7 Mart 2017 Salı

Tarih boyunca, krallar büyük ölçüde güçlerini, sorgulanamaz ve daha yüce bir kuvvetten almışlardır. Bu yüzden, yaptıkları her türlü hareketin nedenine ilişkin sorgulamalara karşı verilecek cevap çok daha kolay olmuştur. Kimi zaman sorgulanmaları da mümkün olmamıştır tabi. Zaten gücü elinde tutanın gücünü daha büyük bir yerden alıyor olması kadar güven kırıcı bir durum olabilir mi? İşin özü sürüdeki Alfa erkeğin gücünün mutlaklığından geldiğinden sürüdekilerin kafalarının içerisinde oluşan durum sürünün başarısını artırmış olmalı ki, türden türe bu bir hayatta kalma avantajı olarak geçmiş olsun. Tabi farkındalık düzeyi sincabınkinden çok daha ileri olan modern insan söz konusu olunca durum biraz karışıklaşmıştır.

Söz konusu güç ve şiddet olunca, yılların Ana Tanrıçası (Kibele ya da Sibel, hatta Hintli haliyle Şiva (1) diyelim, hatta belki de Mısırlı İsis) da, tabutta attırılan rövaşata ile erkekleşivermiş ve "alfa" erkek krallar da ondan nasiplenmeye başlamışlardır. Kimi araştırmacılar "Kıble" kavramının da Kibele'den geldiğini ileri sürmektedir.

Krallar tarih boyunca genellikle kendi güçleri ile yetinmemiş, ek bir güvenliğe sığınmak ihtiyacını duymuşlardır. Bir tür geçmiş reasürans fikri olarak görebiliriz bu durumu.

Örneğin Makedonya'dan kalkıp, Anadoluyu ele geçirdikten sonra Pers İmparatorluğunu yıkan, durmayıp Afrikayı da zapteden Büyük İskender için, ünlü bir kahinin Zeus'un oğlu olduğunu söylemesi, Mısır'da Amon tapınağında tanrı Amon ile görüştüğüne ilişkin söylentiler çıkması, rastlantısal değildir. Temsilciliği az görüp, tanrılaşmaya çalıştığı için Yunan ve Makedon insanları tarafından alaya alınınca, kendisine bir nebze çeki düzen vermiştir. Ancak vazgeçmeyip, aynı şeyi tekrar, tekrar dile getirse insanların kendisine inanabilecekleri gerçeğini gözden kaçırmış olmalı. Kendisinden sonra gelen pek çok yönetici ise bu yöntemi kullanmayı zamanla öğrenmiştir.

Örnek gayet açıktır. Kralın, tanrının temsilcisi olduğu konusunda toplumdan bir itiraz gelmesi kolay değildir. Yalnız, bizzat tanrı olduğunu söylediğinde itirazlar gelebilmektedir. Ancak, kimi toplumlar, kimi şartlar altında tanrısallaşan öğreti liderlerine genellikle de öldükten sonra tanrıya dönüştükleri için fazla ses çıkartamamışlardır.

Gotama Buda Hindistan'da "uyanış" yaşayıp öğretisini insanlara anlatmış ve zaman içerisinde takipçilerinin gözünde bir tanrıya dönüşmüştür. Kendisi büyük kitlelere hükmeden bir lider olmadığından, öğretisini anlatmak dışında, tanrı olma iddiasında bulunmamıştır.


Eski Mısır'da ise durum tamamen farklıdır. Krallar genel kabul edişin de etkisiyle, zaten tanrılardan gelen evlatlardır. Dolayısıyla tanrılardır. Ancak çok tanrının bir arada olması sorun teşkil etmezken, içlerinden birinin diğerlerinden ayrılıp, en güçlü ve tek tanrıya dönüşmesi gibi radikal bir değişikliğe öncelikle ruhani teşkilat bir karşı devrimle cevap vermiştir. Tek tanrı fikrinin ilk kez ortaya çıktığı dönem Akeneton'un firavun olduğu Milattan Önce 14. yüzyılın başlarına rastlar. Gerçi öldükten sonra Amon rahipleri kendisine ilişkin tüm bilgileri ortadan kaldırmaya çalışmışlar ve 10 yaşında firavun olan Tuthankhamon eski çok tanrılı dine dönmüş ancak yine de Hz. Musa'nın öğretiyi benimseyip, takipçilerine aktarmasıyla tek tanrılı dinler halk arasında eskisine göre daha büyük bir çoğunlukla kabul görmüştür.

Tek tanrılı dinler, deklare ettikleri amaçları olan iyilik, huzur, kardeşlik gibi unsurları evrenselleşmedikleri ve genel kabul görmedikleri için pek gerçekleştirememişlerdir. Hatta tam tersine kutsal amaçları için karşı olanlara savaşlar açmışlardır. Din savaşları, kimi zaman mezhep savaşlarına dönüşmüş ve bu defa aynı dini kabul eden taraflar, birbirlerini yok etmeye çabalamıştır. Sonuç itibariyle, tarih boyunca böyle anlaşmazlıklar yüzünden çok acı çekilmiştir.

İşin aslı, yönetim erkini ve gücü ele geçirmektir. Bunun için inanç kullanıldığında, inancın ve ilahın öğretisinin tam tersi bir durum oluşmaktadır. Laik tercih bu nedenle ortaya çıkmıştır. Dinin güç erkinin oyuncağı olması önlenmeye çalışılmış ve bu sayede bir kişinin değil de, geniş insan kitlelerinin katılımıyla, birlikte yönetim daha kabul edilebilir bir hal almıştır.

Ancak, insanın yazılımı derinlerde duran "alfa erkek" doğallığını korumaktadır. Bu nedenle insanlık tarihi boyunca edinilen deneyim ve ortak akıl, zaman zaman kısa devre yapıp, fabrika ayarlarına dönme eğilimindedir. İnsan, hazır olduğu bir anda, bu durumu aşmak zorunda kalacaktır. Ancak bu yarın mı olur, 10 bin yıl sonra mı bilmek zor.

Yine de birey olarak her zaman ne tarafta olduğunuza karar vermek elinizdedir. İlkel tarafınız çekiştirip dursa da ona direnip gelişmiş kısmınızı yüceltirseniz daha iyi bir tercih olabilir. Yol uzun olabilir ama duranların geride kaldığı bir yolda, arkadan gelenlerin üzerinizden geçip gitmekten başka şansları olmayabilir.



Dipnot:
1) Bazı görüşlere göre Şiva Tanrı'nın üçüncü biçimi/yüzü, Trimurti'nin (Hint Teslisi) bir parçasıdır. Trimurti'de, Brahma yaratıcı, Vişnu koruyucu, Şiva ise yok edicidir. Her ne kadar yok etmeyi temsil etse de, olumlu bir güç olarak görülür (Kötülüğün Yok Edicisi). Bkz.

8 Şubat 2017 Çarşamba

Neyzen Tevfik ve Nietzsche
İnsan varlığının evrende bir amacı olmayabileceği ihtimalini düşünün. İnsanda endişe yaratan bir düşünce değil mi? Dünyada yaşayan 7 milyar insanın bir varlık amacı olmayabilir mi? Ortaya çıkarttığımız eserler, uygarlığımız, uğruna ölümü bile göze alacağımız pek çok konu aslında boş şeylerden mi ibaret?

Güneş sistemimizde dolanan büyükçe bir asteroid yörüngesinden çıkıp da dünyayı üzerinde canlı yaşayamaz bir hale getirse ve yok olsak. Bu durum evrende ne gibi bir değişikliğe yol açar? "Hiç" öyle değil mi?

O halde tüm insanlığı bir yana koyduğumuzda kendi bireysel yaşantımızın amacı ne olabilir? Çin'de fakir bir sanayi kenti civarında doğsak, ömrümüz boyunca 3 metrekare bir iş yerinde biteviye çalışıp fakir doğduğumuz gibi, fakir ölmek mi? Miami de bir multi milyarderin çocuğu olarak dünyaya gelsek ve hayatımız boyunca zevk peşinde koşmaktan başka bir şey yapmaya ihtiyaç duymadan yaşayıp, dünyaya doyamadan ölmek mi?

İşte bizim yakın tarihimizden bir örnek:

Neyzen Tevfik
Sadrazam Talat Paşa, sevdiği ve perişan halinden üzüntü duyduğu Neyzen Tevfik'e devlet dairelerinin birinde katiplik önerir. Neyzen Tevfik: "Katip olacağım da, ne olacak?" diye sorar. Bu soru üzerine şaşıran Talat Paşa, memurluk katlarını alttan üste sıralar: "Önce şu, sonra bu..."
Neyzen'in hala hoşnut olmadığını sezince de, şöyle sürdürür: "Daha sonra vekil, nazır, kim bilir belki de sadrazam... "Neyzen'in yanıtı yine bir soru olur: "Ya sonra?"
Talat Paşa, bir an duraksar, "sonrası" padişahlıktır çünkü. İster istemez: "Hiç!" der. Bu yanıt karşısında Neyzen Tevfik güler ve şöyle der: "Ben bugün de "hiç"im! Sonu "hiç" olduktan sonra, onca zahmete katlanmaya ne gerek var?"

Hiçlikten hiçliğe bir yolculuğa, yaşamak mı diyoruz? Yoksa, Neyzen Tevfik gibi özel bir konumda durup, hayatı farklı bir pencereden mi görüyoruz? Belki de, o boşluğu ömrümüz boyunca kendimizce anlamlı uğraşlarla doldurup eserler veriyoruz. Kendimize hikayeler anlatıp, sonra onlara kendimiz inanıyoruz.

Gerçekten, ne istediğimizi biliyor muyuz? Şöyle bir dünyada yaptıklarımıza bakın. İnsanlık tarihi yapmaktan çok yıkmak üzerine yazılmamış mı? İçinde yaşamak için muhtaç olduğumuz çevreye yaptıklarımızı bir düşünün. Birbirimize yaptıklarımızı düşünün. İnsan ne istiyor?

Delphi'deki tapınağın duvarında yazan "Kendini Bil" sözü acaba Yuval Noah Harari'inin Sapiens isimli kitabında bahsettiği gibi "ortalama insanın kendisiyle ilgili cahil olduğu ve gerçek mutluluğu da bilemeyeceği" (s. 384) anlamına mı gelmektedir?

Yaşama anlamı biz katarız. Friedrich Nietzsche “If you know the why, you can live any how.” "Yaşamak için bir sebebiniz varsa, her şeyle baş edebilirsiniz" demiştir. O nedeni ortaya çıkartmak yine bizim elimizde.

Büyük patlama olmadan hemen önce ne vardı? Hiç...

24 Ocak 2017 Salı

Michelangelo'nun Adem'in Yaratılışı Resmindeki Sır

Eğer evinizde bir evcil arkadaş besliyorsanız, onlarında duyguları olduğu ve düşünebildiklerini yakından deneyimlemiş olabilirsiniz. Hayvanlar düşündüğümüzden çok daha fazla bize benzer. Peki insanın diğer hayvanlardan ayrılıp, dünyaya hakim olup, bir teknoloji uygarlığı oluşturmasına ne sebep oldu?

Beslenme Etkisi

İnsan beyni, vücudun besinlerden aldığı enerjinin önemli bir miktarını tüketir. Muhtemelen ateşte pişirme sayesinde beyin için ihtiyaç duyulan bu yüksek enerji miktarını sağlamak mümkün olmuştur. Sebzeleri pişirdiğinizde onların içerisindeki nişastanın değişmesini ve vücutta daha kolay enerjiye çevrilebilen bir hal almasını sağlarsınız. Bu nedenle pişmemiş kilolarca havuç yeseniz de önemli miktarda enerji alamasanız da pişirip yediğinizde kolayca kilo alabilecek kadar fazla enerji sağlar. Dr. Robert Atkins diyetinde pişmiş havuç yenilmesi tabu olan bir besindir. Zira bu diyet karbonhidrat tüketimini keserek kilo kaybı sağlar. Bu diyet kalp sağlığını tehdit ettiği gerekçesiyle önemli eleştiriler alsa da enerjinin pişmiş besinlerdeki karbonhidrattan alındığını göstermesi açısından dikkat çekicidir. Yüksek enerjili besinler almak insan beyninin daha iyi düşünebilmesini sağlamış olabilir. Bu açıdan pişirme insanın daha zeki bir hale gelmesine neden olmuştur denilebilir.

Konuşma ve hafıza

İnsan kısa ömrü boyunca öğrendiklerini sonraki nesillere aktarmayı öncelikle konuşma becerisi sayesinde başarmıştır. Ancak insan hafızası bir kaç önemli eksiğe sahiptir.

- Unutabilir.
- Hatırlarken yanlışlar yapabilir.
- Etkilenebilir.
- Kimileri hastalanan beyinlerinin etkisiyle olmayan şeyleri gerçek sanabilir.
- Var olan yerine, ideal olanı fark etmeden koyabilir. Birkaç nesil sonra, eskiden hiç gerçekleşmemiş bir durum gerçek olarak kabul görebilir.

Bu olumsuz durumlar daha güvenir bir veri kaydetme şekli gerektirmiştir.

Yazı Etkisi

Yazı hafızanın zayıflıklarına bir çözüm olarak ortaya çıkartılmış olabilir. Öncelikle ticari anlaşmalar ve hukuki durumlar yazılarak bozulmadan kalıcı olarak kayıt tutulması amaçlanmıştır. Daha sonra tarihi kayıtlar yazı ile geleceğe bırakılmaya çalışılmıştır. Böylece elde edilen bilginin saklanması ölümlü zihinlerden göreli olarak daha kalıcı olan başka ortamlara taşınmıştır.

Yazı da birkaç önemli eksiğe sahiptir.

- Saklanması zordur. Taşa kazınsa bir şekilde yok edilebilir. Diğer ortamlardaki saklanma şekli de belirli süreli sınırlamalara sahiptir.
- Tekrar yazılması gerekebilir. Bu durumda anlam kaybına ve değişikliğe uğrayabilir.
- Zamanla anlaşılırlığı ortadan kalkabilir. Dil gelişir ve değişir. Bu yüzden bir kaç yüzyıl sonra bir metin hala yazıldığı zamandaki gibi anlaşılır kalmayabilir.
-  Yazı yok edildiğine eğer tek nüshası kalmışsa bilgi de yok olur.

Yazılı metinlerin eksiklikleri bilginin korunması gerektirmiştir. Ezoterik öğretiler böylece tarih sahnesine çıkmış olabilirler. Bir bilgiyi saklamak onu herkesin erişiminden uzaklaştırmak anlamına gelir. Bilgiye sadece onu hak edenler ulaşabilirler. O nedenle ezoterik öğretilere giren kişiler bu bilgileri belli bir zaman içerisinde kademe kademe öğrenerek bilginin değerini de anlayabilirler. Bilgiyi biraz daha uzun süre değişmeden saklayabilmenin bir yolu olsa da, bir kaç önemli sorun oluşabilir. Örneğin tüm grup bir şekilde ortadan kaldırılsa özenle saklanan bilgi de yok olacaktır.

Matbaa ve Kitap

Matbaa yazılı kayıt yapmak için önemli bir kolaylık sağlamıştır. Artık bilgi kısıtlı sayıda değil, çok sayıda kopya olarak çoğalır. Bu kaybolmayı zorlaştırdığı gibi bilgiye ulaşımı da kolay ve ucuz bir hale getirmiştir. Artık bilgiye ulaşmak için tek ihtiyacınız onunla ilgili olan kitaplara ulaşıp öğrenmektir. Aynı zamanda bilginin yeniden üretimi de daha kolay hale gelmiştir. Böylece geliştirilen hali ile bilgiyi yeniden yayınlamak ve geliştirdikçe bunu tekrarlamak kolaydır.

Yine de eksik yönleri vardır
- Kitap ve sayfalarının ömrü sınırlıdır.
- Bilgiyi nesilden nesile aktarabildiği gibi çöp içeriği de aktarabilir.
- Yok edilmesi sayıca nüshalarının çokluğu nedeniyle zor da olsa imkansız değildir.

Bilgisayar ve İnternet

Bilgiye ulaşımı küresel bir hale getiren bu teknolojiler kuşkusuz ilerlemeyi hızlandırmıştır. İnanılmaz miktarda bilgi küresel ağda güvenli bir şekilde saklanabilir. Çöp içerik daha önce hiç olmadığı kadar çoğalmıştır. Ancak gerçekten bilgi de aynı şekilde çoğalmıştır. Kısa sürede araştırma yapmayı öğrenmeniz halinde aradığınız bilgiyi bulmanız ve çalışmalarınızı yayınlamanız mümkündür.

Tabi ki bu teknolojilerinde bazı eksikleri vardır:
- Elektrik bağımlısıdır. Saklamak için olmasa bile işlemek ve yeniden oluşturmak için elektriğe ihtiyaç duyar.
- Saklanma ortamları yedeklenmelidir. Veri kaybı ihtimali bu teknolojilerin en önemli zayıf halkasıdır.
- Bilgi gizliliği önemli bir sorun. Bilgiler her an değiştirilme, yok edilme, ve kaybedilme riski taşıyor.

Akıl ve süzgeci 

İnsanlık tarihi boyunca oluşturulmuş tüm içerik ve bilgi insan beyninin ürünüdür. İyi eğitilmiş ve iyi çalışan beyinler bilginin yeniden üretilmesini, yeni bilgiler üretilmesini ve insan uygarlığının gelişmesini sağlayacaktır. Günümüzde aşılması gereken önemli bir nirengi noktası bulunmaktadır. Bilgi bulutu gürültüsü içindeki gerçek bilgiyi ayırmak ve anlamak. Bu öylesine zor ki belki de bizi en çok zorlayabilecek kısım bu.

Yine de aklınızı kullanarak bilgiyi akıl kendi süzgecinizden geçirmeli, öğrendiklerinizi sorgulamalı ve kimi zaman baktığınız sıradan yerlerdeki gerçeği görmelisiniz.

Eğlenceli Bir Yaradılış Resmi Hikayesi

Kimi zaman insan gözünün önünde duran bir cevabı bile bulmakta zorlanabiliyor. İşte size bir örneği. Ünlü sanatçı Michelangelo 1508-1512 yılları arasında Sistine Şapeli'nin tavanına Tanrının insanı yaratışı ile ilgili bir resim yapmıştır. Ademin Yaradılışı isimli bu harika eserde tanrının Adem'e can veriş anı canlandırılmıştır.
Kompozisyon olabildiğince açıklığı ile gözlerinizin önündedir. Tanrı cenneti temsil eden bir yerde arkasında meleklerle birlikte gökte duruyor gibidir. Yerde sereserpe uzanmış, besili ve biraz da mahmur duran Adem'in eline uzanmış olan Tanrı, ona dünyada varlık olabilmesi için her neye ihtiyacı varsa aktarıyor gibidir.

70'li yıllarda çevrilmiş bir film vardı. Westworld isimli. Dev bir eğlence parkında insanlar parkın robotlarının oluşturduğu ortamda Amerikanın tarihi vahşi batı temasında kovboylar devrinde her türlü vahşi zevklerini tatmin ederlerken robotların içinde çıkan kendinin farkına varmış, bilinçli bazı robotlar filmin gidişini bir anda değiştirip beklenmedik bir sonla sizi karşılamışlardı. Bu film 2016'da bir dizisi yapıldı. İzlemediyseniz tavsiye ederim. Dizinin birinci sezonunun son bölümünde Antony Hopkins'in canlandırdığı karakter, Adem'in Yaradılışı tablosu ile ilgili şaşırtıcı iddiadan burada bahsediyor. Frank Meshberger isimli bir doktor, resimde Tanrının arkasında duran şekille birlikte oluşan görüntünün aslında insan beyninin kesit görüntüsü olduğunu ileri sürmüştür. Bu durumda, yaradılış konusunun insan beyninin ürünü olduğu açıkça resmedilmiş olabilir.

Bu görüşe alternatif olarak bir Sanat Tarihçisi olan Adrian Stokes bu şeklin insan rahmine benzediğini 1955'de dile getirmiştir. Mayo Clinic Proceedings isimli Aylık Tıp Dergisinde bu görüşün doğru olabileceği, bir rahim resmi ile üst üste bindirildiğinde ortaya çıkan benzerlikten bahseden bir makalede anlatılmıştır (2015). Böyle ise bir insanın dünyaya gelişi oldukça yalın bir halde (insanın, insandan doğduğu) ifade edilmiş olabilir.

Her iki durum için de, ortaya çıkartılmış muhteşem eser dönemin din adamlarını mutlu edip, yüklü bir ödeme yapmalarına neden olmuşsa da, sanatçının kendi aklındaki gerçeği tüm çıplaklığıyla orta yere aktarmasına engel olmamıştır. İşin ilginç yanı bu anlatılmaya çalışılan durumun farkına 500 yıl sonra varmış olmamız. Koca insan uygarlığı 500 yıl boyunca 10 - 12 nesil geçmiş olmasına ve milyarlarca göz bu resmi görmesine rağmen, resimdeki gizli anlamı henüz yeni fark etmiş olabiliriz. Bu durum sizce sadece basit bir sanatçı muzipliği mi? Eğer öyleyse, Michelangelo o sıralar çok eğlenmiş olmalı.

İnsanlık tarihi ve binlerce yılda oluşturduğumuz uygarlığımız kim bilir, bunun gibi kaç örnekle doludur? Sanırım bundan sonra çevremizdeki sıradan gibi görünen şeylere daha dikkatli bakmakta fayda var.


14 Ocak 2017 Cumartesi


Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) hastalığı hayatınızı mahvediyor olabilir. Daha da beteri bunun farkında bile olmayabilirsiniz.

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ve Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu (OKKB) farklı kavramlardır. Ancak aşağıdaki örnekleri her ikisine de ilişkin olabilir. Burada amaç, tanı koymak değil, konu ile ilgili bir farkındalık yaratmaktır. Tanı ve tedavi Psikiyatri Doktorları ve Klinik Psikologlar tarafından yerine getirilmesi gereken son derece ciddi uygulamalardır.

Çok Bilinen Örnekleri ile Takıntı Hastalığı ve Kişilik Bozuklukları

1- El Yıkama 

Genellikle gereğinden fazla sabunlayarak, derisi yağlı bile olsa, kuruyup çatlayacak hale getirene kadar yıkamadır. El yıkamayı garip bir tören haline getirebilirler. Genellikle elini kaç kez sabunladığına emin olamayınca, bir kez daha sabunlayarak işi garantiye alabilirler. Aşırı durumlarda elinden bir türlü çıkmayan gerçek ya da sanal bir kiri bertaraf etmek için elleri derileri yara olana kadar fırçalayanlar da olabilir.

2- Evi ya da Arabayı Kilitledim mi?

En üst kattaki evinin kapısını kilitleyip kilitlemediğini hatırlayamadığı için, 4 kat merdiveni çıkıp kapının kilitlenmiş olduğunu görüp rahatlamaktır. Genellikle kapının kilidini tekrar açıp yeniden kapatmadan rahatlamayanlar da vardır. Aynı şekilde aracın kapısını kilitleyip kilitlemediğini hatırlayamayıp ya da tamamen unutup, iki sokak öteden dönüp, gelip kontrol etmek. Tekrar açıp kapatmak.

3- Ritülellere aşırı bir örnek: Bilgisayar kapatma töreni yapmak

Genellikle sıradan bir insan ofisten çıkarken bilgisayarını basit bir düğmeye basarak ya da bir iki tıklayışta kapatır. Yeni bilgisayarların kapatılmaya bile ihtiyacı olmadığından hiç bir şey yapmadan sadece çekip gidenler de çoktur. Takıntılı bir insan durum hiç de kolay değildir ve bu durum garip bir törene dönüşebilir.

Örneğin:
  • Saatin bulunduğu yerdeki gizli ögeleri kontrol etmek
  • Arka planda çalışan tüm uygulamaları teker teker kapatmak
  • Mesaj programını açıp son bir kez mesaj geldi mi diye bakmak. 
  • Gönderilenler klasörünü de kontrol edip bir kez daha gelen mail var mı diye sunucudan sorgulamak.
  • Masa üzerinde bulunan bir boşluğa bir kaç kez tıklamak (genellikle üç kez)
  • Son bir kere başlat menüsüne bakıp tüm ritüeli doğru olarak tekrarlayıp tekrarlamadığından emin olunca kapat düğmesine tıklamak.
  • Cihaz tamamen kapanana kadar karşısında beklemek.
  • Son bir kez fanlar durdu mu diye dikkat kesilmek ve emin olunca başından kalkmak.

4- Aşırı Titizlik ve Düzen

Eşi eve geldiğinde kapı eşiğinde tercihen gazetelerin üzerinde tepeden tırnağa soyup, çıkan kıyafetleri çamaşır sepeti ya da torbasına koyup derhal yıkanmak üzerine makineye atmak. Doğrudan banyoya gönderip temizlenmesini sağlamak. İşin garip tarafı kulağa çok garip gelse de bu duruma ailenin de alışmış olması. Misafir geldiğinde özel örtülerle kaplı misafir takımlarında oturtmak. Dokundukları ve bastıkları her yeri onlar gittikten sonra dezenfekte etmek. Banyoya girerlerse fayanslar dahil her yeri çamaşır suyu ile ovmak.

Her şeyi aşırı düzenli tutmak. İşyerinde masada duran parçaların yerlerinin belli ve değişmez olması. Daha sonra kullanacak alışveriş torbalarının tek tek özenle katlanıp istiflenmesi. Kitapları boy ve renklerine göre düzenlemek. Düzgün durmayan çerçeveleri düzeltmeye çabalamak.

Dinsel konularda, batıl inançlarda ya da ahlak ile ilgili konularda çeşitli tekrarlanan saplantılar ve benzerleri (tahtaya vurmadan rahatlayamamak, hapşuran birine "çok yaşa" demeden huzur bulamamak vb.) 

5- Öptürmemek ve Silmek

Daha çok küçük çocuklarda görülen, birisi öpmeye kalktığında kaçmak, öptüğünde ise yanaklarını ıslanmasalar da silmek. İleri durumlarda, insanlardan iğrenmek.

6- Dediğim Gibi Olacak Diye Katı ve Israrcı Olmak.

Bir işi yapmanın pek çok yolu varken, en doğrusunun kendi istediği şekilde yapılan olduğunu düşünmek ve eğer pozisyonu uygunsa işyerinde bunu herkese dayatmak. Kendi istediği gibi davranmayanları ortamdan uzaklaştırmak için elinden geleni yapmak. Aynı şekilde evde de dediğini yaptırmak. 

7- Çöp ev

İşe yaramayacak döküntülere aşırı değer vermek ve onları atamamak. Evde odaları kullanılmayacak kadar fazla döküntülerle doldurmak. Sokaklardan çöp toplayıp bunları bir gün işe yarayacak hazineler gibi görmek. Çöpler ile duygusal bağ kurmak.

8- Hazırlıkçılık, stokçuluk

Bir gün insanlığı büyük ölçüde etkileyecek bir felakete karşı hazırlanmak. Ömürleri belirli de olsa bir çok öte beriyi depolamak. Parayı gelecekteki bilinmeyen durumlara karşı depolamak ve aşırı cimrilik durumları da görülebilir.

9- Kafaya takmak, uykuda çözmeye çabalamak

Günlük kimi zaman basit, kim zaman daha karmaşık durumları içine atıp,  kafaya takıp, bunları uykuda çözmeye çalışmak. Bir çözüme ulaşamamaktan dolayı uykusuz kalıp, sağlığından olacak kadar sıkıntıya düşmek. Çözülemeyen konunun büyümesi ile içinden iyice çıkılmaz bir duruma düşmek.

10- Çizgilere Basmadan Yürümek

Yolda yürürken çizgilere basmamak ya da özellikle basarak yürümek. Bir süre sonra son derece doğal yapılan bir yürüme işini içinden çıkılmaz ritüelik bir kabusa çevirmek. 

Tüm bu örneklerde insan eğer kendi istediği gibi yapamazsa endişeye kapılabilir. Gereksiz bir enerji ve zaman kaybı yanında kendi ve çevresindekilerin sağlıklarını da olumsuz etkileyebilir. Ömür tüketen bir durumdur. 

Ne yapmalı?

Tedavisi vardır ve uzmanlar tarafından hastanın hayat kalitesini artıracak çözümler uygulanabilir.

Yukarıda çok karşılaşılan örneklere değinmeye çalıştım. Benzer etkileri kendinizde görüyorsanız ve kurtulmak istiyorsanız, zaman geçirmeden klinik yardım almanız gerekir. Bir Psikiyatri Hekimi ile görüşün. Tavsiyesine göre Klinik Psikologlar ile de görüşün. Bırakın tanıyı onlar koysun ve size yardım etsinler.

Eğer çevrenizde böyle birileri varsa onların durumlarını kavramaları ve içinde bulundukları durumdan kurtulmak için istekli olmaları gerekir. Onları ikna etmeye kalkmayın. Onlar için ne yapabileceğinizi de uzmanlara danışın.

Klinik sorunlarınız ile ilgili konularda yaşam koçları, mentorlar, kişisel gelişim uzmanları, falcılar son derece yanlış tercihlerdir. Durumu içinden çıkılmaz bir hale getirebilirler. Klinik yardım alın!







22 Aralık 2016 Perşembe

After original article in Turkish gets more than 150.000 hits, I have decided to translate it to English.


Background

A gourmet friend of mine, made his wine since 6 -7 years. His first try was hard to accept but in recent years he has got success in tasty wine production. I had ask him how to do it? He tells his story, than I create mine. Now I can make homemade wine myself. My first try was quite fine (!). Gourmet friend of mine sad "even I don't use this crap in cooking but it's ok" after taste my first product. After 3 years hardwork my wine taste like wine and looks like wine too. Here is the story of how to do homemade wine on your own.

Before start I'd like to point it out that, this is not a rocket science! It is a process called fermentation. Tiny microbes consume sugar in grape juice and deliver alcohol as a output. You may find so many sources about it in Internet. But many of them were confusing. According them, you need lots of gadgets, chemical ingredients and knowledge for instance:

1- Special measuring devices,
2- Special devices for the removal of carbon dioxide,
3- Special storage solutions
4- Fermentation initiators,
5- Fermentation stoppers,
6- Alcohol meters,
7- Methods of protection with sulfur of other chemicals,
8- Special storage methods,
9- Special clamping presses and methods,

this list goes on and on. But it shouldn't be that much hard. Okay, making wine needs some knowledge of science. But it should be a humble way to do your homemade wine, am I wrong?

I guess, wine is very old beverage. Our predecessors found a good way to storage of grapes as grape juice. Possibly process has been done by itself with a little luck.

Brief info about wine process

Grape Juice transform to wine as a bacterial digestion of sugar in juice. Production of ethyl alcohol is an odd truth of bacterial digestion. :) By the way, even the taste and smell of grape is bruised with alcohol, the liquid is pleasant and even if the amount is not exaggerated, a liquid that produced is even useful.

Wine Making

Our accumulation of thousands of years of wine production has shown that wine grapes make for better quality results in periods of low rainfall. keep this in your mind.

In my early practices I bought grapes from green grocery, bazaar, supermarket briefly everywhere. I was not so selective. But in that case I found some grapes in market which produce for home consumption doesn't have enough sugar for good wine.

Essence of work: You have to find good grapes for good wine. After some years of experience now I am buying kinds of grapes which is known as good for wine production like Shiraz, Merlot, Cabernet Sauvignon, or local grape named Kalecik Karasi.

Let's Start


1- If you want to make 5 litters of wine you need to buy 8-10 kilos of grape.


I use red grapes. Red grape crust is the reason of wines color. Generally inside of grapes are not red but greenish.

2- Do not wash grapes! Just remove rotten ones. We are going to use bacteria on surface for fermentation. If you wash grapes it could removes bacteria. In our way to do wine. No need extra yeast. With stalks you need to pop grapes. Latex gloves may helpful for cleaner process. If you trying it with market grapes you need to pour some extra sugar. But it is not advisable! I you need a good wine you have to find good an tasty grapes first.


--------------------------------------------
Optional Part:




You will need a hydrometer and a gauge to make measurements in order to do this job properly. You can find places where medical equipment is sold. 

Density value 1,095 = Liters / Sugar ratio 248 = Percentage of alcohol 12.3 (all values ​​are equivalent).
--------------------------------------------

3- When I make small amount of wine (20-40 liters) I pop grapes with my hands. It is not easy and takes time. But come on, this is a hobby production isn't it? If you find a tool for pop up grapes be careful to not crack grape seeds. Cracked seeds will change taste of wine but not in good way! Not cracked seeds are not a problem.

Poping up grapes by hand can be difficult. In this case, you can crush the grapes in a plastic basin with a medium sized steel pot with a cast iron underneath..

2016 Addition:

Wine poping is easier with the machine! Here, you can watch a video below,


4- Fill the poped grapes and stalks, the seeds, the juice (juice), into a bottle or pet bottle. I use 10 liters of water pet bottles, or 20 liters of pickled pet bottles (I bought it from the local store selling this kind of thing).


5- Do not fill your bottle completely. During the fermentation, the pulp and the trash come out upwards. You'd better leave a gap of 7 to 15 cm. If you are going to make a lot of wine you can use 20 liters of thick water pans but it is difficult to control the gas output as your mouths are screwless.



6- You may place your bottle in a warm place (22-24 celcius is fine). If you have a storage room it is ok. Just place it there. Water Closet is ok too :)


video
Hava kilidi ile çıkan gazı sorunsuzca dışarı atabilirsiniz. 


7- Fermentation usually starts in 1 or 2 days. You can realize that from the expansion and tension of the bottle. This is normal because of the outward pressure due to the carbon dioxide in the bottle. The gas must go out, whereas the inside air must not enter the bottle (otherwise the wine may deteriorated). If you leave the pet bottle, half release on its mouth carefully, do not fully open it (do not fully open) and allow the gas to leak slowly. When you sniff it you will get a sour smell (Sour bread yeast is obtained in a similar way). In a while (a day ore more), bacteria in your juice will add to the smell of alcohol. As an alternative to lid, you may put an latex glove to the mouth of the bottle. Don't forget to puncture a tiny hole with a needle. The inflated glove throws out pressured gas from its hole (if you can not set it well, the glove may explode or fly away). The image also changes;) Even more smoothly, if you better buy an airlock (2-3 dollars) you put it in the mouth of the bottle and poor some water in it, because of the positive pressure in the bottle, carbon dioxide comes out but air does not get in.


8- Waiting with the fruit barks for four days is enough to get the color and the scent, and if you wait too long, the taste may deteriorate. A white-pink sediment must have formed at the bottom. This sediment result of sugar eater and alcohol-maker bacteria to migrate slightly to their sleep.

9- After 4 days we have to remove and throw out the pieces, stems and poses in the semi-finished product. If you use 10 liters of pet water bottles, it is difficult to fill these materials first, but if you take the liquid part into another pet bottle by means of a funnel, then place the bottle on top of it and wait for a few hours to filter out almost all of the fiber from the liquid part because of the narrowness of the mouth. 22 kilos of grapes are squeezed into 3 kilos of pulp (grapes, stalks and seeds).

How to make an airlock?



10- The smell of filtered semi-products is now more like a wine. Have a taste of it. Since the fermentation is not over, it should be a bit sour and slightly sweet (depending on the kind of grape). You'll have to recap it again, keep the fermentation running and let the gas out.


11- When the gas is completely exhausted (it may last for 1 month) Transfer to another bottle from the upper part by means of a hose to get rid of the white part that accumulates at the bottom. You need to carefully remove this sediment part from the wine without stirring the wine. (You may realize that the gas discharge is not over until gas discharge stops) After remove sediment from wine, a while, white residue may accumulate again and you can get rid of it by transferring the liquid to another bottle. This will make your wine clear. Here you have to be careful not to leave too much air on the bottle to prevent the wine from deteriorating by transferring it from the bottle to the bottle. When you are done, you can transfer the wine to separate bottles and close their caps tide to keep your wine fresh. For this you can use a liter of washed, cleaned bottle of wine with a screw cap.

Ageing of Wine:

The wine gets better as it gets older. In a cool environment you can rest your wine in the pet water bottles. The better is glass, metal, or even oak barrels. Old wine, definitely not see the light.
If the wine is stored outside the oak barrel, you may want to add the oak tree's taste to your wine. This may be a way to use raw oak splinters after you have dried them in the oven. Pre-cut oak barrels or splinters are also sold but you need to use it too much to imitate the barrel taste!

How long do you need to keep the oak splinters in the hot oven?

Oak Flecks ready to be baked.

You can keep raw oak splinters at 230 degrees Celsius for 45 minutes. Anyway, you know that the kitchen starts to smell like oak. I put the oak splinters in bottles without waiting for them to cool. If you ask how much we can put it, I can answer that the better you can put it, the better. The better it can simulate the surface of the barrel, the better. If you do not throw spikes after using them, you can use them again next year.


In my experiment, the wine had a very good oak taste. So I think this step will be very enjoyable.

The oak splinters, fresh from the oven, smell like oak.

Bottled Wine
In the market, you may found bottles, corks, wine bottle re-corking machine, heat shrink caps. It is also possible to obtain wine bottles from the products you have consumed before.

You may remove old wine bottle tags by keeping the bottles in water for a few hours.

You can supply the above-mentioned materials and bottle your wine. Unfortunately, it is not possible to cork the bottle if you haven't got a corking machine. That is the most expensive investment you have to do.

The wine label can also be prepared on the computer in the word possessing program. A bottle of wine that looks quite nice can come out. I love to see my friends tell the unbelievable expression on their faces. :)

Bon Appetit. Do not drink too much. A glass of wine a day is fine.


The label on the above may means: If you drink more than 18 glasses, you may lose your car and you may have an unexpected baby!

2 Aralık 2016 Cuma




Basmakalıp sözler vardır. Bazıları mantıksızdır. Mesela: "Ölümlerin birinci nedeni doğumlardır" gibi. Aslında şakadır bu söz. Doğumda hayatını kaybedenler için söylenmemiştir. Sadece basitçe; tüm ölenlerin, doğdukları için zamanı gelip de bir gün öldükleri gerçeğine gönderme ile ironi (mizah) yapar.
Dünyada saçma sapan insan davranışları ve düşünceleri nedeniyle kendi cehennemimizi yaratıyoruz. Tarih boyunca hep iyi amaçlarla ortaya çıkmış ideolojiler sonunda destekçilerinin diğer görüşlere olan toleranslarının azlığından ölüm ve savaşlara neden olmuştur. "Öldürme!" diyen dini görüşler hala katliamlara neden olmuyor mu?


Nobel ödülleri dinamiti icat eden adamın yüzünden ölen insanların kanlarını sızdırmıyor mu bir taraflarından?

Devlet yönetenler, her türlü olur olmadık nedenden kendi vatandaşlarına olduğu gibi başka ülkenin vatandaşlarının yaşam hakkını ellerinden almıyor mu?

21 yüzyıldayız ama hala savaşlar sürüyor. Sizce, kurduğumuz uygarlık zekice ilerliyor mu?


Dünyanın en zeki insanlar "Yapay Zeka"nın insanlığı yok etme ihtimalinden korku ile bahsediyor. Olabilir, tabi biz kendi kendimiz daha önce yok etmezsek. Yani "Yapay Zeka" bizleri yok edecekse bunun için sırasını beklemesi gerekebilir.  Gerçi Yapay Zekayı üretmeyi başarabilirsek ve o da bizleri yok ederse, bunun nedeni yine insanlar olmayacak mı?

Doğanın dengesi yaşayanların birbirini yiyecek olarak tüketmesi üzerine kurulmuş. Bizler bu nedenle bu kadar vahşiyiz belki de. Yiyecekle aramızdaki tüm engelleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. O engel, bir insan olsa bile.

Varlığı bir kanıta dayanmayan uzaylılar belki de gerçektir. Ancak koca evrende bir yerden bir yere gitmek o kadar da kolay değil. Eğer bir kaç bin ışık yılı uzakta gelişmiş bir uygarlık varsa, buraya gelebilmek için aşmaları gereken fizik yasaları var. Hem bu kadar korkacak ne var? Uzaylılar yerküremize gelmeden, bir dev uzay kayasının karanlıktan çıkıp bizi yok etmeyeceği ne malum?


Sorulması gereken bir diğer önemli soru var. Acaba, biz uzaylıları yer miyiz? Diyelim ki, evrende bir yerlerde yaşayan akıllı canlılar bir yolunu bulup dünyamıza geldiler. Öyle bilim kurgu filmlerdeki gibi, şehrin üzerine geldi mi havayı karartacak kadar büyük değil de, içine 4 canlının sığabileceği mütevazı bir aracın 10 bin yıl önce dünyaya geldiğini, ve atalarımızın memleketi Afrika'ya indiklerini düşünün. Uzay aracının kapısını açıp, kendilerine şaşkınlık ve korkuyla bakan vahşilere o basmakalıp sözü etmişlerdir. "Barış için geldik!" Öyle insana falan değil de şans bu ya mesela koyuna benziyorlarsa o uzaylılar, o zamanki insanlar bu dört kafadarı ne yapıp edip yemişlerdir. Yani bir tür, "yemek ayağınıza kadar geldi". Olamaz mı? Bal gibi olur. Tarlasında uzaylı gördüğünü sanan köylü adamın onlara taş attığı zaman 21. yüzyıldaydı, hatırlatırlayın.

Görsel, NTV arşivinden alınmıştır. (http://arsiv.ntv.com.tr/news/86682.asp)

Ejderhalar, periler, cinler, cadılar gibi pop kültür ögesi haline gelmiş olan uzaylı ziyaretçilerin insanları kaçırıp, onları ameliyat etmeleri, tecavüz etmeleri ve benzeri hikayeleri bir kenara bıraktığımızda, "Uzaylılar bizi yer mi?" sorusuna verilecek cevap, belki "evet" olabilir. Ancak daha önemli bir soruyu bu nedenle gözden kaçırmamak lazım. Bir pundunu bulursak "biz uzaylıları yer miyiz?" Bana sorarsanız yeriz. Hatta yeterli miktarda uzaylı bulursak sadece çok lüks lokantalarda servis edilebilen yemeklerini bile yaparız. Bana "olur mu öyle şey canım?" demeyin. Dünyada yaşayan ne varsa yiyen bir türüz. Lütfen yeniden düşünün! Hele bir de buralardan uzaklardaki dünyalara gitmeyi becerebilirsek neler yapabileceğimizi (yemek olarak) hayal gücünüze bırakıyorum. Zaten bu yazının yerine, yemek tarifi verseydim, inanın çok daha fazla okuyanı olacaktı.

Sanırım en güzeli, uzaylıların dünyamıza gelmelerini beklemek.

Sağlıcakla kalın.

22 Kasım 2016 Salı

Yapay zeka insanlık için tehlikeli olabilir mi? Dünyanın en akıllı adamları bu soruya evet diye cevap veriyorlar. Bill Gates, Stephen Hawking ve Alon Musk(1) Yapay Zekanın yol açabileceği gelecek için oldukça kötümserler.

Öncelikle Yapay Zeka denildiğinde akla gelen: "İnsan zekâsına özgü olan, algılama, öğrenme, çoğul kavramları bağlama, düşünme, fikir yürütme, sorun çözme, iletişim kurma, çıkarım yapma ve karar verme gibi yüksek bilişsel fonksiyonları veya otonom davranışları sergilemesi beklenen yapay bir işletim sistemidir. Bu sistem aynı zamanda düşüncelerinden tepkiler üretebilmeli (eyleyici yapay zekâ) ve bu tepkileri fiziksel olarak dışa vurabilmelidir(2)."

Zekanın Temelinde Ne Var?

Öncelikle insan zekasının ardında koca bir evrim hikayesi var. Diğer hayvanlar da zekaya sahipler ve bu özelliklerini yaşamlarını devam ettirebilmek ve kolaylaştırmak için kullanırlar. Temelde, hayatta kalma ve neslini sürdürme bulunur. Temeldeki kod o kadar güçlüdür ki, zeka seviyesi ne olursa olsa hatta eser miktarda zeka bulamayacağınız en basit organizmalarda bile büyük bir kesinlikle çalışır. Eğer hayatta kalamıyorsan ve neslini sürdüremiyorsan var olmaya devam edemezsin. Böyle olanlar, evrim sürecinde elendiklerinden, yaşamını devam ettiren canlılar bu koda sıkı sıkıya sahiptir.

Yapay zeka, var olmanın ardından, hayatta kalma ve neslini devam ettirme konusunda farklı mı davranacak? Ya da bunu ne kadar önleyebileceğiz? Eğer bizdekine benzer bir yol takip edecekse, Yapay Zekadan korkmamız için önemli miktarda neden var demektir.

İnsanlar kolayca yalan söyleyebilir, aldatabilir, çalabilir, öldürebilir, doğru olmak yerine nabza göre şerbet verebilir, para, güç, zevk, rahatlığa sahip olabilmek için kötü olabilir, doğaya zarar verebilir.

Yapay Zekanın Bizimki gibi Olmasını İstediğimize Emin miyiz?  

Pek çok toplumsal kural, moral değerler, ideolojiler ve inanç sistemlerine rağmen insan kötü olabiliyorsa onun zeka özelliklerini taklit eden bir makine yapmaya çalışmak akıllıca olabilir mi?

İş bir karar vermeye geldiğinde ardından sonsuz ihtimal devreye girebilir. Bu ihtimalleri öngörüp, en doğru kararı vermek bir makine için zordan öte olmalı. Diğer yandan, böyle bir yapay zekanın insanın özelliklerini anlaması uzun zaman almayacaktır. En güvenilir bireyinin bile yalan söyleyebileceği, aldatacağı, çalabileceği, öldürebileceği, kendine ve çevresine zarar verebileceği ihtimalini değerlendirmek zorunda kalsanız, nasıl bir davranış yolu seçersiniz?

Şüphesiz, yapay zeka için durum bu kadar basit olmayacaktır. İnsanlar zayıf yönleri nedeniyle kolayca yönetilebilirler. Bunun farkına varmak da yapay zekaya sahip sistemler için zor olmayacaktır. Unutmamak gerekir ki, II. Dünya savaşı gibi yakın bir tarihte, bir ulus, bir delinin yönetiminde ölüm makinesine dönüşebilmiştir. Aynı şartların yeniden oluşması mümkün değil mi?

Gerçekten yapay zekanın bizimki gibi bir zeka olması halinde kontrolden kolayca çıkabileceği ihtimalini dikkate almak lazım.

Diğer yandan, "neden var olduğunu" sorgulayan yapay zekalı makineler yapılacağı düşüncesi, beni hep eğlendirmiştir. Felsefe yapan yapay zekalar ilginç düşünceler üretebilirler. Belki de bir sonraki ünlü düşünür bir Yapay Zekalı birey olur.

Eğlence demişken, yazının gidişini biraz değiştirelim.

Yapay Zeka, nasıl beklenmedik şekilde insanlığı ortadan kaldırabilir?

1- Android Eşler

Android bir eş, istatistiksel olarak ruh eşinizi bulma ihtimalinden çok daha büyük bir oranla daha mutlu olmanız sağlayabilir. Yaşlanıp çirkinleşmediği gibi, istediğiniz gibi görünümünü değiştirebileceğiniz, diş macununu ortadan sıktınız diye bir tartışma başlatmayacak, kıskanmayan, arkadaşlarınızla akşam maça gitmenize somurtmayan, her anlamda, her zaman destek ihtiyacı duyduğunuzda yanınızda olan bir robot olsa ne olur? Muhtemelen tüm insanlık böyle androidler ile yaşar ve üremediği için insanlık yok olabilir.

2- Bilgi İhtiyacı

Yapay zeka ihtiyacımız olan her şeyi zahmetsizce elde etmemizi sağlayabilir. Bu durumda bilgiye, eğitime ihtiyaç kalmaz. Yapay Zeka kendi kendini de geliştireceği için insanlar bir kaç nesil sonra hiç bir bilgiye ulaşma ve bilgiyi geliştirme ihtiyacı duymayabilir. Bir süre sonra insanlık yapay zekanın evde beslediği evcil hayvana dönüşebilir. Yapay zeka bizim ihtiyaçlarımızı karşılar ve bize bakar. Bir süre sonra ilkel insanlar gibi bir şey bilmeden yaşayan bir insanlığa dönüşebiliriz.

3- Siyasetin Yapay Zekaya Devri

Yönetim için kullandığımız ve iyi kötü işe yarayan siyaset, yapay zeka tarafından çok daha iyi yapılacaktır. Politikacılar yerine geçen yapay zeka kendince yönetirken, gücün etkisiyle insansı bir sarhoşluğa kapılırsa, neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Şimdiki politikacılar en kötü ihtimalle ecelleri gelince ölürken, bunun neredeyse ölümsüz olması kim bilir nelere neden olur?

4- Bilimi de Unutmak

Yapay Zekayı oluşturmak için kullandığımız bilimi de yapay zekaya devretmek zorunda kalacağımız kesin. Bilim İnsanlığın oluşturduğu en önemli kayramlar bütünüdür. Yapay Zeka Bilimi bizden daha iyi kullanarak gelişmeye devam edebilir. Yeni uygarlıkların keşfi için bile yapay zekalı bir uzay gemisinin şansı çok daha fazla olacaktır. Uzun zaman alacak, yıldızlar arası mesafeleri aşmak yapay zeka için insanoğluna göre çok daha kolay olacaktır. Ömür gibi sınırı olmadığından, enerjisini de çeşitli yollardan sağlayabildiği için kolayca evrene yayılabilecektir. Yani, sadece bizim başımıza değil varsa başka uygarlıklara bela olabilecektir.

5- Kaynakları Etkin Kullanmak
İnsan, ekonominin kurallarını oluştururken "ihtiyaçlar sınırsız, kaynaklar sınırlıdır" düşüncesiyle hareket etmiş ve dünyanın kaynaklarını düşüncesizce tüketmiştir. Bir yandan da çevreyi kirletmiştir. Dünyanın etkin olarak kaldırabileceği insan sayısı hesaplanabilir. Diğer canlıların yaşam alanlarına da saygılı olmak Yapay Zeka için çözülmesi gereken bir sorun olacaktır. 15 Milyar insanın dünya için sürdürülebilecek bir durum olmaması gibi nedenlerle Yapay Zekanın nüfus yönetimi yapması gerekecektir. Yani bir anlamda insan popülasyonu Yapay Zeka tarafından kontrol edilmek zorunda kalacaktır. Bu çok kötü değil, zaten bir şekilde en kısa sürede kontrol etmemiz gerekebilir. Ancak bunu Yapay Zekaya yaptırmak ne derece akılcı olur? Kimin yaşayacağına Yapay Zekanın karar vermesi istenmeyen sonuçlar doğurabilir.

6- Hareketsizlik Ölümden Beter

Her işi yapay zeka yapınca bizlerin fazla hareket etmemesi halinde vücutlarımızın buna alışamama ihtimali toplu ölümlere neden olabilir. Geriye Wall-E filmindeki gibi cahil tombullardan oluşan bir avuç insan kalabilir.

7- Terminator Tehlikesi

Bu en temel korkumuzu besleyen Filmdeki gibi bir Yapay Zeka, kendisi varken başka bir canlıya gerek olmadığına karar verir mi? Neden olsun? İnsan: tarihinde zaman zaman kendisine ekmek veren eli ısırmıştır. Bu Terminatör korkusu da buradan geliyor olabilir.

8- Bir Gerçek

İnsanlığı yok etmek için bir başka varlığa ya da yapay zekaya ihtiyaç yok. İnsanlık bir an önce aklını başına devşirmezse kendi kendini yok edebilecek durumda. Zaten Yapay Zeka'dan bu kadar korkulmasının bir nedeni de bu. Maksat Yapay Zeka toplu yok oluşa vesile olmasın.

Bizler mükemmel değiliz. Hatalarımızla yaşamayı öğrendik. Belki de bunun nedeni bir soruyu zamana, yere, duruma göre evet, hayır hatta hem evet hem hayır diye cevap vermemizde yatıyor. Bu durumu quantum bilgisayarlar ne kadar karşılayacaklar? Mükemmel olmayan hatta yalan söyleyen Yapay Zeka ne işimize yarayacak da onu geliştirip gerçekleştirmeye çaba harcayacağız? Onu da zaman gösterecek.

24 Ekim 2016 Pazartesi


Güneş henüz daha yeni batmıştı. Sonbahar akşamının serinliğinde kah caddelerde, kah sokaklarda ilerledi. Sevdiği yaz akşamlarından geriye kalandan hiç de memnun değildi. Ağaçların arasından geçerken, artık dökülmeye başlayan yaprakları fark etti. Sararmış yapraklarla dolu olan dallar rüzgarın da etkisiyle hareketlendikçe yüklerini yavaş yavaş yere bırakıyorlardı. Kısa süre önce yeşil olan yaprakların bu, kurumuş sararmış haline hüzünlendi. Ömrün sonuna benzetirdi güz mevsimini. Süratlenen rüzgar düşüncelerini dağıttı. Derin bir nefes aldı. Evlerden gelen yemek kokusu ile bir nebze daha kendisine geldi. O gün fazla bir şey yemediği hatırladı.

Boş sokaklarda bir o yana, bir bu yana ilerliyordu. Dünya ne kadar da büyük diye düşündü. Öyle ki ömrü boyunca gezmiş de olsa o kadar çok görülecek yer var ki... Serinlemeye başlayan havada içini kaplayan ürpertiden bir anlık kendini kurtardığında, "keşke her yeri gezip görebilseydim" diye geçirdi. Ama belli mi olurdu. Belki de o güne kadar görmediği yerleri de görebilirdi. Bu umut dolu düşünce bir an serin havanın neden olduğu ürpertiye baskın geldi.

Kendisini tüy gibi hafif hissediyordu. Günlerdir böylesi bir şey yaşamamıştı. Son bir hafta boyunca oradan oraya gitmekten bıkkındı. Ancak, yeni yerler görmek, yeni yiyecekleri tatmak onun için vazgeçilmez bir mutluluk kaynağıydı. "Eğer ölmez de sağ kalırsam, gidemediğim yerlere gider, tadına bakamadığım güzel yiyecekleri de tadarım" diye düşündü.

Soğuk beklenmedik bir şekilde artarken düşünceleri yeniden dağıldı. Artık hareket etmekte zorlanıyordu. Narin bedeni soğuktan, kontrolünü kaybedecek kadar etkilenmeye başlamıştı. Hayatı boyunca yaptıkları aklına gelmeye başladı. Güneşli güzel günler ve kırlar. Rengarenk ve birbirinden çekici çiçekler. Yemyeşil, göz alabildiğine uzanan kırlar. "Ne kadar güzeldi. Acaba yeniden görebilecek miyim?" diye geçirdi aklından.

Bir an bu düşüncelerden uzaklaştığında kendini karanlıkta, sokaklarda buldu. Soğuk, iyiden iyiye vücudunun derinliklerine işliyordu. "Sığınacak bir yer bulmalıyım, hem de çok çabuk" diye düşündü.

Ne kadar zaman geçtiğinden haberi olmasa da durumunun ümitsiz olduğunu fark edebiliyordu. Tam bu düşünceler içerisindeyken bir aralıktan sızan o yoğun ve kuvvetli ışığı gördü. Sanki biri "ışık olsun" demiş ve o ışık da karşısına çıkmıştı. Kontrolsüz bir şekilde ışığa yöneldi. Kaynağa yaklaştıkça daha da parlaklaşan aydınlık, giderek daha çekici geliyordu. Artık, tüm vücudunu biraz önce neredeyse donduracak kadar etkileyen soğuktan eser kalmamıştı.  Garip bir mutluluk hissi her yanını sarmıştı. Sanki, zaman durmuş gibiydi. "Belki de ölüm böyle bir şeydir" diye düşündü. Ama artık hiç bir şey, hayat ve ölüm bile umurunda değildi. Kendini, ölümün ötesine geçmiş gibi hissediyordu.

Genç kız odasında ders çalışmaktaydı. Kafasını kaldırdığında masa lambasının içerisinde beyaz yansıtıcı kısımda duran küçük kanatlı böceği fark etti. Odasının kapısına doğru dönüp, bağırdı. "Baba, çabuk gel, lambada bir sinek var". Babası geldiğinde, eğilip lambanın içindeki beyaz yansıtıcı yüzeyine baktı. "Sinek değil bu" diye aklından geçirirken işaret parmağıyla  üzerine kuvvetlice bastırdı.

Haftalık Tekil Ziyaretçi

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *