11 Ağustos 2014 Pazartesi

Alternatif Gelecekler Oluşabilir mi?


Zamanda geçmişe gitmeyi başarsanız bir şeyleri değiştirir miydiniz? Mesela Hitler'i yok etme şansınız olsaydı daha çocuk yaştayken onu bulup, pek çok masum insanın ölmesini önleyebilir miydiniz? Ya da mesela, Mustafa Kemal Atatürk'ü hastalanmadan önce günümüze getirip, tedavisini yapıp, yeniden kendi zamanına götürseniz günümüzde neler değişirdi? Yoksa hiç bir şey değişmez miydi?

Zaman, söylenildiğine göre big bang ile ortaya çıkmış. Enerjinin maddeye dönüşüp, belki de şimdi anlayamadığımız bir şekilde evrenin ışıktan çok daha hızlı, bir anda günümüzdekine yakın büyüklüğe erişmiş olması ve ardından zamanın başlamış olması mümkün mü? Yani zaman, evrenin genişleyip belli bir boyuta gelmesinden sonra başladıysa, ışık hızı gibi fiziksel bir sınırla karşılaşmamış olması mümkün müdür? Düşünsenize, zaman yoksa, hızı nasıl ölçebilirsiniz ki? Ancak hareket zamanı başlatıyorsa nasıl oldu da evren ışık hızından da büyük bir hızla genişleyebildi? Doğrusunu isterseniz; ömrü taş çatlasa 70-80 yıl olan bizlerin bunu anlaması oldukça zor. Çünkü zamanın başlangıcından bu yana 13,5 - 14 milyar yıl geçmiş. Bu durumda tüm insanlık tarihi (diyelim 1 milyon yıllık tarihi) evrenin yaşı ile karşılaştırıldığında göz açıp kapayana kadar geçen süredir (Bulunabilen en eski insansı canlı olan Lucy 3,5 milyon yıl önce yaşamıştır). Biraz uzun yaşayabilseydik, hani şöyle bir kaç milyon yıl bu gibi, konulara bakış açımız daha farklı olurdu sanırım.

"Zamanda geri dönebilseydik" meselesine yeniden bakalım. Kimi fizikçiler böyle bir şeyin sözkonusu olmadığını ileri sürüyorlar. Kimi fizikçilerse aslında ulaşılmaz kabul edebileceğimiz mesafelerde olan gezegenlere solucan delikleri sayesinde ulaşılmasının mümkün olabileceğini öne sürüyorlar.

Ben fizikçi değilim. Bu konuları da pek bilmem, ancak bilim kurgu yazarları zamanda yolculuk konusunda oldukça cömert olabiliyorlar. İleri, geri, yine geri. Back to the Future filmindeki gibi. Ya da Stephen King'in başarılı bilim Kurgu romanı "22/11/63"ün konusu gibi bir tavşan deliğinden geçmişe gidip, dönsek. Döndüğümüz zamanımız gerçekten bizim daha önce geçmişe gittiğimizde arkamızda bıraktığımız zaman olur mu?

Peki gerçekten geçmişe dönüp, bir şeyleri değiştirsek, geri geldiğimizde gerçekten kendi zamanımızda her şey etkilenmiş olur mu? Yoksa kendi zamanımıza hiç birşey değişmez, ancak biz kendi zamanımız diye alternatif bir zaman çizgisine mi döneriz? Yani değiştirdiğimiz olaylar nedeniyle ya da sadece geçmişe gidip dönmemiz nedeniyle tamamen oluşan farklı ve alternatif bir geleceğe dönebilir miyiz? Bir de bir solucan deliğinden geçebilmemiz için maddeden enerjiye ve yeniden maddeye döndük diyelim. Üstelik tüm bu karmaşık değişime rağmen her şeyimiz yerli yerine geldi. Biz, biz mi oluruz? Bizim zamanda yolculuk sonucunda oluşmuş yeni bir kopyamız mı (En azından tıpkı kopyamız oluşacağını umalım)?

14 milyar yıl önce ortaya çıkmış zaman ve evrende, göreli olarak gerçekten toz zerreciği kadar bir güneş sisteminde yine göreli olarak bir kuark kadar küçük sayılabilecek ve üzerinde canlılar yaşayan bir dünya üzerinde, saman alevi gibi var olup, hemencecik ortadan kaybolan bizlerin böylesi düşünceler üretebilmemiz bile yeterince şaşırtıcı sanıyorum.

Ancak düşündükçe ve sorguladıkça gerçeğe yaklaşabiliriz. Belki de ulaşabiliriz bile.

Sağlıcakla kalın.

Evde En Basit Şekilde Şarap Nasıl Yapılır? (Resimli)


Merhaba.

Gurme bir arkadaşım var. Yaklaşık 4-5 senedir kendi tüketimi için şarap yapıyor. İlk yaptığı şarap, pek kolay içilemez olsa da, son yıllarda gerçekten lezzetli şaraplar üretiyor. Kendisine bu işi nasıl becerdiğini sordum ve ben de evde kendi şarabımı yapmayı geçtiğimiz yıl becerdim. Doğrusunu isterseniz ilk deneme için oldukça başarılıydı. Gurme arkadaşım, "yemeğe bile koymam senin yaptığın şarabı ama ilk deneme için güzel olmuş" dedi. Ben de bu sene de şansımı yeniden denemeye karar verdim.

Hemen belirteyim, çeşitli kaynaklarda evde nasıl şarap yapabileceğinizi anlatan yazılar bulabilirsiniz ama doğrusunu isterseniz o kadar çok ince detaya ve tekniğe giriyorlar ki, anlaması ve yapması zorlaşıyor. Biraz örnek vereyim.

1- Özel ölçüm cihazları,
2- Oluşan karbondioksiti atmak için özel düzenekler,
3- Özel depolama çözümleri,
4- Fermantasyon başlatıcılar,
5- Fermantasyon durdurucular,
6- Alkol seviyesi ölçerler,
7- Kükürt ekleme ile koruma yöntemleri,
8- Özel saklama yöntemleri,
9- Özel sıkma presleri ve yöntemleri,

bu liste daha da derin internet araştırmaları yaparsanız uzatılabilir. Ancak bu hali ile bile son derece kafa karıştırıcı. Tamam, şarap yapımı bir yerde bilim ve sanatın birlikte yürütüldüğü işlemler bütünü olarak tanımlanabilir. Ama abartmaya gerek yok, şunun şurasında evde kendi tüketimimiz için sofra şarabı yapacağız, bu roket bilimi gibi zor olmamalı.

Şarap, sanırım insanlık için oldukça eski bir içecek. Üzümleri saklamanın kolay bir yöntemini ararken şans eseri bulunmuş olabilir, zira sirke de benzer şekilde elde ediliyor. Dolayısıyla işlem aslında kendi kendine olmuş ve şans eseri ortaya çıkmış olabilir.

Şarap Oluşumu Hakkında Kısa Bilgi

Üzüm, yaşamak ve üremek için onun içindeki şekeri yiyerek, artık olarak bir miktar alkol üreten bakterilerin sayesinde şaraba dönüşür. Dolayısıyla, oluşan etil alkolün, bakterilerin sindirimleri sonucunda ortaya çıkması tuhaf bir gerçektir :) Bu arada üzümün tadı ve kokusu alkol ile burulsa da içimi hoş ve içilen miktar abartılmazsa yararlı bile diyebileceğimiz bir sıvı ortaya çıkar.

Şarabın Yapımı

Binlerce yıllık şarap üretimi birikimimiz, şarabın üzümünün yağışın az olduğu dönemlerde daha kaliteli sonuçlar alınmasına yaradığını göstermiştir. Dolayısıyla bu bilgi aklınızda olsun. Ancak hemen belirteyim, ben sadece sıradan sofra şarabı peşinde olduğum için, üzümü manavdan, süpermarketten, pazardan, yani bulduğum her yerden aldım. Fazla seçici olmadım anlayacağınız. Kimi arkadaşlarım hasat zamanı daha çok şarap üretimi için yetiştirilmiş üzümleri üreticisinden direkt olarak alıyor. Doğal olarak daha güzel bir şarap çıkıyor ortaya. Aklınızda bulunsun.


1- Eğer 5 litre civarı şarap elde etmek istiyorsanız 8-10 kilo üzüm almanız gerekir.
Ben kırmızı üzüm kullanıyorum. Bu arada şaraba koyu kırmızı-bordo rengini üzümün kabuğu veriyor. Dolayısıyla ne kadar koyu renkli üzüm bulabilirseniz o kadar güzel ve koyu renkli şarap elde edebilirsiniz. Sıkarken dikkat ederseniz kırmızı üzümün içinin kırmızı olmadığını görürsünüz.


2- Üzümleri yıkamayın! Aldığınız gibi kullanın. Sadece içerisindeki çürükleri ve yabancı maddeleri ayırın. Üzerlerindeki bakterileri fermantasyonu başlatmak için kullanacağız, yıkamanız onları uzaklaştıracaktır. Dolayısıyla ekmek mayası falan eklemeye gerek yok. Saplarını ve çöplerini de ayıklamanıza gerek yok. Elde ettiğiniz şıranın içerisine 10 litreye bir çay bardağı kadar şeker ekleyebilirsiniz. Ancak üzümleriniz az sulu ve çok tatlıysa gerek yok. Sadece yemeklik üzümler yeterince tatlı değilse bu eklemeyi yapın.

3- Ben az yaptığım için elimle sıkıyorum üzümleri. Biraz zahmetli ve uzun sürüyor. Ayrıca ikinci bir sıkıştırma gerektirmesin diye üzümleri neredeyse tek tek sıkıp sularının iyice çıkmasını sağlıyorum. Dikkat üzümleri sıkarken bir alet kullanırsanız çekirdeklerinin kırılıp, ezilmemesine dikkat edin. Şarabın tadını bozarlar. Kırılmazlarsa şıranın içerinde kalmalarının sakıncası yok.

4- Sıkılmış üzümleri ve saplarını, çekirdeklerini, çıkan suyu (şıra) yani elinizde ne varsa hepsini bir şişeye ya da turşu kabına doldurun. Ben 10 litrelik su pet şişelerini, ya da 20 litrelik turşu pet şişelerini (bu tür öteberi satan mahalledeki dükkandan aldım) kullanıyorum (Nedenini az sonra okuyacaksınız).


5- Şişenizi ağzına kadar tıkabasa doldurmayın. Fermantasyon sırasında posa ve çerçöp kısmı yukarı doğru çıkacağından taşar. 7 - 15 santimlik bir boşluk bırakmanız iyi olur. Çok şarap yapacaksanız 20 litrelik kalın su petlerini kullanabilirsiniz ama ağızları vidasız olduğundan gaz çıkışını kontrol etmek zor olur.


6- Şişenizi karanlık ve ne çok serin, ne de çok sıcak bir yere koyun. Eğer bir deponuz varsa olur. Yoksa tuvalet bu iş için uygun bir mekan.



7- Fermantasyon genellikle 1 ya da ikinci güne kadar başlar. Şişenin genleşmesinden ve gerginliğinden bunu anlayabilirsiniz. Şişede oluşan karbondioksit nedeniyle dışa doğru bir basınçtan oluşan bu durum normaldir. O gazın dışarı çıkması, buna karşın içeri ortamın havasının şişenin içine girmemesi gerek (Yoksa şarap bozulabilir). Pet şişenin ağzındaki kapağı dikkatlice aralayıp (tam açmayın) gazın yavaş yavaş sızmasını sağlayacak şekilde bıraktığınızda, sorun kalmaz. Kokladığınızda ekşi bir koku alacaksınız (Ekşi ekmek mayası da benzer yöntemle elde edilir). Gün geçtikçe dikkat ederseniz, bu kokuya belirgin bir şekilde alkol kokusu da eklenecek. Kapak yerine alternatif olarak şişenin ağzına bir ameliyat eldiveni takabilirsiniz. Şişen eldiven, kenarlarından fazla basınçlı gazı atar. Görüntüsü de değişik olur ;)


8- 15 gün geçince alt kısımda koyu renkli bir sıvı birikimi net bir şekilde görülebilecek duruma gelir. Ayrıca en altta beyaz bir tortu da oluşmuş olmalı. Bu tortu genellikle şekeri yiyip, alkol oluşturan bakterilerin kendi atıklarından (alkol) dolayı hafif uykuya geçmeleri nedeniyle ortaya çıkar.

9- 15 gün geçince elimizdeki yarı mamülü içerisindeki çerçöp sap ve posalardan arındırmamız gerekiyor. 10 litrelik pet su şişelerinden kullandığınızda başta içine bu malzemeleri doldurmak zor da olsa, ağzın darlığından dolayı, bir huni yardımıyla bir diğer pet şişenin içerisine önce sıvı kısmını alsanız, daha sonra da şişeyi diğerinin üzerine yerleştirip birkaç saat süzülmesini bekleseniz hemen hemen tüm posayı sıvı kısımdan ayırırsınız. Daha önce güzelce tek tek sıktığımız için
yeniden preslemeye gerek yok.

10- Süzülmüş yarı mamul kokusu artık daha çok şaraba benzer. Tadına bakın. Fermantasyon bitmediği için biraz buruk, biraz da şekerli bir sıvı olmalı. Yeniden ağzını kapatıp fermantasyonun sürmesini ve gazın çıkmasını sağlamanız gerekecek.


11- Gaz çıkışı tamamen bittiğinde (1-2 ay sürebilir) Bir başka şişeye bir hortum yardımıyla üst kısımdan aktararak altta biriken beyaz kesimden kurtulun. Bir süre dinlendirdiğinizde yeniden beyaz tortu oluşabilir ondan da aynı şekilde sıvıyı başka bir şişeye aktararak kurtulabilirsiniz. Bu şarabınızın berraklaşmasını sağlar. Burada şişeden şişeye aktararak berraklaştırdığınız şarabın bozulmasını önlemek için şişenin üzerinde fazla hava kalmamasına dikkat etmeniz gerekir. İşiniz bittiğinde ayrı şarap şişelerine aktarıp ağızlarını kapatarak şarabınızı saklayabilirsiniz. Bunun için içi güzelce yıkanıp temizlenmiş bir litrelik vidalı kapaklı şarap şişelerini kullanabilirsiniz.

Afiyet olsun. Fazla içmeyin. Günde bir kadeh şarap güzeldir. Fazlası zarar!


Yukarıdaki görselde yer alan alkole karşı uyaran etiketin meali şu olmasın sakın! 18 kadehten fazla içerseniz, arabanızı kaybedebilir dahası hamile bile kalabilirsiniz!

22 Temmuz 2014 Salı

Facebook Edgerank Nedir?


Edgerank Nedir?
Edgerank, haber kaynağınızda nelerin gösterileceğine belirlemek üzere Facebook tarafından geliştirilmiş bir algoritmadır.

Edgerank=Yakınlık+Ağırlık+Zaman

olarak basitçe formüle edilebilir.

Yakınlık: İçeriği görüntüleyen ve onu oluşturan kullanıcı arasındaki yakınlıktır.
Ağırlık: İçeriklerin durum, beğeni, yorum, etiket ve benzeri etkileşimlerinin etkisidir.
Zaman: İçeriğin paylaşıldığı andan uzaklaştıkçe içeriğin önemi azalır.

Facebook haber kaynağınızı oluştururken kendi oluşturduğu algoritmaya göre size hangi arkadaşınızın paylaştığı içeriği göstereceğini belirleyip gösterir.

İyi Tarafları:
Böylece durmadan akan ve sizi pek de ilggilendirmeyen pek çok içeriği görmezsiniz.
İlgi alanlarınızda olan arkadaşlarınızın içeriklerini daha fazla görürsünüz.
Başkalarının ilgisini çekmiş ve etkileşime geçilmiş içerikler daha fazla görünür. Böylece daha ilginç gönderileri görürsünüz.

Kötü Tarafları:
Pek çok eski arkadaşınızın belki de sizi ilgilendirecek ancak başkaları tarafından beğenilip, yorumlanmamış yani etkileşime geçilmemiş içerikleri gözünüzden kaçar.
Yanlış bir zamanlama ile gönderilmiş içerikler gözünüzden kaçar.
Sevdiğiniz ama pek fazla içerik göndermeyen arkadaşlarınızın arada sırada yolladıkları size gösterilmeyebilir.

Ne yapmalı?

Okur olarak: 
Arkadaşlarınızı gönderilerini kaçırmak istemezseniz onları yakın arkadaşlarınız olarak işaretleyebilirsiniz.


Haber Kaynağınızda görmek istediğiniz arkadaşlarınızın gönderdiği içerikleri beğenip, yorum yazabilirsiniz.
Arkadaşlarınızın yolladığı konu ile ilgili #hashtag ekleyebilirsiniz.

İçerik Üreten Olarak:
Gönderilerinizde Resim kullanın. Twitter, Pinterest, Flickr, gibi diğer sosyal ağlardan bağlantılı olarak otomatik gönderdiğiniz içerikler yerine direkt olarak içeriği Facebook'a gönderin.
Kaliteli ve ilgi çekicek içerikler gönderin.
Başkalarının ilgi çeken içeriklerini yeniden paylaşmak bir çözüm olabilir. Ancak özgün içerik paylaşmak daha değerlidir.
Paylaşım ayarlarınızı gönderilerinizi herkes görmesin diye sadece arkadaşlar olarak belirlediyseniz böyle gönderilerin geniş kitleler tarafından görülebilmesi için sadece o gönderiyi "Herkese Açık" olarak işaretleyebilirsiniz.
Daha çok arkadaşınızın ilgi gösterdiği içerikleriniz normalde içeriğinizi kendi haber kaynaklarında görmeyen arkadaşlarınız tarafından da görünür. Dolayısıyla en çok etkileşim alan içerik daha görünür olacaktır.

Neden Böyle Bir Edgerank sistemi var?
İçerikler sıralanmadığı durumda haber kaynağınız pek çok içerikle dolar. Özellikle arkadaş sayınız 500 üzerindeyse durmadan gönderiler sayfanızdan akıp durur. Buna güzel bir örnek Twitter akışınızdır. Twitter gibi bir ortamda 500 üzeri takip ettiğiniz hesap varsa her dakika 10-30 arası yeni içerik eklenecektir. Böyle bir akışı takip etmek pek mümkün değildir. Benzerinin Facebook'da olmaması için böyle bir algoritma geliştirilmiştir. Zaman zaman bu algoritmada değişiklikler ve ayarlamalar da yapılmaktadır.

Son olarak http://edgerankchecker.com/ gibi araçları kullanarak sayfanızın değerlendirmesini de yapabileceğinizi belirteyim.

İyi günler dilerim.

23 Haziran 2014 Pazartesi

Ankara'nın Nostalji Tramvayı (Troleybüs)


Yıl 2014, bu sene metro Ankara'da daha fazla yere kolayca ulaşmamızı sağladı. Umarım yakın gelecekte daha da çok yere kolayca, trafiğe takılmadan ve gece, gündüz demeden ulaşabiliriz.

Ulaşım, giderek büyüyen ve genişleyen bir şehir olan Ankara'nın önemli bir konusu. 

Ulaşım işine hem analitik olarak hem de duygusal açıdan insan boyutunu gözardı etmeden yaklaşmak lazım. Sadece şehir içine değil şehirlerarası ulaşım da kolaylaşmalı ve bana sorarsanız tren yolları ile halledilmeli. 

Örneğin neden Ankara'dan trene binip Antalya'ya 3 saatte ulasıp denize girdikten sonra geri dönmek mümkün olmasın? Ya da İzmir'e boyoz yemek için gitmek, neden güzel bir pazar günü keyfi olmasın?

Yeniden dönelim yaşadığım şehir Ankara'ya.

Düşünüyorum da, sadece kazılıp, kazılıp kapatılan sokaklar, bir defalığına kazılsa. Kazılan bu sokakların altından ulaşım, pis-temiz su, gaz, telekom, elektrik vs. altyapıları halledilse kötü mü olurdu? 

Sizce, Ankara tekrar, tekrar kazılıp kapatılmaktan şaşkına dönmüş sokakların masrafını karşılayacak hovardalıkta bir şehir mi?

Ulaşım konusunda alternatiflerin artırılması ve korunması da hep göz ardı edilmiştir. Üstten giden hafif raylı tramvay çözümleri ne hikmetse hiç girmemiştir bu seçenekler arasına. Onlarca yıl inşaası süren gerektiği zamanda bitirilemeyen metrolar da ulaşıma sekte vuran unsurlardandır.

Büyük şehirin sorunlar da büyük oluyor. O nedenle sorunları büyümeden halledebilsek daha iyi olur. Şehrin büyüme paterni sır değildir sanırım. Buna göre yollar ve ulaşım altyapısı bir arada gerçekleştirilse belki ilk yatırım için büyük bir ödeme gerekebilir. Ancak daha sonra gerçekleşecek olan tasarruf göz önünde tutulursa "bir kere yap, tam yap" düşüncesinin mantığı ortaya çıkar.

Yeni iyidir, güzeldir ama eskisi de bir şehrin ruhunu ve albenisini yansıtır. Hiç tanımadığınız bir şehre gittiğinizde o şehrin geçmişine ait ipuçları görmek hangimize güzel gelmez ki? Şehrin geçmişinden bu yana ayakta kalmış yapılar turistik açıdan albeniyi artıran unsurlardandır. Şehrin geçmişinde kullanılmış taşıt araçları da böyledir. İstanbul Beyoğlu'nda yıllar sonra yeniden döşenen raylar üzerinde yeniden yolcu taşımaya başlayan nostaljik tramvayın şehrin değerine önemli katkısı vardır. 

Ankara'da 1940'lı yıllarda hizmete girip neredeyse 40 yıl boyunca kullanılmış Troleybüslerimiz ne yazık ki kaybedilmiş şehir sembollerimizdendir. 

Troleybüs elektrikle çalışan bir tür otobüstür. Elektriği, tepesinde bulunan iki anten gibi boru sayesinde yukarıya döşenmiş özel elektrik hattından alır. Türkiye'de ilk troleybüs Ankara'ya gelmiştir. Öyle sayıları da çok değildir. Ankara'da toplam 33 troleybüs sefere çıkabilmiştir. Elektrik alan boruları nedeniyle halk arasında "boynuzlu" lakabıyla anılan bu araçlar, ara sıra yerinden çıkan boynuzlar nedeniyle zaman kaybına yol açsa da keyifli bir seyahat vasıtasıdır. 

Görsel eba.gov.tr sitesinden alınmıştır.

Bahçelievlerin 7. caddesinin sonunda (Milli Kütüphane tarafı) Eser sitesi karşısında büyükçe bir yarım daire şeklinde cep bulunur. Bu cep troleybüslerin gelip 360 derecelik bir tur atabilmeleri için yapılmıştır (yukarıdaki troleybüs bahsettiğim cebin içerisinde görülüyor). Yine bu troleybüslerin gelip, bu cepte durmaları ve son durakları olması nedeniyle buraya "sondurak" denilmiştir. 

Çocukluğuma ilişkin en zevkli seyahatlerin "troleybüsler" ile yaptıklarım olduğunu söyleyebilirim. Şimdi olsa aynı keyifle bu araçlarda etrafı dolaşacağımı söyleyebilirim. Hele ki Ankara'nın gezilebilecek yerlerini bu vasıta ile gösteren bir şehir turu olsa, hiç boş kalacağını sanmam.

Şimdilerde, böyle bir eski püskü ama elden geçirilmiş trolleybüs şehrin görülecek yerlerinden geçen bir güzergahda çalışsa kötü mü olurdu? 

Tarihini yeni nesillere, uzaktan gelen ziyaretçilere anlatan böylesi bir araç, sizce de şehrin değerini artırmaz mıydı?

Duyar gibi oluyorum, "tüm sorunlar çözüldü sıra troleybüs denilen zombilerin hayata döndürülmesi mi kaldı?" diyenleri. "Tüm sorunlar da çözülsün, Troleybüsler de eski güzel anıların canlı tanıkları olarak, bir hatta çalışsın dursun, güzel olur" diyorum ;)

15 Haziran 2014 Pazar

Körler Ülkesinde Tek Gözlü Kral Olur(*)


Eğitim sistemimiz pek de iyi sayılmaz. Yıllarca üniversite için o kurs senin, bu benim dolaşıp duruyoruz. Okuldaki eğitim yeterli olmuyor, üstüne fazladan destek alıyoruz. Yüksek Öğretime Geçiş Sınavına (YGS) giren öğrencilerden 3 te 1'i ya da daha fazlası matematikten 0 (SIFIR) alıyor.

Bu neyin göstergesi? Eğitim başarısı yarım yamalak mı? Eğitim alanların yarısı en azından matematik konusunda bir şey öğrenememiş. Matematik sorularının 5-6 tanesi basit toplama çıkarma işlemi ile çözülebilir.

Osmanlı'da II. Meşrutiyet döneminde Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) Emrullah efendinin şaka amacıyla söylediği “Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim” sözü, eğitim alt kodlarımıza işlemiş olmalı. 8 yıllık temel eğitimin rövanşı gibi duran 4+4+4 sistemi eğitim konusunda kayıp bir nesil nedeni. Sizce bir nesil kaybetmek Türkiye'ye nelere mal olur?

Matematik sevilmeyen hatta bilinmeyen, düzgün öğretilmeyen bir ders olunca, biraz bilenler, "körler ülkesinde kral" olur. 

Devlette olsun, özel sektörde olsun, 6'şar aylık ücret artışı hesabını bile yapabilen pek yoktur! Diyelim ki, yıllık ücret artışı teklifi 6'şar aylık %3 + %3 olarak dillendirildi. Sizce toplam yıllık artış oranı ne olur? %6 diyenleri duyar gibiyim.

Yıllarca toplu iş sözleşmelerinde bu artışları hesapladım. Önemli hesaplardan biri, toplam zam maliyetini ortaya koyandır. Psikolojik olarak, 6 aylık zamlar yüksek enflasyonun etkisinde olan insanları rahatlatır. Bir başka avantajı da, gerçek artış oranının kolay anlaşılmamasıdır. 

İlk 6 ay %3, sonraki 6 ay %3 zammın gerçek toplam artış oranı %6 değildir! %4,5'dur. 
Hesabı basit: 100 liraya 3 lira zam yapın, 7. ay 103 liraya %3 daha zam yapın, 106,09. 
(103x6)+(106,09x6)=1254,54 
12 aylık ortalaması: 1254,54/12=104,55 yani ortalama zam %4,55
Ancak %3+%3 deyince sendikacılar dahil herkes %6 bulup, çıkarlar ortaya. 

Bundan kim sorumlu sizce? Düzgün Matematik eğitimi verilse, böyle olur mu? 4 işlem yapmayı beceremeyen bir nesil ile nereye varılabilir?

Simdi gelin de, Matematiğin bilinçli olarak öğretilmediği fikrinden kendinizi kurtarın. Osman Hamdi beyin Kaplumbağa Terbiyecisi isimli tablosunu getirin gözünüzün önüne. Aslında kaplumbağa terbiyeciliği diye bir meslek hiç var olmamıştır. Dönemin, ülkenin geri kalmış şartlarında verilen ve kazanılan bir eğitim mücadelesinin ipuçlarını orada, yakın tarihimizde görebilirsiniz. Yeter ki bakmayı bilin! Tırnaklarla kazılarak kazanılmış bir mücadeleyi, göz göre göre kaybediyoruz.

Yıllarca öğretilmesine rağmen, düzgün yazılıp, okunamayan Türkçe ve İngilizce'den bahsetmedim bile. Yıllarca Türkçe dersi alıp mezun olduğunda, bir dilekçe yazmayı beceremeyen bireyler sizce eğitilmiş midir? Ya da yıllarca yabancı dil dersi alıp, mezun olduğunda iki kelimeyi bir araya getirip konuşamamak nasıl bir sonuçtur? Bey söyleyeyim. Berbat. Tek kelime ile berbat.

Türkiye'nin İnsan Kaynağı kaybı kimin işine yarar? Siz söyleyin!

10 Haziran 2014 Salı

INGBANK Müşterini Yakından Tanı


Az önce bir ileti kutuma bir reklam düştü. Sevdiğim bankam INGBANK yollamış.

"Sayın,
BURÇAK ÇUBUKÇU
18 Haziran’a kadar İnternet veya Cep Şube’ye giriş yapın, EsteeLauder.com.tr'den
150 TL ve üzeri alışverişlerinizde 214 TL değerindeki Estee Lauder'in en iyilerinden oluşan bakım ve makyaj hediye setini kazanın!
İnternet ve Cep Şube’ye kart bilgilerinizle ya da şifrenizi 0850 222 0 600 Telefon Bankacılığı'ndan alarak T.C. Kimlik Numaranızla giriş yapabilirsiniz."
diyor.

Tamam genellikle kadınların kullandığı üniseks bir isme sahip olabilirim de, CRM yazılımınızda cinsiyetim yazmıyor mu?

Yoksa yolladığınız iletilerde cinsiyet gözetmiyor musunuz?

Lütfen böyle şeylere dikkat edin. Bana komik geliyor ancak rahatsız ettiğiniz bir kesim olabilir! Erkek adam ne yapsın makyaj malzemesini? Elektronik öteberi, kamp malzemesi, balık oltası falan ilgi çekebilir de o kremler, kalemler erkekler için genellikle bir değeri olmayan metalar canımın içi.

Yoksa sübliminal mesaj mı veriyorsunuz? :)

İşte böyle.

4 Haziran 2014 Çarşamba

Istagram'ın Yeni Ayar Verme Seçenekleri



Instagram yeni güncellemesi ile (04.06.2014) daha çok görüntü ayarlama seçeneklerine kavuştu.

Instagram popüler bir fotoğraf paylaşma sosyal medya hizmeti. Uzun zamandır çekilen sıradan fotoğrafları standart filtrelerden geçirerek nispeten güzel görünümler elde edip arkadaşlardan beğeni almak üzerine kurulu olarak hizmet veriyor.

Bu gün gelen yeni sürümle hem ios hem Android cihazlarda daha fazla değişiklik yapmaya imkan veren bir hal aldı Instagram.



Renk doygunluğu, sıcaklığı, keskinliği, parlaklığı, bulanıklığı gibi pek çok ayar tek tek yapılabiliyor.

Dileyenler için eski filtreler de yerinde duruyor. Dilerseniz hiç uğraşmadan filtre seçip geçmek hala mümkün.

Bütün bu detaylı yenilikler Instagram gönderilerinin yapılma hızını biraz yavaşlatacak. Kullanıcılar için iyi mi olur kötü mü yakında anlarız.

Hadi hemen bir iki çay, kahve fincanı çekip deneyin yeni değişiklikleri ;)

Google Play linki

23 Mayıs 2014 Cuma

Ücretsiz internet için LINE yükle!

Dünyanın önde gelen mobil platformu LINE, 50MB ücretsiz internet olanağı sağlayarak kullanıcılarının iletişim olanaklarını artırmalarına ve birbirleriyle dayanışmalarına katkıda bulunuyor.  Mesajlaşma, yüksek kalitede sesli ve görüntülü arama, sesli mesaj, fotoğraf ve lokasyon göndermeyi bir arada ve ücretsiz sunan LINE, kullanıcılarına 50 MB’lık interneti ücretsiz sunmakla kalmıyor, aynı zamanda  internet paketi kazananlara isterlerse bunu başkalarına hediye etme olanağı da yaratıyor.
Yalnızca LINE kullanıcılarına sunulan kampanyaya katılmak için çok basit ve eğlenceli bir yol bulunmuş:
Öncelikle telefonunuza LINE’ı indirmeniz gerekiyor: http://line.me/tr/download
1) Etkinlik haftası olan 26 Mayıs - 1 Haziran tarihleri arasında LINE arkadaşlarınıza en az 3 farklı günde mesaj, sticker ya da fotoğraf gönderin.
2) Mesaj gönderdiğiniz her gün için 1 puan kazanacaksınız.
3) 3 puanı topladığınızda, ücretsiz 50 MB internet sizin olacak!
Gerekli puana ulaştıktan sonra LINE Türkiye resmi hesabı tarafından iki hafta içerisinde bilgi mesajı alacaksınız. Mesajda belirtilen alana internet paketinin yüklenmesini istediğiniz telefon numarasını girmeniz yeterli. İnternet paketi giriş yaptığınız anda geçerli olacak ve 24 saat boyunca kullanılabilecek. Bilgi mesajının size ulaşabilmesi için LINE Türkiye resmi hesabını arkadaşınız olarak eklediğinize emin olun. Bunun için; LINE’ın ana menüsünde yer alan Diğer/Daha Fazlası > Resmi Hesaplar bölümünü kullanabilirsiniz.
50 MB’lık internet paketi, Turkcell abonesi numaralar tarafından kullanılabiliyor.  “Ama benim hattım Turkcell değil” diyorsanız üzülmeyin, bilgi mesajıyla birlikte gelen formu doldururken arkadaşlarınız ya da sevdiklerinizin numarasını girerek kazandığınız internet paketini onlara hediye edebilirsiniz.
Ücretsiz internet paketinize hemen sahip olmak için LINE yükleyin! http://line.me/tr/download
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Sezgi ve Sanrı


Bir çıkarım sizi gerçeğe ulaştırıyorsa ona sezgi, gerçek dışında herhangi bir yere ulaştırıyorsa ona sanrı denilebilir.

Aslında son sözü önceden söyledikten sonra bahsedecek bir şey kalmamış olması lazım ama yine de konuyu açayım.

Sezgi, özellikle ezoterik öğretilerde çok önemli bir yer tutar. Ezoterik öğretilerde öğrenci bir bilgiye sahip olabilmek için onu haketmelidir. Bir bilgiyi haketmenin yolu ise onu anlayabilmek için gerekli altyapıyı oluşturacak diğer bilgileri edinmek ve hazmetmektir. Buna günümüzde eğitim diyoruz. Eğitim, öğretim sonucu kişinin aklında kalanlardır.

Günümüzde bilgiye ulaşım için geçmişe oranla inanılmaz imkanlar bulunmaktadır. Örneğin 1. yüzyılda bir dağın tepesindeki mabet dışında bulunmayan bir bilgiye ulaşmak için harcadığınız gayret düşünüldüğünde günümüzde bilgisayarın başına geçmek ve bilgiyi edinmek için Google araştırması yapmak son derece kolaydır. Bu erişim kolaylığı kuşkusuz bilginin değerini düşürmez. Ancak gerekli altyapısı olan birey için kendini gerçekleştirme yolunda büyük bir kolaylık sağlar.

Bu defa da dev bir bilgi denizinde doğru ve sizi gerçeğe ulaştıracak çıkarımlar yapabilecek bilgiye erişim için bir zorluk söz konusudur. Günümüz insanının önündeki en büyük engel bu bilgi denizinde doğru bilgiyi bulmak ve içselleştirmektir.

Aslında tarih boyunca doğru bilgiye ulaşmak zor olmuştur. Aktaran insanlar bilgiyi kimi zaman kendi düşünceleri ve ideolojileri doğrultusunda çarpıtmış ve bu enfekte olmuş bilgiyi aktarmışlardır. Bunun sonucunda büyük bir zaman ve bilgi kaybı dışında, insanın kendini gerçekleştirmesi için aşılmaz duvarlar örüldüğü düşünülebilir.

Gerçek, onu arayan için önemlidir. Belki de bu nedenle herkesin kendi gerçeği bulunmaktadır. Evrensel gerçek bu nedenle ulaşılması zor bir hedeftir. Yine de bu yolda ilerliyor olmak da önemli bir gelişmedir.

Geçmişte, gerçeğe ulaşmak için bozulmuş ya da gizlenmiş bilgilerin arasında doğru olanları bulup içselleştirmek ciddi bir öğrenme süreciydi. Bu bakımdan günümüzde de önemli bir değişiklik yoktur. Pek çok bilginin arasından doğru olanları bulmak ve öğrenmek zorlu bir yolculuktur.

Doğru bilgiye dayanmayan çıkarımlar bizi içinden çıkılmaz durumlara yöneltebilir. Dünyanın düz olduğu ve ufuktaki son noktaya ulaşıldığında aşağı düşüleceği düşüncesi buna güzel bir örnektir. Şüphesiz gözleme dayalıdır. Ancak yanlışlaması yapılmamış ve bilimsel gözleme ve tekniğe dayalı olmayan, üstelik bir de inançlar ile sıkı sıkıya sarılmış doğmalar hayatınızı çekilmez hale getirebilir.

Bir uzay gemisine atlayıp, kendi gözlerinizle dünyayı 500 kilometre yukarıdan görmeye imkan bulunmasa da eldeki bilgiler ve yapılacak gözlemler ile doğruyu bulmak için sezgisel düşünme yararlı olur. Nitekim pek çok insan tarih boyunca bunu başarmış, dünyanın düz olmadığını anlamışlardır. Şüphesiz bunda bilgiyi edinmek, gözlem yapmak ve ardından sonuca ulaşmak etkili olmuştur. Bilimsel yöntemin bu sürece katkısı, elde edilen sonucun nihai değil, yeni bilgiler ve gözlemler ile yalanlanabilir olmasını getirmiştir.

Sanrıda durum biraz daha farklıdır. Sanılarak ulaşılan sonuç kolaylıkla yalanlanabilir. Ancak yanlış bir şeye inanmış, düşünmeyen toplulukları bu düşüncelerden uzaklaştırıp gerçeğe yöneltmek sanılanın aksine oldukça zordur.

Hazır bir dünya görüşüne inanmak, gerçeği aramak gibi zorlu ve kimine göre gereksiz bir yolu seçmekten çok daha kolaydır. Üstelik göreli olarak güvenlidir de. Ancak "böyle durumlar, benim dışımda kimin için fayda getirir?" diye sorgulamaya başlayan insan birey olma yoluna girdiğinde kaçınılmaz çatışmalar doğacaktır.

Dogmalar bu nedenle sorgulanamaz. Sorgulandıklarında zayıf yönleri ortaya çıkar. Gerçek karşısında ise genellikle yıkılırlar.

Gerçeğe yapılan yolculuk kendi iç dünyanıza doğru olsa da, sanal bir google arama sonuçlarına doğru olsa da, dünyanın bir ucunda, dağın tepsindeki bir mabede doğru olsa da, bir ihtiyaçtır. Sezgi, bu yolculukta yardımcı olabilir, sanrı ise sizi olmadık yerlere götürür. Aradaki fark, bu kadar yalındır aslında.

Yolculuk, hedefe hiç varılamayacak olsa da, hatta sizi diğerlerinden bir arpa boyu ileri taşısa da gereklidir. Güvenli sularda diğerleri ile birlikte kalıp, size verilenle yetinirseniz mutlu olabilirsiniz. Sürüden ayrılıp gerçeğe bir yolculuk yapabilirseniz, birey olursunuz.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Sürüdeki Kara Birey


"Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesine hedef olarak yaşadım."
Giordano Bruno


21. yüzyılda yaşıyor olmak, insanlık tarihi ile karşılaştırıldığında kısa yaşam süremiz için, çok uzun bir sürecin ileri bir noktası olarak görünebilir. Oysa evrenin saati için bir "tik" bile değildir.

Bakteri popülasyonlarından beri, birlikte olmak ve bunun getirdiği güç ile türünü sürdürmek ve gelecek nesilleri garantilemek mümkün olmuştur.

Sanırım sorun, bilgiyi depolamak ve yeniden kullanmak ile başlamış olmalı. Canlı toplulukları son derece sınırlı bir şekilde bilgiyi nesilden nesile aktarabilmişlerse de bunu insan kadar iyi yapabilen bir başka tür günümüze kadar ulaşamamıştır.

Konuşma, birinci önemli aktarma aracıyken, yazının bulunması uygarlığın gelişmesine neden olmuş olabilir. Böylece deneyimler kaybedilmeyen, gelecek nesle çok daha kolay aktarılan kavramlar haline gelmişlerdir. Tuğla üzerine tuğla eklenerek insanlık mabedi inşası yapılabilmiştir. Dönüp geçmişe baktığımızda, duvarın inşasında önemli bir ilerleme kaydettiğimizi söylemek zordur. İnsanlık tarihi savaşlar, acılar ve insanların birbirlerine yaptıkları kötülükler ile doludur. Günümüzde durumun değiştiğini ileri sürmek zordur. İşin komik yanı biz eskisine göre uygar olduğumuzu iddia edebiliyoruz. Tamam, belki toplumdaki aykırı sesleri artık yakarak yok etmiyoruz (yoksa ediyor muyuz?) ama yakın zamanlarda şiddet görerek, bir patlama ile parçalarına ayrılan, düşünceleri nedeniyle hayattan koparılan aydınlar ile dolu bir yakın geçmiş neyin nesidir?

Bir topluluğa ait olup, birlikte hareket etmek kolaydır. Hayatınızı başkalarının koyduğu kesin kurallar içerisinde yaşamak, ne yapacağınızı, nasıl yapacağınızı size söylendiği şekilde yerine getirmek hem sizi, hem de dahil olduğunuz grubu hayatta tutar. Ancak böyle topluluklar nitelikleri gereği var olan tutuculukları yüzünden aykırı sesleri tehdit olarak değerlendirmişlerdir. Aslında aykırı sesler gerçekten "sürü" için tehlikelidir. Düzeni bozup, birlikte hareket etmeyi tehlikeye sokabilir.

Topluluk zaman içinde kolayca yozlaşabilir. Ahlaksızlık, kötülük, yalan, şiddet, zulüm genel geçer kurallar haline gelebilir. Geniş kitleler, giderek sıkılaşan boyunduruklarına rağmen, mevcut durumu bozmanın getireceği kaçınılmaz yok oluşun korkusu ile düzeni ayakta tutar. Ancak, belki de kurtuluş, gerçekleri görmek ve sevgi ile mümkündür.

Ortaçağ baskıcı düzeni aydınlanma ve bireylerin bir nebze kendilerini yeniden şekillendirmeleriyle yıkılabilmiştir.

Farklı düşünebilmek ve dikte edilenlerin dışında gerçeklerin farkına varmak, kendini gerçekleştirmenin belki de ilk adımıdır.

Birey olmak, insanı sonunda yalnız kalmak gibi istenmeyen bir duruma düşürse de, aslında insanlık için ilerlemenin anahtarıdır. Bunun için de kaçınılmaz gereklilik, sorgulamak ve düşünebilmektir.

Sonu dünyada ateş ile yüzleşmek bile olsa, gerçeğin peşinden koşmuş BİREYlerin sıcak (!) anısına saygıyla.