Bir Nokta

Evrenin pek de ilginç sayılmayacak bir köşesinde 5-6 milyar yaşında çekirdeği erimiş metaller, orta katmanı magma olan, kırılgan ve geçirgen sayılabilecek yavaş da olsa mağma üzerinde yüzüp duran kıtaları bulunan bir kaya parçası üzerinde yaşıyoruz. Yakınlarımızda yanıp duran, ve bir gün (milyarlarca yıl sonra) gezegenimizi yakıp yok edecek bir yıldızdan hayat alıyoruz. Sayısı ancak tahmin edebileceğimiz kadar çok olan, bizden başka gök cisimleri bulunuyor. Ancak bir kısmını anlayabiliyor, gözlemleyebiliyoruz. Bu arada, denizlerimizin derinlikleri bile tam bilemediğimiz gizemleri barındırıyor. Bulunduğumuz yerden bakıp evrenin başladığı anı görmeye çalışıyoruz. Ancak tek yaptığımız bu değil. Yaşıyor, anlamaya çalışıyoruz. Seviyoruz, nefret ediyoruz. Yaşamaya ve yaşatmaya bazen de kendimizi yok edip öldürmeye adıyoruz. Hikayeler düzüp, sonra bunlara kendimiz inanıyor, peşinden koşuyoruz. Sonra yeni bir hikaye ilgimizi çekiyor, onun yörüngesine çakılıyoruz. Her şeyin son derece karmaşık olduğuna karar veriyor, ardından herşey aslında tekdir yargısına varabiliyoruz. Bilgilerimizi artırıyor, daha da fazlasını bir araya getirip resmin tamamına bakmaya çalışıyoruz. En garibi de bütün bunlar bize son derece sıradan geliyor. (.) bu nokta kadar görünse de belki içerisinde bir dünya saklıdır. Peki uzaklardan bakan bir gözlemci için biz neredeyiz bir bakalım?

Yorumlar

  1. Öncelikle kendi içindeki Dünya'yı bulgulaymayanların, başka dünyalar bulgulamaya çalıştığı bir dünyada yaşıyoruz..Güzel; güzel olduğu kadar içimizdeki dünyalara vurgu yapan yazı. Sevgi ve sağlıkla kalın. Selamlar

    YanıtlaSil
  2. Sanırım; iki NOKTAdan geçen EĞRİyi biz, YAŞAM diye ÇİZiyoruz; kimi parabol, kimi hiperbol, kimi doğru, kimi kalın, kimi ince, kimi kesik kesik, kimi de NOKTA NOKTA.
    Bilinen o ki; ÇİZGİ aslında NOKTAlar bütünü...
    Yani; tavuk ile yumurta, bize aldırmadan birbirlerini doğurup duruyor. Biz ise durduğumuz sürecin konumuna göre kimin kimi doğurduğu üzerine; şavaşarak sevişiyor ya da sevişerek savaşıyoruz. Yani; yumurtadan çıkmış tavuğun namusu için horozla savaşıyor ya da horoza öykünüp, yumurtlatmak için tavukla sevişiyoruz... arası nokta nokta nokta doldurulabilir, henüz çizgileşmemişse de.
    Sevgi ve Saygılarımlar...
    ahb

    YanıtlaSil
  3. Gerçekte bir toz zerresi ile evren arasında benzerlik kurulur. Ve bomba patlatılır. "Bir toz zerresinin sırrını çözen (atomunu, elektronlarını, nötronlarını, protonlarını,çekim gücünü vb)evrenin sırrını çözmüş olur". Toz zerresinden hareketle modelleme evrenedir. Ancak birisi (P.Safa)"Mezar önündeki yoklukla, yıldızlar önündeki sonsuzlukta susan ilme ne derece de güvenilir" diyerek bilgimizin sınırlarını ironiyle vurgular. Fiziksel bulgular, galaksiler, süper novalar, yıldızlar ve makro cosmos..."bing bang", anti madde, karanlık madde ve kara delikler... Bunlar maddi şeyler. Peki insan ne? Ben neyim? Ruhumuz,canımız, düşüncemiz, duygularımız, sevgimiz, nefretimiz.... bunların ölçüsü ne, sınırları var mı? Ben'im hapisanem olan bedenimin fişi çekildiğinde, beni ben yapanlar, ne oluyor?. Taşın toprağın, erimiş madenin kimyası, biyolojisi yeni ruhlar, akıllar, yeni ben'ler mi yaratıyor.
    İsyan etme lüksünün dayanılmaz hafifliğine ve sınırsız sorumsuzluğuna sığınmayacağım. Ya yeni birşeyler söyleyeceğim... ya da söylenmişleri birikim kabul edip kendime sığınak bulacağım... ama her durumda kendimi inkar etmeyeceğim veya yok sayıp hafife almayacağım.. sonuçta söylenecek hay Allah ya da yallah yallah vb. nidaları da sadece çaresizlikten değil biraz da keşfetmenin hayretinden olacak. Böyle bir konuya emek vermi,şsin, gündeme getirmişsin, hem katkı hem teşvik olsun niyetiyle. Sevgiyle kal...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder