi kült bir film yapabildikleri için kendilerine saygı duyduğum "Dünyayı Kurtaran Adam" filmi ekibini ayrı tutuyorum.


Bilimkurgu Dizi ve Filmlerde Şaşırdıklarım:
1) Bilim kurgu filmler ne kadar geleceği ya da yeni durumları anlatmaya çalışsa da aslında insanlık tarihinden konuları alıntılıyorlar (yeni bir takım konular bulanı az)
2) Olası akıllı yaşam şekilleri, nedense hep insansı (humonoid) Bildiğiniz insan vücudu, popüler vücut şekli boyutu, parmak sayısı (arada 3 parmak popüler) değişebiliyor.
3) Yaşam şekilleri anlaşılmaz bir biçimde birbirleri ile ilişkiye geçebiliyor (konuşuyor, aşık oluyor, savaşıyor vs.)
4) Tüm belalar ABD'yi buluyor. Tüm uzaylılar gene ABD'yi öncelikle ziyaret/istila ediyor. Gene dünya batsa kurtulan 5-10 kişi ABD'li oluyor.
5) Uzaylılar hep kötüler. Ya da dünyalılar kötü. İlla bir düşman var.

Bu liste uzatılabilir tabi ama uzun yazıları okumaktan sıkılanları düşünerek burada kesmek en iyisi.

Hıyar Kokusu (küçük hikaye)

Yazın en sıcak zamanı. Temmuz devrilip, Ağustos yönetimi ele almış. Evin içi direkt güneş aldığından "yanıyür". Telaşla FT8 yapan ...