2 Aralık 2016 Cuma




Basmakalıp sözler vardır. Bazıları mantıksızdır. Mesela: "Ölümlerin birinci nedeni doğumlardır" gibi. Aslında şakadır bu söz. Doğumda hayatını kaybedenler için söylenmemiştir. Sadece basitçe; tüm ölenlerin, doğdukları için zamanı gelip de bir gün öldükleri gerçeğine gönderme ile ironi (mizah) yapar.
Dünyada saçma sapan insan davranışları ve düşünceleri nedeniyle kendi cehennemimizi yaratıyoruz. Tarih boyunca hep iyi amaçlarla ortaya çıkmış ideolojiler sonunda destekçilerinin diğer görüşlere olan toleranslarının azlığından ölüm ve savaşlara neden olmuştur. "Öldürme!" diyen dini görüşler hala katliamlara neden olmuyor mu?


Nobel ödülleri dinamiti icat eden adamın yüzünden ölen insanların kanlarını sızdırmıyor mu bir taraflarından?

Devlet yönetenler, her türlü olur olmadık nedenden kendi vatandaşlarına olduğu gibi başka ülkenin vatandaşlarının yaşam hakkını ellerinden almıyor mu?

21 yüzyıldayız ama hala savaşlar sürüyor. Sizce, kurduğumuz uygarlık zekice ilerliyor mu?


Dünyanın en zeki insanlar "Yapay Zeka"nın insanlığı yok etme ihtimalinden korku ile bahsediyor. Olabilir, tabi biz kendi kendimiz daha önce yok etmezsek. Yani "Yapay Zeka" bizleri yok edecekse bunun için sırasını beklemesi gerekebilir.  Gerçi Yapay Zekayı üretmeyi başarabilirsek ve o da bizleri yok ederse, bunun nedeni yine insanlar olmayacak mı?

Doğanın dengesi yaşayanların birbirini yiyecek olarak tüketmesi üzerine kurulmuş. Bizler bu nedenle bu kadar vahşiyiz belki de. Yiyecekle aramızdaki tüm engelleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. O engel, bir insan olsa bile.

Varlığı bir kanıta dayanmayan uzaylılar belki de gerçektir. Ancak koca evrende bir yerden bir yere gitmek o kadar da kolay değil. Eğer bir kaç bin ışık yılı uzakta gelişmiş bir uygarlık varsa, buraya gelebilmek için aşmaları gereken fizik yasaları var. Hem bu kadar korkacak ne var? Uzaylılar yerküremize gelmeden, bir dev uzay kayasının karanlıktan çıkıp bizi yok etmeyeceği ne malum?


Sorulması gereken bir diğer önemli soru var. Acaba, biz uzaylıları yer miyiz? Diyelim ki, evrende bir yerlerde yaşayan akıllı canlılar bir yolunu bulup dünyamıza geldiler. Öyle bilim kurgu filmlerdeki gibi, şehrin üzerine geldi mi havayı karartacak kadar büyük değil de, içine 4 canlının sığabileceği mütevazı bir aracın 10 bin yıl önce dünyaya geldiğini, ve atalarımızın memleketi Afrika'ya indiklerini düşünün. Uzay aracının kapısını açıp, kendilerine şaşkınlık ve korkuyla bakan vahşilere o basmakalıp sözü etmişlerdir. "Barış için geldik!" Öyle insana falan değil de şans bu ya mesela koyuna benziyorlarsa o uzaylılar, o zamanki insanlar bu dört kafadarı ne yapıp edip yemişlerdir. Yani bir tür, "yemek ayağınıza kadar geldi". Olamaz mı? Bal gibi olur. Tarlasında uzaylı gördüğünü sanan köylü adamın onlara taş attığı zaman 21. yüzyıldaydı, hatırlatırlayın.

Görsel, NTV arşivinden alınmıştır. (http://arsiv.ntv.com.tr/news/86682.asp)

Ejderhalar, periler, cinler, cadılar gibi pop kültür ögesi haline gelmiş olan uzaylı ziyaretçilerin insanları kaçırıp, onları ameliyat etmeleri, tecavüz etmeleri ve benzeri hikayeleri bir kenara bıraktığımızda, "Uzaylılar bizi yer mi?" sorusuna verilecek cevap, belki "evet" olabilir. Ancak daha önemli bir soruyu bu nedenle gözden kaçırmamak lazım. Bir pundunu bulursak "biz uzaylıları yer miyiz?" Bana sorarsanız yeriz. Hatta yeterli miktarda uzaylı bulursak sadece çok lüks lokantalarda servis edilebilen yemeklerini bile yaparız. Bana "olur mu öyle şey canım?" demeyin. Dünyada yaşayan ne varsa yiyen bir türüz. Lütfen yeniden düşünün! Hele bir de buralardan uzaklardaki dünyalara gitmeyi becerebilirsek neler yapabileceğimizi (yemek olarak) hayal gücünüze bırakıyorum. Zaten bu yazının yerine, yemek tarifi verseydim, inanın çok daha fazla okuyanı olacaktı.

Sanırım en güzeli, uzaylıların dünyamıza gelmelerini beklemek.

Sağlıcakla kalın.

22 Kasım 2016 Salı



Yapay zeka insanlık için tehlikeli olabilir mi? Dünyanın en akıllı adamları bu soruya evet diye cevap veriyorlar. Bill Gates, Stephen Hawking ve Alon Musk(1) Yapay Zekanın yol açabileceği gelecek için oldukça kötümserler.

