Haberleşme grupları uzunca bir süredir çok önemli bir ihtiyacı karşılamaktadır. Halihazırda aktif pek çok açık-kapalı haberleşme grubu çalışıyor.
Son olarak bu işe Facebook'un el atmış olması ilginç.
Elektronik postalar yaygınlaştıktan az sonra haberleşme grupları keşfedilmiştir. Bir elektronik posta sunucusunda tanımlı özel bir adrese gönderilen mektupların belirli alıcı grubuna dağıtılması ile ilk haberleşme grubu ortaya çıkmıştır. Aynı prensip günümüz haberleşme gruplarında da geçerli. Daha sonra sunuculara yüklenen ve yönetilebilen posta sistemleri ile haberleşme grupları yoğun olarak kullanılmaya başlandı.
Haberleşme gruplarının dileyen herkes tarafından okunup tartışmaya katılınabilen hali ise Web üzerinde forumlar olarak uzunca bir süre çok kullanıldı ve kullanılıyor. Ancak forumların ömürlerinin giderek dolmakta olduğunu söylemek pek yanlış olmaz.
Haberleşme grupları, Yahoo'nun işe el atmasıyla yaygınlaştı. Google da, hemen hemen aynı servisi bir süre sonra servise aldı. Ancak mükemmelleşen servisler gelişimin son noktası olmadı şüphesiz.
Son birkaç yılda forumlar ve haberleşme gruplarının verdiği hizmetleri sosyal medya siteleri de vermeye başladılar. Sosyal paylaşım sitesi Facebook içerisinde yer alan gruplar özellikle de ince ayarları yapıldığında hem haberleşme gruplarının yerini alabiliyor hem de forumların.
Tek sorun, zaten haberleşme gruplarına zor uyum sağlamış bazı kullanıcıların Facebook'a uyum sağlayıp sağlayamayacakları.
Bence bu değişim çoktan başladı bile. Haberleşme gruplarına bile güçlükle alışmış kullanıcı kitlesi yeni medyayı etkili olarak kullanabilecek mi bunu zaman gösterecek şüphesiz.
20 Eylül 2011 Salı
8 Eylül 2011 Perşembe
Tek Kablo Üzerinden Kablo TV ve Uydu Alıcı Kullanımı
Televizyon, müzik seti gibi genellikle evin salonunda yer işgal eden aletlerin en önemli sıkıntılarından biri cihazların arkasında biriken, genellikle de yerde sürünüp, temizlik sırasında da kördüğüm olan kablolardır.
Bu çirkin görünümden kurtulmak için yeni panel TV'ler bir seçenek sunuyor. Duvara asılan LCD televizyonlar eğer iyi bir kablolama yapılacak olursa ortalıkta görünmeyen kablolar sayesinde son derece şık olabilirler.
Televizyonun elektrik ve anten kablosunu duvarı biraz kırıp içerisine de bir kablo kanalı koyarak ortalıktan kaldırabilirsiniz. Önerim: süpürgelikten TV arkasına kadar uzanan 4x4 cm'lik büyükçe bir kablo kanalı kullanmanız. Böylece kablo kanalından daha sonra büyükçe fiş kafalarını da geçirebilirsiniz. Hazır duvar delinmişken elektrik prizini de TV'nin arkasına kadar getirmek iyi olabilir. Süpürgeliklerin altındaki kablo kanalı olarak bırakılmış kısmı kullanarak anten kablosunu da oda içerisinde ortalıktan kaldırabilirsiniz.
Yeni nesil televizyonlarda ağınıza erişim imkanı genellikle ethernet girişleri ve usb üzerinden sağlanabilir. Bunu evdeki ağınız üzerinden TV'nizi İnternet'e bağlamak ya da medya dosyalarınızı ağdan (DLNA ve benzeri) oynatmak için kullanabilirsiniz. Genellikle usb üzerinden takılan wi-fi donglelar markanın kendi ürettiği özel cihazlar olduğundan 25-30 TL'ye bulabileceğiniz wi-fi ağ gereçleri yerine 150 TL civarında bir cihazı satın almak zorunda kalırsınız. Ancak ethernet bağlantısını bir kablosuz AP-Bridge cihazı ile kullanmanız mümkün, böylece usb cihazı için fazla para ödemenden işi çözebilirsiniz. Ancak söz konusu cihazların ayarlanması için bilgili olmanız gerekir! Böylece bir kablo daha eksildi! Maliyeti 69 TL civarında.
Gelelim tek kablo üzerinden hem anten veya kablo hem de uydu alıcı bağlantısına. Uydu üzerinden yayın alıyorsanız, çatı ya da balkondan TV'nizin arkasına kadar ikinci bir kablo gelmesi gerektiğini bilirsiniz. İşte bu ikinci kablo aslında gerekli değil. Diyelim ki anten kablosu ve uydu anteni kabloları binanın aydınlığından geliyor bunları en tepede ve aşağıda örneklerini gördüğünüz combiner (diplexer de deniyor) ile birleştirip tek kabloya düşürüyoruz. Dikkat girişler önemli! SAT yazan yere uydu anteni kablosu bağlanmalı çünkü üzerinde elektrik var (LNB beslemesi, anten polarizasyonu ve DISEqC için gereken sinyalleri gönderiyor).
Tek kablo ile TV arkasına kadar gelip bir combiner daha kullanarak tekrar iki kabloya ayırıyoruz. Birini TV'nin anten girişine diğerini de uydu alıcısının anten girişine girip bir kablodan daha kurtulmuş oluyoruz. Combiner cihazlar uydu malzemesi satan yerlerden adedi 10 TL civarına temin edilebilir. Yeterince uzun bir mesafe ise zaten kablodan tasarruf edeceğiniz para bu kadar bile olabilir zaten. Çok sıkışırsanız teknoloji marketlerinde pek bulunmasa da Mediamarkt satıyor ama fiyatı 20 TL üzerinde.
Uydu alıcısı da ortalıkta dolanmasın istiyorsanız, onu da televizyonun arkasına uygun uzunlukta bir kablo tutturucusu ile sabitlemeniz mümkün. Uzaktan kumandanın çalışabilmesi için alta bir yere tutturup kızılötesi alıcının önüne yansıma sağlamak için uzun ömürlü süt kutusunu kesip parlak iç kesimini ayna olarak kullanabilirsiniz. Böylece iki kablo (hdmi ya da scart ile uydu alıcının elektrik kabloları) ortalıktan kalktı.
Genellikle duvara TV asmak için kullanılan metal profilleri tutturan cıvatalar çok kısa olduklarından TV ile duvar arası yakındır. Aynı çapta daha uzun cıvatalar alarak aradaki mesafeyi artırırsanız duvar ile TV arasına çoklu bir priz (tercihan şebeke filtreli olanlardan) koymanız ve tv arkasındaki cihazlara enerji vermek için iyi bir çözümdür. Cıvataları uzatırken ayar kolaylığı için 25-30 fazladan somun alıp araya koymanızı öneririm. Ayrıca ağırlık merkezini ileri aldığınız için duvara tutturduğunuz plastik dübellerden 4 adedini beton tipi metal dübelli vidalarla değiştirmeniz akıllıca olacaktır.
Sonuç: Hiç bir yerde kabloların görünmediği, resim çerçevesi gibi bir montaj. Harika.
4 Eylül 2011 Pazar
Datça Liman Dışı ve Anfi Tiyatro
Datça gibi güzel bir yeri bırakıp Ankara'ya dönmek ve bütün bunlar yetmezmiş gibi Pazar günü çalışmak zorunda kalmak pek keyifsiz. Fotoğraflara bakıp avunmaktan başka bir şey gelmiyor elden.
Bir yerde bir yanlış var sanıyorum ;)
Bu fotoğrafı çektim ama bu sene limanın o kısmına pek gidemedim.
Eylül'de de pek güzel olur aksine Datça.
Taze çekilmiş diğer Datça fotoğraflarıma bu linkten ulaşabilirsiniz.
Bunlar azmış başka ne fotoğrafı çektin derseniz dönüş yolunda Pamukkale'ye de uğradık oranın fotoğraflarına da şu linkten ulaşabilirsiniz.
21 Ağustos 2011 Pazar
Maya Takvimi 2012'de bitiyor. Bu dünyanın sonu mu?
İnsanlar sanırım dünyanın sonu ile ilgili kehanetlere ve söylentilere bayılıyor. Binlerce yıl önce dünyanın güneş etrafında dönüşünü kavrayıp, bunu takvime çeviren Astek'ler takvimi 2012 yılında bitirmiş. Bunu öne sürüp 2012 yılında dünyanın yok olacağını söyleyen pek çok kişi ve buna inananlar var. Şaşırmamak elde değil.
Karikatür alt yazısı: Sonunda Maya Takviminin sırrı ortaya çıktı.
Soran Maya: Neden 2012'de bitiyor?
Taş Ustası Maya: Kayanın üzerinde yer kalmadı.
Bu durum bana kişisel bilgisayarları yapan mühendislerin tasarım sırasında 4 yerine 2 haneli takvim kullanmaları sonunda 2000 yılına girilirken olabilecek dijital kıyametin abartılmasını hatırlatıyor. Sonuçta yine hiç bir şey olmamıştı.
2000 yılı demişken, 1999 yılının da hepimizin sonu olacağı yıllar öncesinden söylendi durdu. Sonuç ortada sanıyorum. Bu konu ile ilgili şu siteye bir göz atabilirsiniz.
İnsan ömrü oldukça kısa. Kendisi ölüp giderken, dünyanın ayakta kalmasını çekemiyor muhtemelen. Bana kalırsa tüm bu kehanetlerin ve dünyanın sonu söylencelerinin nedeni bu.
Hava durumu tahmini konusunda son derece ileri düzeyde gelişmiş bir teknolojiye sahibiz. Bu durumda bile 6 gün sonra olabilecek hava olaylarından emin olmak mümkün değil. Kaldı ki, takvim olayını çözmüş olsalar da, uygarlık olarak belirli bir düzeyi geçememiş İnkalar binlerce yıl sonra olacakları nasıl bilsinler? Yeri gelmişken hatırlatayım. Basketbol benzeri bir oyun oynayıp, yenilen takımın kaptanının kafasını kesiyorlardı. Gelişmişlikleri hakkında fikir olsun diye yazdım.
Her takvim doğaldır ki bir yerde biter. Bunu öne sürerek dünyanın sonunun geleceğinden yola çıkılarak yapılan filmler, yazılan kitaplar, tv programları ise iyi satar. Sanırım bu işin doğası bu.
Hem kendi uygarlıklarının sonunu görmeyip, önleyemeyen bir insan topluluğunun dünyanın sonunu, üstelik kendileri yok olduktan binlerce yıl sonrasını, öngörebildikleri düşüncesi size de pek imkanı olmayan bir şey gibi gelmiyor mu?
Gökyüzündeki yıldızlara bakarak, geleceği okumaya çalışan falcılar, önlerindeki çukuru görmeyip içine düşerlermiş.
Bana sorarsanız 2012'nin Aralığında dünyanın sonu gelmeyecek. Tabi bu tarihten sonra da yakın gelecekte gerçekleşecek başka dünya sonlarını iddia eden pek çok başka söylence ve bunlardan para kazananlar olacak. İşte size kesinlikle tutacak bir kehanet ;)
Son söz: Her söylenene inanmayın, uyanık ve dikkatli olun.
18 Ağustos 2011 Perşembe
Google Plus Çöp İçerik Cenneti Mi?
Google Plus çok kısa sürede inanılmaz bir çıkış yaptı. Gerçekten bunun bir başarı olduğu düşünülebilir. Kullanıcı sayısı bir anda çılgınca artan bu sosyal medya sitesi Facebook benzeri bir yapı yakalayıverdi. Ancak bir fark var. Facebook'daki arkadaşlarımızı neredeyse birebir tanıyoruz. G+ ise tanımadığımız ve dilediğimizce çevrelerimize eklediğimiz insanlarla dolu. Diğer fark ise daha iyi ve kolay kullanılabilir arayüz. Mobil uygulamasını da unutmamak lazım tabi.
Beni en rahatsız eden özelliklerden biri, daha önce pek çok sosyal paylaşım sitesinde paylaşılmış içeriğin yağmur gibi yağması. Kullanıcılar, adeta yıllardır biriktirmiş oldukları hareketli gif'leri eteklerinden döküyorlar. Paylaşılan diğer içerik deseniz, onlar da neredeyse tamama yakını naftalin kokuyor.
İnternet dünyasına çok emek vermiş IT girişimcisi bir dostum, "çöplük" olarak nitelendiriyor G+ ortamını. Galiba çok da haksız sayılmaz. Özgün içeriğe G+'da rastlamak pek mümkün olmuyor.
Sanırım akıllı hareketlerden biri G+ içine oyunları eklemek oldu. Ancak bu da Facebook'dan çok farklı bir hareketlenme sağlayabilecek bir manevra değil.
Sanırım acele etmeden gelecek diğer adımları da beklemek lazım.
G+ birden bire çok büyüdü dedim ya. Bakalım bunu avantaja dönüştürebilecek mi? Sanırım bu konuyu düşünmüşlerdir. Hazır daha önceki denemelerinde yakalayamadıkları kullanıcı sayısını bulmuşlarken bunu iyi değerlendirseler iyi olur.
Hadi Google göster kendini.
11 Ağustos 2011 Perşembe
Face'e Girdin Mi? Beni Şaşırtan Kısaltmalar
Toplumdaki, kısaltma merakı garibime gidiyor. En belirgin örneklerden birisi Facebook'a Face denmesi. Büyük ihtimalle dil dönmemesi asıl neden ama yine de şaşırtıyor işte beni. 12 yaşındaki kızım kesinlikle Facebook demiyor, arada ben de "Face" demeye başladım ki, sanırım bulaşıcı!
Daha komik bir örneğini geçtiğimiz yıllarda Acun Ilıcalı'nın yarışması için Türkiye'ye getirttiği Rapçi 50 Cent ile yaşamıştık. Adamın adı 50 kuruş olamayacağına göre kendine öyle bir takma isim uydurmuş ya da üzerine yapışmış bu lakap belli ki. Neyse güzel güzel eğlenen seyirci bir süre sonra birlikte geçen zamanın da verdiği rahatlıkla fifti, fifti, fifty (50 sayısının İngilmanca okunuşu) diye tezahürat yapmaya başlamadı mı ki koptuğum andır.
Bir ara SMS'in yazma zorluğu ve gerçekten kısa olması nedeniyle çok şey söyleyebilmek adına yapılan sesli harflerin düşürülmesi eylemi vardı bir de. Gerçi yazılanı her şekilde anlasak da garipti. Sanırım zamanın telefon operatörlerinden Telsim de bir ara reklamlarında kullanmıştı. Hatta Cem Yılmaz da CMYLMZ şeklinde kullanıyordu bir ara.
Anlık ileti yollanan programlarda da benzeri kısaltmalar gırla gidiyor. Tamam, yerine tmm, selam yerine slm gibi kısaltmalar pek seviliyor anlaşılan. Zaten bunlara şaşırmıyorum.
Amatör telsizcilik'de de Mors kodu kullanılarak yapılan haberleşmede maniple ile yazmanın zor olmasından dolayı Q kodları kullanılırdı. QTH = Lokasyon, QRM = Frekansta gürültü ve müdahale olması hali (Q kodlarının tamamına şuradan ulaşabilirsiniz). Benzeri şekilde, rakamlarla ifade edilen kısaltmalar da vardı. 55, 88, 73 gibi. Bunlardan 73, En iyi dileklerimle (çoğul) anlamındadır. Ancak bizde her nedense 73'ler olarak uzatılarak kullanılır (Amatör Telsiz Jargonu ile ilgili buraya bakabilirsiniz). Çok önemli değil ama insanın hobisi ile ilgili Jargonu yanlış bilmesi de garip doğrusu. Bu konuda 1999'da Antrak Gazetesinde yazdığım yazıyı buradan okuyabilirsiniz.
Neyse, bu yazı da bu kadar. Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Masadaki Arkadaşlarım Aslında Kavanozda Yaşayan Birer Beyin Mi?
Bu aralar "Kavanozdaki Beyin" benzetmesi aklıma çok geliyor. Hepimiz aslında dünyadan olabildiğince yalıtılmış birer beyiniz. Bir ...
-
Model uçak için gerekli malzemeler: Maket Bıçağı Makas Yapıştırıcı Kendinden yapışan bant Kırtasiyede bastırılmış pdf çıktısı ...
-
Forum belli grupların birbirleri ile görüş alışverişi yapabilimelerini sağlayan bir ortam. Popüler forumların etkisiyle ortalıkta pıtrak gib...
-
Merhaba. Gurme bir arkadaşım var. Yaklaşık 4-5 senedir kendi tüketimi için şarap yapıyor. İlk yaptığı şarap, pek kolay içilemez olsa da, s...
-
Eğer eve kendim strafor kartonpiyer yapayım diyorsanız işte size bir kaç kolaylık sağlayabilecek öneri. Odanın tepe köşelerini hafif str...
-
Çocuklar ödev yaparken çizgisiz kağıdın altına koyup, üzerinde düzgün yazı yazabilmeleri için defalarca çizgili kağıt yapıp yazıcıdan bas...










