7 Ekim 2013 Pazartesi

İnternet'in Arşivi


İnternet başlı başına dev bir yapı haline geldi. Peki bu kadar bilgi bir gün yok mu olacak? "Keşke bir yedek alıp da, güvenli bir yerde saklasaydık" mı diyecek gelecek nesiller? Bu kadar emek, uygarlık tarihinin büyük birikimi yok mu olacak? Bari yok olmadan geçmişteki web sayfalarına göz atalım. Ama nasıl?
Merhaba,

Blog girdisini bu linkten dinleyebilirsiniz.
Veri saklama konusunda ürettiğimiz çözümler pek de başarılı sayılmaz. Punch kartonları adı üzerinde, delikli kalın kağıttı. Manyetik bantlar 10, bilemedin 20 yılda üzerlerindeki kayıdı unutuyor, hatta paslanıyorlar. Manyetik diskler derseniz, onların da motorları sınırlı bir ömre sahip. Sabit diskleri belirli aralıklarla yenileri ile değiştirmezseniz, motor arızası ya da manyetik yüzeyin bozulması nedeniyle bir süre sonra verileri kaybedebilirsiniz. CD her ne kadar 100 yıla kadar dayanır, denilse de pek öyle değil. Hele yazılabilir yani CD-Rom'lar 5-20 sene içerisinde kullanılamaz hale geliyor. Yeni çıkan, solid state disk yani elektronik parçalardan oluşan veri saklama cihazları da ne kadar dayanır, bilinmiyor çünkü fiyatları yüksek olduğundan pek deneyen yok. Ancak onlar da öncüllerine bakılırsa, çok ümit vermiyorlar.

Tüm bu veri saklama ürünleri durduk yerde bozulduklarından, henüz doğal afet, savaş, yangın, uzaylı saldırısı, gibi etkenleri göz önünde bile tutmadık.

Tarihten günümüze kalan en sağlam veri parçaları ya kil tabletler ya da duvarlara, taşlara kazılmış kitabeler. Dolayısıyla veri saklama ortamı olarak pek de dayanıklı seçimler değil daha çok günü kurtaran uygulama ve çözümler geliştirmiş olduğumuz ortada. Eğer bizden sonra dünyada ayakta kalacak türlere uygarlık tarihimizi bırakmak istiyorsak, daha dayanıklı veri depolayan cihazlar geliştirmemiz gerektiği çok açık.

Google gibi tüm dünyanın verisini bir kaç farklı yedek olarak tutan İnternet devleri, eskiyen ve bozulan diskleri yenileyip veri kaybından kurtuluyor. Ancak kabul edersiniz ki bu eziyetli bir işlem. Yani asıl çözüm bulunana kadar yapılabilecek bundan ibaret.

Geleceği bir kenara bırakalım. İnternet geçmişinde web siteleri nasıldı? Ya da günümüzdeki bir web sitesi ilk kurulduğu yıllarda, neye benziyordu görmek istemez misiniz?

Geçmişte web sitelerinin neye benzediğini görmek için kullandığımız hizmet, İnternet arşivi adını taşıyor. yani http://web.archive.org laf aramızda, arkayv diye okunuyor ama yazılışı basbayağı arşiv işte. Google'dan Wayback Machine diye aratırsanız da bulursunuz. Bu sitede merak ettiğiniz pek çok web sitesinin geçmişte nasıl göründükleri hakkında fikir verecek düzeyde ve çeşitli zaman aralıklarında alınmış görüntüleri yer alıyor. Öyle her siteyi arşive almıyorlar ama yine de 240 milyar web sayfasını 1996'dan bu yana incelemek mümkün.

Kendilerini Yeni İskenderiye Kütüphanesi olarak tanımlıyorlar. "Peki bu kadar bilgi nerede saklanıyor?" diye merak ettiğinizi duyar gibi oluyorum. İster inanın, ister inanmayın sunucuları bildiğiniz masaüstü bilgisayarlarından oluşuyor. Bu bilgisayarların sabit diskleri, kümeler halinde (cluster) verileri saklayan özel bir yazılımla çalışıyorlar. Doğrusu tam anlamıyla gelen gidenin yaka yaka içinde okunacak bir şey bırakmadığı İskenderiye Kütüphanesi ile gerçek anlamda bir benzerliği bu. Şaka bir yana sistem güzel tasarlanmış ve bu güne kadar da sorunsuz bir şekilde İnternet'te, geçmişte bir web sitesi nasıl görünüyordu sorusunun güzel bir cevabını verebilir. Aklınızda bulunsun. 2004 yılından sonra da petabox sistemine geçilip daha güvenilir bir veri yapısı sağlanmış.

4 ayrı yerde konumlandırılmış veri merkezi, 1,300 bağlantı noktası, 11,000 sabit disk 2010 yılında sistemin ulaştığı durumdu. 2.4 PetaByte kapasitesindeydi. Ancak İnternet büyüklüğü de hızla arttığından bu kapasite ister istemez büyüyüp 2012 Ekiminde 10 Petabyte'a ulaştı.

Web sayfaları dışında eski filmler, sesler ve yazılar da bu site üzerinden ulaşılabilir durumda. Gerçek bir sanal İnternet kütüphanesi. Bir gün, ne yapıp edip, arşivin içerisinde zaman geçirin.

Verilerinizin güvende olduğu, güzel yarınları görmeniz dileğiyle, iyi günler.

4 Ekim 2013 Cuma

Yeni Medya'da Sanal Kişiler ve Güvenlik


Yeni Medya ile ilgili İnternet siteleri pek çok keyifli özellikler ile birlikte geldi. Ancak, bu kadar ilgi çeken bir ortamın içine kötü niyetli insanların girmesi ve kendi çıkarları için Sosyal Medya sitelerini kullanması da gayet normal. Peki, sıradan kullanıcılar ne yapacak? Kendilerini kötü niyetli kişilerden nasıl koruyacaklar?
Blog girdisini bu linkten dinleyebilirsiniz.

Merhaba,

Yeni medya, sosyal ağ sitelerinde insan davranışları diğer sosyal ortamlardan çok farklı değildir. Normal hayatta da sosyal bir ortama girdiğinizde kıyafetiniz, davranışlarınız ile benimsenir ya da yadsınırsınız.

Sosyal bir ortamda, ya kendiniz olarak bulunursunuz ya da takındığınız maske ile istediğiniz kişi olmaya çalışırsınız. O ortamdakilerin ilgisini çekebileceğini düşündüğünüz kişi kılığına girersiniz ve kendinizce bir tür tiyatro oyunu sahnelersiniz. Bu, bir tür görünmezlik pelerini ya da şapkası giymek gibidir. İnsan, uzun zamandır görünmezlik denilen fantezinin peşindedir. Örneğin Perseus, tanrıça Athena'dan bu görünmezlik şapkasını alıp, uyumakta olan Medusa'yı öldürür. Görünmeden istediğini yapabilmek özgürlüğü üzerine hikaye çeşitlemeleri benzer şekilde uzayıp gider. Uygarlık geçmişinde böyle bir imkanı ele geçiren ama aslında hak etmeyen kahramanların yaptıkları kötü işlerle dolu hikayeler de var. Günümüzde de Harry Potter serisinde görünmezlik pelerinine rastlıyoruz. Sahi, siz olsanız neler yapardınız böyle bir pelerinle?

Tamam, pelerin için henüz teknolojimiz yeterli değil. Hayal gücünüz de su kaynattıysa sosyal medya ne güne duruyor?

Denemek için sosyal medyada bir kurgu karakter yaratabilirsiniz. Bunu siz yapmasanız da yapan pek çok kullanıcı var. Kimi güvenlik ihtiyacından böyle davranır. Doğru ya, kim olduğu bilinmeden istediği gibi davranmak mümkün. Belki de altlarda saklanan gerçek kişi, böylece ortaya çıkmış olur. Ne dersiniz? Diyelim ki tanınma sonucu doğabilecek hukuki olumsuzluklardan kaçınmak için bu yapılıyor olsun ya da başka bir sebeple, insan olduğu gibi görünmelidir. Rol de bir yere kadar sürdürülebilir. Bir an gelir ki maskeler düşüp altındaki gerçek ortaya çıkar.

Sosyal medyada güvenli yazışmalar için, gerçek kimliğinizi gizlemek bir çözüm değil. Ancak sosyal medya sitelerinde kendinizle ilgili güvenlik tedbirlerini hafife almamakta yarar var. Sosyal medya siteleri sizin bilgilerinizi birilerine vermeseler bile, sizin hesabınız bir şekilde ele geçirilirse tüm verdiğiniz bilgileriniz ulaşılabilir olacaktır. O nedenle bu bilgilerinizi değiştirerek vermek bir çözüm olabilir. Örneğin doğum gününüzü değiştirmek mantıklı olabilir. Diğer zorunlu olarak verdiğiniz bilgileri de değiştirmek ve öyle kullanmak kişisel bilgilerinizin başkalarının eline geçmesi halinde tehlikeyi azaltacaktır.

Bir diğer önlem de şöyle. Facebook gönderilerinde fazlasıyla ilginç ve belki de o arkadaşınızın göndermesi mümkün olmayan bir resim, kısaltılmış link ve benzeri ile karşılaşabilirsiniz. Böyle akışlar görürseniz, tıklamayın! Aynı şekilde Twitter üzerinde özel mesajlarda size listenizdeki birinden gelen kısaltılmış link, sizi doğruca kötü niyetli kişilerin sitesine yönlendirip bilgilerinizi ele geçirmelerini sağlayabilir. Böyle kısa linklere de tıklamadan önce iki kere düşünmeniz akıllıca olur.

Yine uygulamaların istedikleri bilgi erişimlerine dikkat etmek de faydalı olabilir. Facebook'da bir uygulamayı onaylarken sizden ne gibi bilgileri istediğine dikkat edin. Listede sizi rahatsız eden türde istekler, örneğin her türlü özel bilginiz, arkadaşlarınızın bilgileri ve benzerleri varsa, zorunda değilseniz uygulamaya bu izinleri vermeyin.

Bilgisayarınızda güncel bir virüs koruması yanında güçlü bir malware koruması da çalışıyor olsa fena olmaz. Spybot ya da Iobit Malware Fighter gibi yazılımları önerebilirim. Bilgisayarınızın güncellemelerini de yapmakta fayda vardır.

Güvenlik için ne yaparsanız yapın %100 bir korunma durumu mümkün değildir. Her gün yeni yöntemler geliştirilmekte ve savunmada beklenmedik gedikler bulunmaktadır. Dolayısıyla dikkatli ve uyanık olmak sosyal medya güvenliğinizde yardımcınız olur.

Aslında, cennete gitmek için dünyayı cehenneme çevireceğimize, yaşadığımız dünyayı cennete çevirsek daha iyi olmaz mı?

Güvenli ve sağlıklı günler dilerim.

3 Ekim 2013 Perşembe

Arayış Yolculuğu


Bazen hepimiz arayış içerisine gireriz. Tarihin yazılmadığı bir dönemde yaşamış bir adamın öyküsünü anlatacağım sizlere. Bir soru üzerine arayışa giren ve beklemediği bir yanıtı kendi düşünceleri içerisinde bulan bir adam. Onun bu arayış yolculuğuna, siz de eşlik etmek ister misiniz?
Yolun neredeyse yarısına gelmişti adam. Ayağındaki sandaletler artık parçalanmak üzere olduğundan adımları ister istemez yavaşlıyor ama merakı durmasını engelliyordu. Kurt kırması köpekleri de dillerini sarkıtmaya başlamış olsalar da yanından ayrılmıyorlardı. Yine de soluklanmak için, gördüğü yaban eriği ağacının altına oturdu. Elinin eriştiği daldan bir iki meyve kopartıp ağzına attı. Sert kabuklu meyveyi ağzında parçalarken yüzü buruştu. Neredeyse meyvenin kendisi kadar olan çekirdeğini tükürdü. Çantasından çıkardığı kuru balık parçalarını masum masum yüzüne bakan köpeklerine fırlattı. Bir yandan da yolculuğa çıkış nedenini düşünüyordu. Onu buraya kadar getiren o derin mağarada karşılaşabileceği korkunç canlılar hakkında anlatılan hikayeler içini ürpertti. Neyse ki köpekler dışarıda yırtıcılardan ve diğer kötü insanlardan onu korudukları gibi mağarada da eşlik edeceklerdi. Yere dayadığı sopasının tepesinden iki eli ile birden tutarken, kafasını da sopaya dayadı ve düşüncelere daldı.

Hayatı yollarda geçse de, zaman zaman kent devletlerinin koruyucu kalabalığına sığınırdı. Derme çatma da olsa kurulan pazarlarda yol boyunca bulduğu değerli taş, maden parçalarını ihtiyaçlarını almak için kullanırdı. Kimi zaman da kamp yeri çevresinde avladığı hayvanların postlarını ve tütsülenmiş kuru etlerini başka giyecek ve yiyecekler için değiş tokuşa ederdi. İnsanları fazlasıyla tehlikeli, köpeklerini ise çok daha güvenilir bulurdu. Zaten bu yüzden yalnızdı ya. Ancak bir gün deniz kenarındaki bir kent devletine yaptığı 3. ziyarette onunla karşılaştığında hayatının değişebileceğinden haberi bile yoktu.

Adam ellilerinde bir düşünürdü. Çevresindeki gençlere, hikayeler anlatıp, hayat dersleri veren bir öğretmen edası vardı. "Neden?" diyordu. "Neden biz varız? Tanrılar bizi neden ortaya çıkardılar? Başka işleri yoktu da, ne diye insanı yaptılar? Ya çevremizdeki diğer canlılar? Sadece eğlence olsun diye hayvanları, bitkileri bu kadar çok çeşitte yapmak tanrılar için bile sıkıcı değil mi? Şöyle bir saydım en az 50 çeşit hayvan türü var hemen şehrin yakın çevresinde." Düşünürü dinlerken, daldı adam, davudi sesi giderek boğuklaşmaya ve uzaklaşmaya başladı. Ama bir sözü hala kulaklarında yankılanıyordu. "Neden?" 

Dersten sonra kır uzun sakallı adama yaklaştı. "Neden sorusunun cevabını nasıl bulabilirim? diye sordu. Yabancı adamın bu beklenmedik merakı karşısında gözlerini şaşkın bir ifadeyle kocaman açtı düşünür. Yutkundu ve ardından, "Önce kendini bulmalısın" dedi. "Aradığın cevap da orada olacak". Adam düşünüre "Peki nasıl bulacağım?" diye sordu. "Bunu söylemek zor" dedi yaşlı adam. "Ancak aynı yere çıkan pek çok farklı yolu var. Herkes, farklı şekilde ulaşır "kendine", belki böyle bir deniz kenarında, yıllarca beni dinlemen gerekir, belki de dağlarda bir mağarada bulursun cevabını ama önce kendi içinde ara kendini".

Yıllarca bir yere bağlı kalmaktansa o dağdaki mağarayı yeğlemişti. Hem ne olacaktı ki, zaten dolaşıyordu, varsın bu defa hedefi bir dağın tepesindeki mağara olsun. Günler ve geceler süren yolculuğunda hep içinden "neden?" sorusunu geçirdi ve düşündü. Neden, "neden" diye düşünebiliyordu? Neden, diğerleri gibi yaşayıp gitmiyor ve mutlu olamıyordu. Hayat neydi? Sonra ne olacaktı? Tanrılar gibi sonsuz bir hayatı tadacak mıydı? Söylenceler gibi, yok olup gidecek miydi? Ölümsüzlüğün sırrı neydi? 

Yolda bir başka kent devletinin içinden geçerken, sarışın bir adam ve karısının yanlarında yürüyen küçük çocuğa takılmıştı gözü. Çocuk köpeklerini severken ana ve babasına olan benzerliği dikkatini çekmişti. Sanki ikisinin tüm özelliklerini taşıyordu küçük sevimli şey. O resim zaman zaman olduğu gibi yine gözünün önüne geldi. "Ben de annem ve babama benziyor muyum acaba?" diye bir an geçirdi içinden yerden doğrulduğu sırada.

Günler birbirini kovalamış ve hedefine varmıştı. Dağın tepesinde mağaranın girişini kontrol etti. Köpekler de huzursuzlanmadı. Anlaşılan, mağaranın yırtıcı sakinleri yoktu. Yağ meşalesini biraz uğraşarak da olsa taşlarını birbirine çarpa çarpa tutuşturmayı başardı. Mağara derinlere gidiyor, duvarlarında tutunmuş yarasalar onun ve köpeklerin varlığından rahatsız oldukça uçuşuyorlardı. O ise akan suyun sesini takip ederek mağaranın derinliklerinde ne olduğunu bilmediği değerli şeyi aramak için inmeyi sürdürdü. Uygun yeri bulup, bir ateş yaktı dinlenmek için. İçi ısınan köpekler neşeyle ateşin etrafında koşturup oynaşırlarken, elindeki meşaleyle su birikintisine yaklaştı. Tam uzanıp bir yudum içecekti ki, suyun içinden kendisine doğru yaklaşan silueti görüp irkildi. Sonra kendi yansımasını fark edip yeniden yaklaştı ve yüzünü incelemeye başladı. Anneme ve babama mı benziyorum? Sarışın küçük çocuk geldi. gözlerinin önüne. Anne ve babasının ruhları o çocuktu. Kendisi de anne ve babasının ruhunun birleşimi miydi? Hiç görmediği anne ve babasını içinde hissetti o an. Ardından diğer atalarını. "Demek sır buymuş" dedi bağırarak. "Demek sır buymuş!" Köpekler yorulup oturdukları yerden ayağa kalkıp ulumaya başladılar sahiplerine eşlik için. 

Adam sarsılmıştı. Ölümsüzlüğün sırrı, ataların özelliklerini taşıyan torunlarda yaşamasıydı. Yani çocuklar ölümsüz olmanın anahtarıydı. Neden, sorusu ile başlayan yolculuğu bu defa bir cevap ile son bulmuştu. 

Kalktı ve köpekleriyle birlikte dış dünyanın hüzünlü ve zorlu ortamına doğru yola çıktı. Ölümsüzlük için yolu onu nereye ve kime götürecekti kim bilir?

2 Ekim 2013 Çarşamba

coPub Nedir?


Sosyal ağ sitesi deyince inanılmaz sayıda seçenek söz konusu. Artık şirketlere de böyle ağları kullanan çalışanları öcü gibi gelmiyor. Belki de bir adım öteye gidip şirketlerin sosyal ağlarda yönetim, çalışan topyekün varlık göstermesinin zamanı gelmiştir.

Blog girdisini bu linkten dinleyebilirsiniz.



Merhaba,

Yeni Medya konusunda neredeyse her şey yapıldı. Artık başka yeni bir şey çıkmaz, olsa olsa, var olanlar iyileştirilir diye düşünüyor olabilirsiniz. Doğrusunu isterseniz, gerçekten kısa bir süre içerisinde, yanıp sönen bir imleç ile aydınlanan tek renkli ekranlardan, günümüze çok hızlı geldik. Bilgisayar teknolojisi geçtiğimiz 20 yılda tam bir zıplama yaşadı. Arada doğup, gelişen İnternet ise daha da hızlı bir şekilde ilerleyip, bilgisayar kullanmaktan çok uzak olanları bile bir anda içine çekiverdi. Telefonlarımız gerçek anlamda haberleşme cihazlarına dönüştüler. Artık eskisinden çok daha küçük ama tam da tersine bir o kadar güçlü iletişim cihazlarını ceplerimizde taşıyoruz. Televizyonda canlı program sunmakta olan bir kişiye, telefon ekranından yolladığınız sosyal medya mesajıyla anında tepki alabiliyorsanız, demek ki Zeki Müren de eğer hala yaşıyor olsaydı sizi görebilirdi.

Sosyal medya, birbirini tanımayan insanları bir araya getiriyor. Eskiden beri tanıdıklarınıza erişmenizi kolaylaştırıyor. Bu fikirden daha çok ürün doğar bana kalırsa. Örneğin, neden sadece insanlar sosyalleşsin ki? Şirketler de pekala sosyalleşebilir. Hem birbirleri ile irtibata geçebilirler, hem de kendi bünyelerinde daha kolay bir iletişim imkanını bulabilirler. Ne dersiniz, e-postalarınızdaki bitmek bilmez cc listelerinin sonu gelse fena olmaz mı?  

Zaman, zaman Yeni Medya içerisinde faaliyet gösteren sitelerden bahsediyorum. Bu konuda, ne yazık ki yurdumuzdan fazla örnek yok. 

Ülkemizde bu konularda ürün geliştiren firma sayısı az. Ancak bu, Türkiye sınırları içerisinde, İnternet konusunda dünya devleriyle yarışacak bir proje yapılamaz anlamına gelmiyor! İşte böyle bir Yeni Medya projesinden bahsetmek istiyorum sizlere. Üstelik kullanıcılar söz konusu olduğunda, hedeflenen alan sadece Türkiye değil, tüm dünya. Aslında uzay istasyonundan sosyalleşen bilim insanlarını aklımıza getirirsek belki dünya da sınır değil. Dolayısıyla hiç de kolay olmayan, ancak doğru bir hedef seçilmiş. Sanırım buna "şirketlerin sosyal ağı projesi" dersek yanlış olmaz.

coPub beta sürecine gireli fazla olmadı. Ancak görünce şapkanızı düşürtecek cinsten bir etki yapacağını söyleyebilirim. coPub, kullanıcı arayüzü sade ve kolay kullanılır bir etki bırakıyor. Kolay ve sezgisel kullanımda her şeyi yerli yerinde olduğundan, baş belası kullanıcı kılavuzunu okumanız da gerekmeyecek.

coPub şirketler için bir sosyal ağ. Şirketiniz ve çalışanları üye olup kullanabiliyor. İşinizle ilgili ihtiyacınız olan ürün, hizmet, bağlantı gibi arayışlarınızı gerçekleştirebileceğiniz bir ortam. 

Öncelikle işinizin idaresinde, personelin ve yönetimin bulut üzerinde birlikte çalışmaları için bir ortam. E-posta gibi karışık mail listeleri içerisinde kaybolmadan, ilgili grup içerisinde haberleşip, operasyonu idare etmek ve sonuçları hakkında anlık bilgi alabilmek mümkün. Diğer üye şirketler ile de bağlantı kurmaya, bilgi, ürün ve hizmet akışı yapmaya imkan sağlıyor.

Bu sosyal ağ sitesinin ilginç ve kuvvetli bir yönü var. Arkasında güçlü bir şirket arama makinesi duruyor. Dünya çapında, milyonlarca şirketin, pek çok ve önemli bilgisine bu ağ içerisinden ulaşmak mümkün. Ürün ve bağlantı arayışlarınız için sistem içerisinden direkt bağlantı kurmak imkanı var.

Şirket içi birlikte çalışma imkanları da bu site üzerinden sağlanabiliyor. Aynen diğer sosyal ağ sitelerinde olduğu gibi, buradan da durum güncellemeleri yapmak mümkün. Ancak aradaki fark, şirket içi durum güncellemelerinin sadece o şirket ya da şirket içerisinde oluşturmuş olduğunuz grupların arasında paylaşılabilmesi. Şirketler arası kurulabilecek bir grup ile iki ya da daha fazla şirketten ilgili kişiler bu sistemde haberleşebilir. Böylece örneğin Joint Venture yani ortak girişim yapan iki şirketin elemanları arasında kolayca iletişim ve projenin durumuna ilişkin haberleşme sağlanmış oluyor. Dolayısıyla, örneğin bir ya da fazla şirket içerisinde belli bir projeyi yöneten grup çalışanları birbirlerinden binlerce kilometre uzakta olsalar da irtibatlarını kopartmadan birlikte çalışabilirler. Şimdilik sistemde dosya ve resim paylaşılabiliyor. Ancak gelecekte buna sesli ve görüntülü görüşme de eklenirse daha iyi olabilir. Yapılacak işler listelerini tutup izlemek, not alarak unutmamak, yine sistem özelliklerinden. Sistem 256 bit şifreleme kullandığı için bilgilerin güvenliği de sağlanmış. Yalnız büyük sosyal medya sitelerinde olan bu özellik, şirketler için önemli bir güvenlik gereği.  

Yeni modüllerle daha gelişmiş ve işlevsel hale gelebilecek coPub belki gelecekte, muhasebe, iş-süreç takibi, CRM gibi ek özelliklerle iş dünyasının kalbine taht kurabilir.

Sistem, kullanıcılara yeni açıldığı için, katılan sayısı arttıkça daha pek çok konuda gelişme ve iyileştirmeler yapılarak yaygın kullanılacağını düşünüyorum.

coPub gelir modeli direkt olarak aylık ya da yıllık ödemeler yolu ile gerçekleştirilmiş.  İlk ay için kullanım bedeli ödenmiyor. Ancak izleyen aylarda Durum Güncelleme, Bağlantılar, Uyarılar, Dosya ve Resim Paylaşımı, Mesajlar, Canlı Mesajlaşma, Gruplar, Uygulamalar, Gelişmiş Arama Filtreleri, Online Destek özelliklerin hepsini birden kişi başı 16 lira civarına kullanmak mümkün. Gelir modelleri konusunda genellikle karşı olduğum bu direkt kullanıcı tarafından ödeme durumu, burada bir istisna olarak karşıma çıktı. Hassas şirket bilgileri söz konusu olduğunda, reklam verenlerin bu bedeli karşılamamaları şirketler açısından bir tür güvence gibi değerlendirilebilir.

Verimli çalışmalar yapacağınız sağlıklı günler dilerim.

Hıyar Kokusu (küçük hikaye)

Yazın en sıcak zamanı. Temmuz devrilip, Ağustos yönetimi ele almış. Evin içi direkt güneş aldığından "yanıyür". Telaşla FT8 yapan ...