Öncelikle Yapay Zeka denildiğinde akla gelen: "İnsan zekâsına özgü olan, algılama, öğrenme, çoğul kavramları bağlama, düşünme, fikir yürütme, sorun çözme, iletişim kurma, çıkarım yapma ve karar verme gibi yüksek bilişsel fonksiyonları veya otonom davranışları sergilemesi beklenen yapay bir işletim sistemidir. Bu sistem aynı zamanda düşüncelerinden tepkiler üretebilmeli (eyleyici yapay zekâ) ve bu tepkileri fiziksel olarak dışa vurabilmelidir(2)."

Zekanın Temelinde Ne Var?

Öncelikle insan zekasının ardında koca bir evrim hikayesi var. Diğer hayvanlar da zekaya sahipler ve bu özelliklerini yaşamlarını devam ettirebilmek ve kolaylaştırmak için kullanırlar. Temelde, hayatta kalma ve neslini sürdürme bulunur. Temeldeki kod o kadar güçlüdür ki, zeka seviyesi ne olursa olsa hatta eser miktarda zeka bulamayacağınız en basit organizmalarda bile büyük bir kesinlikle çalışır. Eğer hayatta kalamıyorsan ve neslini sürdüremiyorsan var olmaya devam edemezsin. Böyle olanlar, evrim sürecinde elendiklerinden, yaşamını devam ettiren canlılar bu koda sıkı sıkıya sahiptir.

Yapay zeka, var olmanın ardından, hayatta kalma ve neslini devam ettirme konusunda farklı mı davranacak? Ya da bunu ne kadar önleyebileceğiz? Eğer bizdekine benzer bir yol takip edecekse, Yapay Zekadan korkmamız için önemli miktarda neden var demektir.

İnsanlar kolayca yalan söyleyebilir, aldatabilir, çalabilir, öldürebilir, doğru olmak yerine nabza göre şerbet verebilir, para, güç, zevk, rahatlığa sahip olabilmek için kötü olabilir, doğaya zarar verebilir.

Yapay Zekanın Bizimki gibi Olmasını İstediğimize Emin miyiz?  

Pek çok toplumsal kural, moral değerler, ideolojiler ve inanç sistemlerine rağmen insan kötü olabiliyorsa onun zeka özelliklerini taklit eden bir makine yapmaya çalışmak akıllıca olabilir mi?

İş bir karar vermeye geldiğinde ardından sonsuz ihtimal devreye girebilir. Bu ihtimalleri öngörüp, en doğru kararı vermek bir makine için zordan öte olmalı. Diğer yandan, böyle bir yapay zekanın insanın özelliklerini anlaması uzun zaman almayacaktır. En güvenilir bireyinin bile yalan söyleyebileceği, aldatacağı, çalabileceği, öldürebileceği, kendine ve çevresine zarar verebileceği ihtimalini değerlendirmek zorunda kalsanız, nasıl bir davranış yolu seçersiniz?

Şüphesiz, yapay zeka için durum bu kadar basit olmayacaktır. İnsanlar zayıf yönleri nedeniyle kolayca yönetilebilirler. Bunun farkına varmak da yapay zekaya sahip sistemler için zor olmayacaktır. Unutmamak gerekir ki, II. Dünya savaşı gibi yakın bir tarihte, bir ulus, bir delinin yönetiminde ölüm makinesine dönüşebilmiştir. Aynı şartların yeniden oluşması mümkün değil mi?

Gerçekten yapay zekanın bizimki gibi bir zeka olması halinde kontrolden kolayca çıkabileceği ihtimalini dikkate almak lazım.

Diğer yandan, "neden var olduğunu" sorgulayan yapay zekalı makineler yapılacağı düşüncesi, beni hep eğlendirmiştir. Felsefe yapan yapay zekalar ilginç düşünceler üretebilirler. Belki de bir sonraki ünlü düşünür bir Yapay Zekalı birey olur.

Eğlence demişken, yazının gidişini biraz değiştirelim.

Yapay Zeka, nasıl beklenmedik şekilde insanlığı ortadan kaldırabilir?

1- Android Eşler

Android bir eş, istatistiksel olarak ruh eşinizi bulma ihtimalinden çok daha büyük bir oranla daha mutlu olmanız sağlayabilir. Yaşlanıp çirkinleşmediği gibi, istediğiniz gibi görünümünü değiştirebileceğiniz, diş macununu ortadan sıktınız diye bir tartışma başlatmayacak, kıskanmayan, arkadaşlarınızla akşam maça gitmenize somurtmayan, her anlamda, her zaman destek ihtiyacı duyduğunuzda yanınızda olan bir robot olsa ne olur? Muhtemelen tüm insanlık böyle androidler ile yaşar ve üremediği için insanlık yok olabilir.

2- Bilgi İhtiyacı

Yapay zeka ihtiyacımız olan her şeyi zahmetsizce elde etmemizi sağlayabilir. Bu durumda bilgiye, eğitime ihtiyaç kalmaz. Yapay Zeka kendi kendini de geliştireceği için insanlar bir kaç nesil sonra hiç bir bilgiye ulaşma ve bilgiyi geliştirme ihtiyacı duymayabilir. Bir süre sonra insanlık yapay zekanın evde beslediği evcil hayvana dönüşebilir. Yapay zeka bizim ihtiyaçlarımızı karşılar ve bize bakar. Bir süre sonra ilkel insanlar gibi bir şey bilmeden yaşayan bir insanlığa dönüşebiliriz.

3- Siyasetin Yapay Zekaya Devri

Yönetim için kullandığımız ve iyi kötü işe yarayan siyaset, yapay zeka tarafından çok daha iyi yapılacaktır. Politikacılar yerine geçen yapay zeka kendince yönetirken, gücün etkisiyle insansı bir sarhoşluğa kapılırsa, neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Şimdiki politikacılar en kötü ihtimalle ecelleri gelince ölürken, bunun neredeyse ölümsüz olması kim bilir nelere neden olur?

4- Bilimi de Unutmak

Yapay Zekayı oluşturmak için kullandığımız bilimi de yapay zekaya devretmek zorunda kalacağımız kesin. Bilim İnsanlığın oluşturduğu en önemli kayramlar bütünüdür. Yapay Zeka Bilimi bizden daha iyi kullanarak gelişmeye devam edebilir. Yeni uygarlıkların keşfi için bile yapay zekalı bir uzay gemisinin şansı çok daha fazla olacaktır. Uzun zaman alacak, yıldızlar arası mesafeleri aşmak yapay zeka için insanoğluna göre çok daha kolay olacaktır. Ömür gibi sınırı olmadığından, enerjisini de çeşitli yollardan sağlayabildiği için kolayca evrene yayılabilecektir. Yani, sadece bizim başımıza değil varsa başka uygarlıklara bela olabilecektir.

5- Kaynakları Etkin Kullanmak
İnsan, ekonominin kurallarını oluştururken "ihtiyaçlar sınırsız, kaynaklar sınırlıdır" düşüncesiyle hareket etmiş ve dünyanın kaynaklarını düşüncesizce tüketmiştir. Bir yandan da çevreyi kirletmiştir. Dünyanın etkin olarak kaldırabileceği insan sayısı hesaplanabilir. Diğer canlıların yaşam alanlarına da saygılı olmak Yapay Zeka için çözülmesi gereken bir sorun olacaktır. 15 Milyar insanın dünya için sürdürülebilecek bir durum olmaması gibi nedenlerle Yapay Zekanın nüfus yönetimi yapması gerekecektir. Yani bir anlamda insan popülasyonu Yapay Zeka tarafından kontrol edilmek zorunda kalacaktır. Bu çok kötü değil, zaten bir şekilde en kısa sürede kontrol etmemiz gerekebilir. Ancak bunu Yapay Zekaya yaptırmak ne derece akılcı olur? Kimin yaşayacağına Yapay Zekanın karar vermesi istenmeyen sonuçlar doğurabilir.

6- Hareketsizlik Ölümden Beter

Her işi yapay zeka yapınca bizlerin fazla hareket etmemesi halinde vücutlarımızın buna alışamama ihtimali toplu ölümlere neden olabilir. Geriye Wall-E filmindeki gibi cahil tombullardan oluşan bir avuç insan kalabilir.

7- Terminator Tehlikesi

Bu en temel korkumuzu besleyen Filmdeki gibi bir Yapay Zeka, kendisi varken başka bir canlıya gerek olmadığına karar verir mi? Neden olsun? İnsan: tarihinde zaman zaman kendisine ekmek veren eli ısırmıştır. Bu Terminatör korkusu da buradan geliyor olabilir.

8- Bir Gerçek

İnsanlığı yok etmek için bir başka varlığa ya da yapay zekaya ihtiyaç yok. İnsanlık bir an önce aklını başına devşirmezse kendi kendini yok edebilecek durumda. Zaten Yapay Zeka'dan bu kadar korkulmasının bir nedeni de bu. Maksat Yapay Zeka toplu yok oluşa vesile olmasın.

Bizler mükemmel değiliz. Hatalarımızla yaşamayı öğrendik. Belki de bunun nedeni bir soruyu zamana, yere, duruma göre evet, hayır hatta hem evet hem hayır diye cevap vermemizde yatıyor. Bu durumu quantum bilgisayarlar ne kadar karşılayacaklar? Mükemmel olmayan hatta yalan söyleyen Yapay Zeka ne işimize yarayacak da onu geliştirip gerçekleştirmeye çaba harcayacağız? Onu da zaman gösterecek.

24 Ekim 2016 Pazartesi


Güneş henüz daha yeni batmıştı. Sonbahar akşamının serinliğinde kah caddelerde, kah sokaklarda ilerledi. Sevdiği yaz akşamlarından geriye kalandan hiç de memnun değildi. Ağaçların arasından geçerken, artık dökülmeye başlayan yaprakları fark etti. Sararmış yapraklarla dolu olan dallar rüzgarın da etkisiyle hareketlendikçe yüklerini yavaş yavaş yere bırakıyorlardı. Kısa süre önce yeşil olan yaprakların bu, kurumuş sararmış haline hüzünlendi. Ömrün sonuna benzetirdi güz mevsimini. Süratlenen rüzgar düşüncelerini dağıttı. Derin bir nefes aldı. Evlerden gelen yemek kokusu ile bir nebze daha kendisine geldi. O gün fazla bir şey yemediği hatırladı.

Boş sokaklarda bir o yana, bir bu yana ilerliyordu. Dünya ne kadar da büyük diye düşündü. Öyle ki ömrü boyunca gezmiş de olsa o kadar çok görülecek yer var ki... Serinlemeye başlayan havada içini kaplayan ürpertiden bir anlık kendini kurtardığında, "keşke her yeri gezip görebilseydim" diye geçirdi. Ama belli mi olurdu. Belki de o güne kadar görmediği yerleri de görebilirdi. Bu umut dolu düşünce bir an serin havanın neden olduğu ürpertiye baskın geldi.

Kendisini tüy gibi hafif hissediyordu. Günlerdir böylesi bir şey yaşamamıştı. Son bir hafta boyunca oradan oraya gitmekten bıkkındı. Ancak, yeni yerler görmek, yeni yiyecekleri tatmak onun için vazgeçilmez bir mutluluk kaynağıydı. "Eğer ölmez de sağ kalırsam, gidemediğim yerlere gider, tadına bakamadığım güzel yiyecekleri de tadarım" diye düşündü.

Soğuk beklenmedik bir şekilde artarken düşünceleri yeniden dağıldı. Artık hareket etmekte zorlanıyordu. Narin bedeni soğuktan, kontrolünü kaybedecek kadar etkilenmeye başlamıştı. Hayatı boyunca yaptıkları aklına gelmeye başladı. Güneşli güzel günler ve kırlar. Rengarenk ve birbirinden çekici çiçekler. Yemyeşil, göz alabildiğine uzanan kırlar. "Ne kadar güzeldi. Acaba yeniden görebilecek miyim?" diye geçirdi aklından.

Bir an bu düşüncelerden uzaklaştığında kendini karanlıkta, sokaklarda buldu. Soğuk, iyiden iyiye vücudunun derinliklerine işliyordu. "Sığınacak bir yer bulmalıyım, hem de çok çabuk" diye düşündü.

Ne kadar zaman geçtiğinden haberi olmasa da durumunun ümitsiz olduğunu fark edebiliyordu. Tam bu düşünceler içerisindeyken bir aralıktan sızan o yoğun ve kuvvetli ışığı gördü. Sanki biri "ışık olsun" demiş ve o ışık da karşısına çıkmıştı. Kontrolsüz bir şekilde ışığa yöneldi. Kaynağa yaklaştıkça daha da parlaklaşan aydınlık, giderek daha çekici geliyordu. Artık, tüm vücudunu biraz önce neredeyse donduracak kadar etkileyen soğuktan eser kalmamıştı.  Garip bir mutluluk hissi her yanını sarmıştı. Sanki, zaman durmuş gibiydi. "Belki de ölüm böyle bir şeydir" diye düşündü. Ama artık hiç bir şey, hayat ve ölüm bile umurunda değildi. Kendini, ölümün ötesine geçmiş gibi hissediyordu.

Genç kız odasında ders çalışmaktaydı. Kafasını kaldırdığında masa lambasının içerisinde beyaz yansıtıcı kısımda duran küçük kanatlı böceği fark etti. Odasının kapısına doğru dönüp, bağırdı. "Baba, çabuk gel, lambada bir sinek var". Babası geldiğinde, eğilip lambanın içindeki beyaz yansıtıcı yüzeyine baktı. "Sinek değil bu" diye aklından geçirirken işaret parmağıyla  üzerine kuvvetlice bastırdı.

12 Ekim 2016 Çarşamba

3-4 saat süren yerli dizilerde kaybedeceğiniz vakti Bilim Kurgu dizilere ayırmak isteyebilirsiniz. Ben öyle yapıyorum. Bu aralar yeni başlayan bir iki tanesi iyi gidiyor. Hala izlemediyseniz tavsiye ederim.

Görsel NBC'den alınmıştır.

1- Timeless

Çalınan bir zaman makinesinin ardından aynı makinenin prototipiyle zamanda geriye gidip, tarihin akışının değişmemesi için mücadele eden ekibin hikayesi. Biri tarih eğitimcisi, diğeri denizci bir asker ve bilgisayar programcısıyken mecburen pilot olan sevimli bir siyahi. Dizi güzel, tarih akışı değiştikçe garip etkileşimler oluyor. Amerikan tarihinde önemli olaylarda gezintiler yapacağız gibi görünüyor. Dizide ilerleyen bölümlerde kötü tanıdıklarımız iyi, iyi tanıdıklarım ise kötü çıkacakmış gibi. Dolayısıyla bu durum belli edilse de merak unsuru olması için biraz geri planda. Dizide pek çok mantık hatası yakalamak mümkün ama bu durumlar dizinin keyfini kaçırmıyor. Kahramanlarımız gıcıklık olsun diye geçmişte kendilerini bu günün ünlülerinin isimleri ile tanıtıyorlar genellikle. Dr Dre, Denzel Washington gibi. Güzel bir eğlencelik.


Görsel IMDB'den alınmıştır.

2- Frequency

Daha önce filmi yapılmıştı. Başarılı da olmuştu. Bana, aynen 12 Monkeys gibi bu dizi de tutar gibi geliyor. Dizide, 20 yıl önce ölmüş babası ile bir amatör telsiz cihazı üzerinden konuşan kızının öyküsü ele alınıyor. Her ikisi de polis. Dolayısıyla bilim kurguyu çıkardığınızda geriye polisiye bir dizi altyapısı var. 20 yıl geri ile konuşma imkanı bulunca bazı şeyleri düzeltmek için babasını uyaran kızı kendi yaşadığı zaman diliminde beklenmedik sonuçlarla karşılaşıyor. Bu dizi de de mantık hataları var. Örnek: 20 yıl önceki amatör telsiz cihazları çok daha gelişmişti. 20 yıl öncesi için bile antika bir telsiz filme sadık kalmak adına uygulanmış ama filmde baba ve oğlu vardı onu değiştirmişler. Seyirlik olma adına güzel. Bilim kurgu sevenlerin hoşlanabileceği bir dizi.

Görse Syfy'dan alınmıştır.

3- Van Helsing

Adını ünlü roman kahramanı vampir avcısı Van Helsing'den alan dizi günümüzde patlayan Yellowstone doğal parkındaki dev volkanın güneş ışınlarını engellemesi üzerine bu durum yetmezmiş gibi ortaya serbestçe çıkan vampirlerin insanları kısmen yeyip kısmen de vampire dönüştürmeleri üzerine kurulmuş. Yani hem kıyamet hem de insanüstü canavarlar temalı bir dizi. Bu iki ögeyi çıkardığınızda geriye bol bol aksiyon içeren bir macera dizisi kalıyor ki hiç çekilmez! Tabi dizide her şeyi düzeltebilecek bir kahramanımız da var ki olaylar onun etrafında dönüyor. Heyecan ve merakla izleniyor.


4- No Tomorrow

Fikir dünyanın yok olması. Ancak bu fikri alırsanız geriye hoş bir romantik komedi kalıyor. Düzen delisi bir hanım kız bir gün deli gibi bir adamla karşılaşıyor. İşsiz arkadaş son derece yakışıklı olmalı ki kız adama anında vuruluyor. Adam yaklaşmakta olan bir göktaşının kısa süre içerisinde dünyayı yok edeceği için hayatta ölmeden yapmak istediği şeyleri yaptığı bir liste olduğunu gösteriyor. Birlikte listedeki maddeleri uygulamaya başlıyorlar. Bilim kurgu ögeler eser miktarda da olsa keyifle seyredilebilecek bir dizi. Uyarıyorum! Dizi oldukça komik ;)





5- Aftermath

Bu dönem başlayan dizilerde pek moda olan kıyamet teması bu dizide de var. Güneş patlamaları yetmezmiş gibi meteor yağmurları, gizemli kötü varlıkların insanları ele geçirmesi, durup dururken kaybolan milyonlarca insan, sadece belli bir antibiyotiğe mağlup olan tehlikeli bir bakteri, Psikolojisi bozulan insanlar (normalde bizim yaşadığımız durumlardan çok daha kötüsü!), dinozordan bozma bir ejderha dizide görebileceğiniz süslemelerden. Tüm bu olumsuzluklara rağmen hayatta ve bir arada kalmaya çalışan bir ailenin hikayesi. Başta izlemesem mi acaba diye çekinerek başladım diziye ama iyi ki izlemeye başlamışım. Bilim kurgu sayılmasa da fantastik dizileri sevenlerin hoşuna gidebilir.




6- Humans

Bu sonuncusu diğer diziler gibi yeni başlamıyor. 30 Ekimde ikinci sezonu başlayacak olan dizide alternatif bir bugün anlatılıyor. İngiliz dizisi. İnsan görünümlü robotlar her konuda insanlara yardımcı oluyorlar. Ancak düşünmeye ve hissetmeye başlayan bir kaç tanesi ortalığı karıştırıyor. İnsana insanlığını sorgulatan keyifli ve değişik bir bilim kurgu dizisi. Tavsiye ederim.


Sanırım 6 dizi şimdilik yeter. Bu diziler yurdumuzda yayınlanmıyor. O nedenle izlemek için Google'a dizinin adı ve izle "Humans izle" şeklinde yazıp arattığınızda illaki izleyebileceğiniz biryerler bulursunuz. Reklamları atlatabilirseniz izleyebilirsiniz de.

Keyifli Seyirler.



29 Eylül 2016 Perşembe


Trafikte daha çok sakin araç kullanan sürücülere ihtiyaç var. Her yıl 3-5 bin ölümlü 200-300 bin yaralanmalı kaza yaşanan ülkemizde sakin ve dikkatli araç kullanmaya ihtiyacımız var gibi görünüyor. Peki nasıl sakin araç kullanabiliriz?


İşte sakin araç kullanmak için birkaç öneri:



via GIPHY

1- Beklentinizi düşük tutun.

Trafikte araç kullananların en kötü şoförler olduğunu düşünün. Ona göre önleminizi alarak dikkatinizi artırın. Diğer sürücülerin direksiyona geçtiklerinde her türlü beklenmedik davranışı yapabileceklerini unutmayın. Çok iyi araç kullanan ve tüm kurallara uyan birilerinin trafikte olabileceğini bile düşünmeyin. En yüksek eğitimli sürücülerin bile direksiyon başında canavara dönüştüklerini unutmayın.


via GIPHY

2- Bırakınız dönsünler, bırakınız geçsinler.

Geçiş üstünlüğü gibi trafik kurallarını bilseniz de unutun. Herkese yol verin "oto-liberal" olun. Ters yönden gelenlere bile durup, "ters yönden geliyorsun" demeyin. Zaten size "biliyorum" diyecektir. Müsait bir yere çekilin geçsinler. Sanki siz yolu uzatmamak için hiç ters yöne girmiyor musunuz? Boşuna zaman kaybetmeyin. Trafik açılmazsa, gideceğiniz yere gecikeceksiniz.


via GIPHY

3- Sadece gülümseyin. 

Araç kullanırken somurtmayın. Bir şey yapacaksanız gülümseyin sadece. Olumlu düşünceler sinirlenmenizi engeller. Yayalara yol verin ve gülümseyin mesela ne kadar şaşırdıklarını görmek hoşunuza gidecek. Dahası iyi bir şey yaptığınız için beyniniz sizi ödüllendireceğinden keyfiniz de yerine gelecek.


via GIPHY

4- Söylenmeyin.

Araç kullanırken başkalarının yaptığı hataları kendi kendinize ya da yanınızdakine söyleyip durmayın. Bu sandığınızın aksine, rahatlamaya değil, daha çok dolup sinirlenmeye neden olur. Diğer yandan sizi duymayan ve yaptığını düzeltmeyen hata yaptığı için özür dileyen kimse olmaz. Hoş, duysalar da yaptıklarından vazgeçecekleri şüpheli ya...


via GIPHY

5- Kendi hatalarınızı düşünün.

Trafikte biri bir hata yaptığında tepki vermeden önce kendinize sorun. "Bu hatayı ben hiç yapmadım mı?" diye. Amnezi hastası değilseniz büyük ihtimalle bu trafikte siz de benzeri hatalar yapmış olabilirsiniz. Öyleyse sizin de yaptığınız bir hatayı yaptı diye hiç tanımadığınız birine neden sinirleniyorsunuz ki. Belki adam 3-5 sene sonra tüm insanlığı kurtaracak bir buluş yapacak. Nereden bilebilirsiniz ki?


via GIPHY

6- Başkalarını düzeltmeye çalışmayın. Kendiniz düzgün sürün.

Bir hata yapan gördüğünüzde "öyle araba mı kullanılır", "şöyle yapsana be adam" gibi güya karşı tarafı düzeltecek, yol gösterecek cümleler sarf etmeyin. Trafikte diğer sürücülerin ikazlarıyla kendini düzelten bir şoför ne duyulmuş ne de görülmüştür. Oysa herkes kendini düzeltse çok daha güzel bir trafiğimiz olur. Öyle değil mi?


via GIPHY

7- Saygı beklemeyin, saygı gösterin.

Aracın direksiyonuna geçtiğinizde olduğunuzdan daha saygıdeğer birine dönmüyorsunuz. Diğer sürücüler ve yayalar için bir karaltısınız sadece. Saygı görmek için başkalarına siz saygı gösterin. Saygısızlık gibi saygı da bulaşıcıdır. Herkes birbirine saygı gösterse, hayat bayram olsa güzel olmaz mı?


via GIPHY

8- 1,5 tonluk bir canavarı yönettiğinizi unutmayın.

Fizik kuralları acımasızdır. Yavaş giderken bile birine çarpmanız onun ciddi yaralanmasına ya da ölmesine neden olabilir. O nedenle kendinizden binlerce kat fazla güce sahip bir aracı kullandığınızı ve kaza anında bu yüzden kötü şeyler gelebileceğini unutmayın. Evden ekmek almak için çıkmışken aracınızla birine çarpıp onu sevdiklerinden ayırabileceğinizi ve bunun vicdan azabı ile bir ömür boyu yaşamak zorunda kalabileceğinizi unutmayın!


via GIPHY

9- Küfretmeyin.

Küfür genellikle geri tepen bir silahtır. Trafikte herhangi gir nedenle küfür etmeyin. Hiç tanımadığınız insanlara küfür etmek anlamsızdır. Tanısanız çok sevebileceğiniz birine neden küfredesiniz ki? Boşu boşuna kavgaya, yaralanmaya, mahkeme kapılarında beklemeye neden olabilir. İnanın hiçbirine değmez.


via GIPHY

10- Az sonra direksiyon başından kalkacağınızı unutmayın.

Direksiyon başında süper kahraman gibi görmeyin kendinizi. Tamam belki gaza bastığınızda tonlarca ağırlıktaki aracın gitmesini sağlıyor olabilirsiniz ama araçtan indiğinizde 50 kiloluk çimento torbasını bile birkaç metre öteye götürürken kan, ter içinde kalacağınızı unutmayın.

Sizi bekleyen sevdikleriniz ve diğer sürücülerin bekleyen sevdikleri olduğunu hiç unutmayın. Dreksiyona sinirle değil sevgiyle sarılın.

27 Ağustos 2016 Cumartesi


Geleceği görmek için falcı olmanıza gerek yok. Aslına bakarsanız falcıların da geleceği görebildiklerine ilişkin somut bir delil bulamazsınız. Mesela, piyango veya loto zengini bir falcı yoktur.

Peki ileriyi tahmin etmek o kadar zor mudur?


Cevap kısaca evet. Gelecek henüz gerçekleşmemiş olduğundan, gelecekte gerçekleşecek olaylara ilişkin sonsuz ihtimal bulunmaktadır. Bu durum bir öngörü yapmayı zorlaştırır.

Diğer yandan yaşadığımız gerçeklikte olasılık sayısını belirli sınırlar içerisinde tutup, azaltmak ve isabetli öngörülerde bulunmak imkansız değildir.

Uzağı görmek için sanıldığı gibi 6. hisse sahip olmanız gerekmez. İhtiyacınız olan; aklınızı ve edindiğiniz bilgileri doğru olarak değerlendirmek. Kısaca bilgelik ya da Aklı Hikmet.

Kısa giriş sonrası "Basiret" ile ilgili tanımı maddeler halinde yapalım.


1- Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği,
2- Uzağı görüş,
3- Seziş,
4- Anlayış,
5- Kavrayış,
6- Sağgörü (ölçülü görüş, uyanıklık doğru görüş),
7- Vizyon,
8- Doğru ile yanlışı ayırabilmeyi sağlayan yeti.

Basiret, teknik bir terim olarak pratik akıl olarak değerlendirilebilir.

İnsanlık tarihi boyunca kimilerince önemi erken dönemlerde anlaşılmış bir kavramdır. Aristoteles, "pratik akıl, her şey için geçerli olanı yaşamın içinden çıkaran bir akıldır" demiştir. 18. yy'da Kant da benzer görüşlerini açıklamıştır.

Aristoteles bu yetiyi “pratik bilgelik” ya da “basiret (prudence)” kavramlarıyla ele almıştır. Pratik bilimlerin metodu, insani eylemin ilke ya da nedenlerini keşfetmekten çok, onun fenomenlerini ortaya çıkartan bir analiz yöntemidir; çoğunlukla diyalektik bir incelemedir (1).

Plato’nun Symposium’unda insanların sahip olması gereken dört erdem olarak basiret, adalet, cesaret ve itidal gösterilmiştir. Aristoteles erdemleri ahlâki ve akli olarak ikiye ayırmıştır. Dokuz akli erdemin en üstünde sophia yani teorik hikmet ve phronesis yani pratik hikmet gelmektedir. Aristo da ahlâki erdemler olarak basiret, adalet, cesaret ve itidali öne sürer (2).

Basiret, uzun bilgi birikimi ve bunları pratik hayata uygulamak yani içselleştirmek ile elde edilebilir. Elde tutabilmek için de devamlı çaba harcanması gereken bir erdemdir.

Basiret, sonsuz olasılıkların arasında en olası gerçeği görebilme yetisidir. Kumsalda kum tanelerinin arasındaki mikron boyutunda altın parçasının yerini öngörebilmektir. Böyle bir çıkarım, rastgele olarak da yapılabilir ama bu durumda doğru parçacığı bulma olasılığı son derece düşüktür. Bilgi birikimi size aradığınızı bulmada yardımcı olur. Dışarıdan bakan gözler, sihir gibi algılasa da soruların cevaplarını eliyle koymuş gibi ortaya çıkartabilmek için önemli bir bilgi birikimine sahip olmak ve uzun bir akıl yolculuğuna çıkmış, yol almış olmak gerekir.

Basiret güzel bir erdem olsa da ona yaklaştıkça diğer insanlardan, hatta en yakınlarınızdan bile uzaklaşmanız kaçınılmazdır. Çünkü basiretli olan kişilerin katettikleri yol diğerleri ile düşünsel açıdan uzaklaşmalarına neden olabilir. Bu konuda  Hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde 2015 yılı Nobel Kimya Ödülü alan Aziz Sancar şunları söylüyor. Nobeli aldıktan sonra eve gittim eşim: "Aziz çöpü dışarı çıkar" dedi.





Dipnotlar: 
(1) http://dusundurensozler.blogspot.com.tr/2008/04/aristoteleste-etik.html
(2) http://www.felsefetasi.org/etik/

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Google Fotoğraflar hakkında daha önce yazmıştım. Telefonunuzla çektiğiniz fotoğraf ve videoları anında Google sunucularında bedavaya nasıl yedekleyebileceğinizi anlatmıştım. Peki, yedeklenen binlerce fotoğrafın arasından, istediğiniz fotoğrafları nasıl bulacaksınız?

Google Fotoğraflarınızı Nasıl Bulur?

Bulmak için önce fotoğrafınızı özelliklerine göre ayırmak gerekir. Bunun için Google fotoğrafın nerede çekildiğine bakar. İçinde neler olduğuna bakar, Siz de eğer fotoğraflarınızı bir albüme kaydedip, adlandırırken çekildikleri yeri yazdıysanız kolayca bulunurlar. Eğer fotoğraflarınızda gps ile sağlanan yer bilgisi bulunuyorsa Google Fotoğraflarda kabaca yer bilgisini arayarak istediğiniz fotoğrafları bulabilirsiniz.


Fotoğraflar içerisindeki kişileri etiketlediğiniz zaman (yani isimlerini altlarına yazınca) o kişileri de ararken tüm fotoğraflarını kolayca bulabilirsiniz. https://photos.google.com/people adresinden fotoğraflarınızdaki kişilerin adlarını yazarak gelecekte aradıklarınızı çok daha kolay bulabilirsiniz.

Sadece sizin yardımınızla bulmuyor Google!

Resimlerinizde bulunan nesneleri de tanıyor Google. Mesela Masa, Sandalye, Tekne ve benzerleri gibi aramalar yaptığınızda şaşırtıcı doğrulukta fotoğraflar gelecek karşınıza. Aslında Google aramalarında yer alan resimler kısmının küçük bir örneği burada da çalışıyor.


Başıma bir şey gelmesin!

Çoğu insan "bu kadar özel fotoğrafımı İnternete yüklemek beklenmedik sorunlara yol açar mı? Google bu bilgileri toplayıp gizli servislerle paylaşır mı?" benzeri düşüncelere kapılıyor. Olabilir tabi ama kendinize sorun: Bu dünyada başıma bir şey gelebilecek kadar önemli biri miyim, bir suç işledim mi? Uzaylılar beni kaçırır mı? (Kaçırırlarsa, ispat için dönerken bir şeyler yürütün gittiğiniz yerden).

Umarım işinize yarar. Sağlıcakla kalın.


24 Temmuz 2016 Pazar


1980'li yıllarda üniversitede okurken Ankara'nın %70 kadarının gecekondularda yaşadığını öğrendik. Ekonomik zorunluklar ve nüfus artışı ile tarım ekonomisinin etkileri aileleri bulundukları kırsal bölgelerde yeterine besleyemez hale geldi. Göç ile şehirler giderek kalabalıklaştı. Ankara nüfusu 30 yılda yaklaşık olarak ikiye katlandı. Gecekondular ise kentsel dönüşümle apartmanlara evrildiler. Ancak, dönüşüm sadece binaları kapsıyor gibi. İçinde yaşayan insanlar kentli olmadılar. Sadece apartmanlarda oturan ama ne kentli, ne de köylü insanlar haline geldiler.

Dönüşümü sağlayamadık. Bu yüzden toplumca sıkıntılarını yaşıyoruz. Kentin, kent olmasını sağlayan kurallar bütünü ve dokusu ise bir türlü yerine yerleşemiyor. Örneğin kent kuralları konuluyor ama bunlara uymak için değil, uymamak için uğraşıyor insanlar. Tek yönlü sokaklarda ters yönde sürat yapanlar mı ararsınız, metroda engelli asansörlerini kullanalar mı? En basiti, apartmanlara birbirinden nefret eden komşular mı? Oysa huzur hepimiz için iyi olmaz mı?

Kent, bir arada yaşayıp, birbirinin sınırlarını iyi bilen ve birbirini rahatsız etmeyen insanların hayat alanıdır. Tolerans içerisinde yaşanmayan bir kentte barış olamaz. Bunun yanında kent insanı kültürel açıdan zengin, bedensel ve zihinsel açıdan üretken, verimli olmak zorundadır. Zira ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, elindeki sermaye ve güç budur. Ekip ürün alabileceği toprağı yoktur. Kentsel yaşamda, bireysellik ve özgürlük sınırları keskindir. Bu nedenle kentli yaşam tarzında birey, bir miktar yalnız olsa da, bu çok sayıda akraba ve kabileler içinde yaşamanın sınırlayıcılığı ve tekdüzeliği yanında, bireyin kendini yeniden yaratmasına ve kendini tanımasına yönelik bir özgürlük vardır.

Bilgi özgürleşmenin ve kendini yeniden yaratmanın en önemli katalizörüdür. Bu nedenle kent insanı okur, araştırır, sorgular. Bunları yapmayan insanlar, kentli olamamış hatta, eski yaşam alışkanlıklarını kente taşıyarak onu köyleştirmiş bireylerdir.



İnternet'te yayınlanan "halka sorduk" şeklinde yukarıdaki gibi eğlenceli videoları hatırlayın. İstanbul'da Taksim, Eminönü, Ankara'da Ulus, Kızılay gibi yerlerde abuk bir soru insanlara sorulup, verdikleri tepkiler kaydedilip, eğlenceli oldukları için izlenilir. Ortak yanları, bilmedikleri bir konuda ahkam kesmek olan bu insanların en belirgin özellikleri. Bilmedikleri bir konuda genellikle o anda akıllarına gelen her şeyi söylemeleridir. Oysa aydın kentli tavrı, "bilmediğini" sorana, "bilmiyorum" diye söyleyebilmektir.

Bilmiyor görünmemek için adres soran birine yanlış yol tarif eden insanların yaşadığı yer, kent olsa da o insanlar kentli olamamıştır. Diğer yandan, kentlilerin yaşadığı kentlerde her köşebaşında kent haritası ve gezilip görülecek yerler ile ilgili bilgiyi içeren broşürlerin satıldığını görebilirsiniz. Çünkü kentlilerin yaşadığı kentlerin, tarihi ve kültürü öne çıkar. Onu görüp, yerinde incelemek isteyen insanlar da ortaya çıkar tabi. Yani kendi kültürünü oluşturmuş şehirler sırf bundan gelir bile elde ederler. Bunu becerememiş kentler ise durmadan şekilden şekle girer. Tek katlı evler yıkılır, iki katlılar yapılır, onlar yıkılır yenileri gelir. Oysa kent kültürü korunsa, mesela 1600'lü yıllardan kalma binalar ayakta tutulsa, kentin görsel ve kültürel değeri artar.

Kentleşmiş toplumlarda ilerlemenin etkisiyle kaçınılmaz olarak, köyler de kentleşir bir süre sonra. Avrupa köylerini görmüş olanlarınız, oralarda köy yollarında hayran hayran yürürken "buraya köy diyenin, bizim şehre de şehir diyenin" diye içinden geçirmiştir. Oysa burada önemli olan sürecin hangi yöne işlediğinden ibarettir. Köyleşen kentler mi yoksa şehirleşen köyler mi? Sorusunun cevabı, bu sürecin yönü için belirleyicidir.

Bireyleri okullar eğitiyor gibi görünse de, eğitimin en önemli kısmı ailede gerçekleşir. Dolayısıyla kentli olma yolunda, ancak ailelerin dönüşümü ile kentli bireylerin yaşadığı bir kent mümkün olabilir. Okul eğitimi ancak bunun üzerine bina edilebilir.

Kentler ve kentli olmak, mükemmel bir dönüşüm anlamına gelmeyebilir. Zaten bitmiş bir süreç değildir kentlilik. Toplumun bir arada birbirine tolerans gösterip yaşadığı yerlerdir. Mükemmel midir? Bu tartışılır, ancak kent gibi kent, köyleşmiş bir kentten daha yaşanabilir bir yerdir.

Haftalık Tekil Ziyaretçi

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *