7 Ağustos 2009 Cuma

3G ADSL'nin Alternatifi Mi?

3G lansmanları geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirildi. Sıra promosyonlu satış kampanyalarında. Örneğin, iki yıl için sözleşme imzalayıp aylık ödeme yapma yükümlülüğü altına girerseniz (65-75 TL) ilgi çekici kampanyalardan faydalanabilirsiniz. Tüketicinin için dostane bir uyarı yapayım hemen: Eğer ilk müşterilerin arasındaysanız, genellikle ürün veya hizmeti pahalıya edinirsiniz. Biraz bekleyebilirseniz piyasa doygunluğa ulaşır yeni potansiyel alıcılar için gözden geçirilmiş pazarlama politikalarıyla yapılan promosyon ve kampanyalarda daha karlı çıkabilirsiniz. 3G hizmetini devamlı olarak ve sağlıklı, mobil sesli görüşmelerin kapsama alanı kadar geniş bir alanda verebilmek için Turkcell, Vodafone ve Avea'nın ciddi ek yeni yatırımlar yapmaları gerekiyor. Yüksek lisans ücretleri üzerine, yatırım maliyetleri de binince, 3G kapsama alanını genişletmek oldukça zor. 3G, mobil telefon hizmetinden farklı bir frekansta çalışıyor. Dolayısıyla farklı ve yeni donanımlar ve antenler gerektiriyor. Frekans yükseldiği için dalga boyu küçülüyor. Sonucunda, anten ebatları küçülüyor. Ancak frekansın yükselmesi yayılımın zorlaşmasına neden oluyor. Açık mekanlarda sinyal çok net alınabilirken, içeride kalın duvarların arkasında 3G'nin erişimi güçleşiyor. Kablosuz ağ (Wi-Fi) kullanıcıları duvar gibi engellerde sinyalin ne kadar zayıfladığını farketmişlerdir. 3G için de çok benzer bir durum var. 3G destekli telefonlarda sinyal seviyeleri arasında fark bulunmasının nedeni biraz frekansın yüksekliğiyle, biraz da kapsama alanı iyileştirme çalışmalarının maliyetli ve zaman alan çalışmalar olmasıyla ilişkili. 3G'li telefonunuz GSM ağından daha düşük sinyal alıyorsa, bunun nedeni yukarıda açıklanmaya çalışanlardır. İki farklı hizmet olması nedeniyle sinyal seviyelerini farklı görmeniz normaldir. Zamanla daha iyi sinyal şiddetleri görebilirsiniz. Ancak unutmamak lazım ki GSM şebekesinin kapsama alanı iyileştirmeleri bile halen sürüyor. GSM şebekesini verimli olarak kuıllanabilmeye başlamamız içinse en azından beş yıl sürmüştü. Hala ses hizmeti alma konusunda belli bölgelerde sorun yaşandığınmı da unutmamak lazım. 3G görüntülü görüşme için deneme yapmak isteyenler de şu sıralar zorda. 3G aboneliği olan , telefonu görüntülü konuşmayı destekleyen bir tanıdık bulmak kolay olmayabiliyor. Operatörler Bir deneme servisi açsalar fena olmaz. 3G görüntülü konuşma denemesi yapmak isteyenler bu servisi arayıp 3G görüntülü görüşmede kendi görüntüsü ve sesini kısa bir süre kaydedip, ardından izleyebilse güzel olur. 3G'nin asıl önemi, mobil geniş band internet erişimi. Şimdilik en yüksek 7.2 Mbps. Ancak operatörler genellikle limitli paketler pazarlıyorlar. Usb cihazlar veriliyor erişim için. İçlerine 3G sim kartı takılıp internete ulaşılıyor. Ek bir dağıtıcıya bu usb cihazı takılıp kablosuz erişim yoluyla internet bağlantısı birden fazla cihaz tarafından kullanılabiliyor. Zamanla çok çeşitli donanım raflarda yerini alacaktır. Peki ADSL'ye ciddi rakip geldi mi? Şimdilik bu sorunun cevabı olumlu değil. 3G kapsama alanının iyileştirilmesini beklemek gerekecek. Aynı bölgede birlikte 3G hizmetini kullananların çok olması erişim kalitenizi ciddi bir şekilde etkileyeceğinden 3G'nin ADSL'ye gerçekten rakip olması kolay değil. ADSL'nin asıl rakibi fiberoptik altyapı ve uydu erişimi ile geniş band hizmeti verenler. Hatta kablo tv ile internet erişimi. Dolayısıyla, karakalem hesap yapıp, ev telefonunu ve adsl'yi gözden çıkarmayı düşünenlere, en azından altı ay kadar beklemelerini öneririm. Avantajı elden kaçırmamak için ADSL ücretlerinde ve hizmet paketlerinde de iyileştirmelerin yapılması yüksek bir ihtimal. Özetle: Bir malın veya hizmetin ilk alıcısı olursanız, çok ödersiniz. Benden söylemesi.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Nikon Coolpix S1000PJ (İlk Projeksiyonlu Fotoğraf Makinesi)

Nikon yaptı yapacağını. Neredeyse her eve girmiş olan sayısal kameralar konusunda, olabilecek tüm yenilikleri gördük derken, Nikon, üzerinde 102 cm boyuta kadar görüntü verebilen projeksiyonu bulunan bir fotoğraf makinesini duyurdu. Daha önce Çin'lilerin projeksiyonlu telefonu hakkında yazmıştım. İzleyen zamanlarda Samsung da projeksiyonlu telefon yapıp piyasaya sürdü. Ancak hiç kimsenin aklına bir fotoğraf makinesine projeksiyon eklemek gelmemişti. Yahoyt'da haberini görünce, "bunu nasıl atladım" diye hayıflansam da bahsetmeden geçemeyeceğim için hakkında biraz bilgi topladım. Sizlerle paylaşayım. Tahmin edeceğiniz gibi, öyle profesyonel bir makine değil. Amatör son kullanıcı hedef alınmış. Bu ilginç fotoğraf makinesi sadece fotoğrafları değil çekilen filmleri de gösterebiliyor. Yalnız ne yazık ki HD formatında değil 640x480 30fps film çekebiliyor. Diğer Nikon makinelerden bildiğim kadarıyla oldukça güzel film çektiğini söyleyebilirim. Eminim ileride HD sürümleri de çıkacaktır. Uzaktan kumandası var. Sadece projeksiyon gösterimleri için değil, aynı zamanda fotoğraf çekerken de kullanılabiliyor. 5x optik yakınlaştırma yapabiliyor. Fotoğraf çekerken görüntüdeki 12 yüze kadar netleştirme yapabiliyor. Çekilen fotoğrafların ışığında bir sorun olursa makinenin üzerinden düzeltebiliyorsunuz. BSS (best shot Sellector) olarak adlandırılan özelliğini kullandığınızda kamera bir seri fotoğraf çekiyor ve içlerinden en net olanı kaydediyor. Kırmızı gözleri, kendi düzeltiyor. 6400 ISO değerine kadar çekim yapabiliyor. Titreşim bağışıklığı de eklenmiş. Diagonal 7 cm'lik bir ekranı var. 12.1 Megapiksel Projeksiyonda fotoğraf gösterirken geçiş efektleri yapıp, müzik çalabiliyor. Amerika'daki satış fiyatı 430 USD.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Neden Sizin de Bir Web Sayfanız Olmasın?

Bu yazımda biraz geçmişi anmaya karar verdim. İşte, Radikal Gazetesinin PC! dergisinin 13-19 Mayıs 1997 tarihli 11. sayısında yayınlanan bir makalem. ------------------------- İnternet artık 4 yaşında. Her geçen gün İnternet'e bağlanan bilgisayarların sayısı hızla artı­yor. Tabii, İnternet'te yer alan Web sayfalarının sayısı da bu hıza ayak uydurmuş durumda. Koskoca bir bilgi denizi, bazıla­rına göre ise dev bir bilgi çöplü­ğü... Akla geldik-gelmedik bir sürü konu ile ilgili bilgiye ulaş­mak mümkün. Tabii bazen ara­dığınız şeyi bulmak mümkün olmuyor ama siz gene de bir­ iki gün ya da bir-iki ay sonra aynı konuyu aramayı bir daha deneyin. Birileri onunla da ilgi­li bir şeyleri bir yerlere koymuş olabilir. Peki, hiç aklınıza gel­miyor mu, "Sahi, benim de bir Web sayfam olsa" diye? PC!'deki HTML sayfaları ya­ratmakla ilgili olarak Ahmet T. Köksal'ın sayfalarını da takip ediyorsanız, bir Web sayfası hazırlamayı becermiş olmanız işten bile değil. En azından HTML mantığını kavramanız bu yolla mümkün. Ama eğer "İyi güzel de, bu işin bir kolayı yok mu; uğraştırmayacak, şöy­le yazı yazar gibi kolay?" diyorsanız, cevabım hem var hem yok. Buraya kadar her şey iyi güzel de, HTML sayfa tasar­lama yardımcı programlarının kendilerine göre birtakım problemleri oluyor. Web sayfa­larının tasarımında sizlere yar­dımcı olabilecek programlar­dan en kolay ulaşabilecekleri­niz, Netscape'in Gold sürümle­ri. Bunun yanında, Microsoft da Front Page ile Web tasarımı konusunda size kullanışlı bir program sunuyor. Deneme sürümlerinden sü­resi geçmemiş bir tane bulur­sanız deneyebilirsiniz. Fazla uzatmak istemiyorum, ama bunların yanında bir sürü edi­tör program bulmanız müm­kün: Mesela http://www.coffe­ecup.com/editör adresinde bu­lunan CoffeeCup HTML editör programı ile hem sayfanızı yapmanız hem sayfanıza birta­kım Java apIetleri ve hareketli gif resimleri ile canlılık katma­nız mümkün. Diyelim ki sayfa­nızı yaptınız ... Peki, bu sayfayı nereye koyacaksınız? Kolayı var: Web tarayıcını­zın URL bölümüne www.alta­vista.digital.com yazın ve gelen sayfaya da "free web page offer" (bedava Web sayfası ve­ren) yazın ve Altavista'ya ara­tın. Ben bir deneyeyim dedim ve sonuç harika! Yaklaşık 40 adet uyan yer çıktı. İsterseniz aynını yapıp bir de siz deneyin. Altavista'ya arama yaptırma­nın inceliklerini bir kenara bı­rakıp size bir adres önereyim: Eğer birazcık uğraşırsanız, http://www.geocities.com ad­resinden bedava Web sayfası edinebilirsiniz. Bu arada, kulağıma gelen fı­sıltılara göre bazı büyük servis sağlayıcılar kullanıcılarına ki­şisel Web sayfaları açma hakkı vermeyi düşünüyorlarmış. Eğer kısa süre içinde bu ger­çekleşirse kapı kapı dolaşıp be­dava Web sayfası hakkı arama­nıza da gerek kalmayabilir. Kendi servis sağlayıcınız zaten buna imkan tanıyorsa zaten sorun yok. Asıl problem şu: Sayfanıza ne koyacaksınız? Öncelikle şunu önerim: Kişisel Web sayfalarını dolaşıp biraz fikir edinin. Sonra zevklepnizi, hobilerinizi gözden geçirin. Ör­neğin para koleksiyonunuzun resimlerini taratıp sayfanıza koymaya ne dersiniz? Ya da bu güne kadar kullanıp eskittiği­niz bilgisayarlarınızın anakart­larının resimlerini kullanın. Köklü bir ailedenseniz, aileni­zin hayat ağacını yapıp kullanıma sunun. Kedinizin resmi­nizi sayfanın ortasına yerleşti­rin. Hayat hikayenizi anlatm. Master tezinizi yayınlayın. Ba­şınzdan geçmiş donanım-ya­zılım problemlerini toparlayıp sayfanıza koyun. Sayfanızda aylık dergi yayınlayın. İş arıyorsanız bunu belirtin, özgeçmişinizi ve niteliklerinizi yazın (İngilizce'sini de ekleyin. Kim bilir, Bill Gates belki sizin gibi birini arıyordur!). Son ola­rak, sayfanıza size elektronik mektup atabilmeleri için e­mail adresinizi eklemeyi de unutmayın. Biraz düşünüp bir şeyler bulabileceğinize eminim. Say­fanızı en az ayda bir yenileyin, cazip bir şeyler ekleyin, arkadaşlarınızı da habire sayfanızı ziyaret etmeleri için zorlayın. Sayfanıza en kolayından bir sayaç koyun. Başlangıç için önerim, http://www.pagecount.com adresine bir göz atmanız. Bu­radan alacağınız HTML tagla­rını sayfanıza ekleyerek bir sa­yaç sahibi olmanız ve sayfanı­za kimler gelmiş diye istediği­niz zaman kontrol etmeniz de mümkün. En önemlisi, arama makinelerine sayfanızı kaydettirin. Mesela Altavista'nın ana sayfasının altında yer alan Add URL yazısına tıklayıp sizden is­tenen bilgileri girin. İşte hepsi bu... Bütün bunları yapınca ba­na da bir e-mektup atın, ben de gelip sayfanıza bir göz atayım. burcak_cubukcu@bigfoot.com (tabi ki bu mail adresindeki link yazıdaki pekçok link gibi artık çalışmıyor)

2 Ağustos 2009 Pazar

Plastik Kredi ve Bankamatik Kartları Gerekli mi?

Plastikten mamul bankamatik ve kredi kartları ilk çıktıklarında arka yüzlerinde basit bir manyetik bant taşıyorlardı. Önyüzlerinde ise isim soyad ve özgün bir numara ile son kullanım tarihi bulunuyordu. Kredi kartları daha sonra güvenliği artırabilmek için arka tarafa üç sayıdan oluşan bir dizi daha aldılar. Yetmedi, üzerlerinde cep telefonlarının altın dokunma noktalarına benzeyen temas noktaları bulunan chipli kartlar yapıldı. Bir süre sonra da dokunmaya ihtiyaç duymayan chipli kartlar da cüzdanlarda yer buldu. İyi de 4 kredi kartı, 3 de bankamatik kartı ciddi bir şişkinlik yapıyor. Daha çok karta sahip olanların işi daha da zor. Kartların sayısıyla orantılı olarak çaresizlikten icat doğar mantığıyla özel cüzdanlar taşıyanlar bile var. Üstüne üstlük kaybetme, şifresini unutma, çaldırma gibi dertleri de var. İnsanın aklına, başlıktaki soru geliyor ister istemez. Bu plastik kartlara gerçekten ihtiyacımız var mı? Biyometrik sistemler günden güne gelişiyor. Uygulamaları yaygınlaşıyor. Örneğin parmak izi okuyan sistemler 1990'lı yıllardan beri kullanılıyor. Artık her PC'nin üzerinde gelen kameralar ile çalışabilen ve kolayca yüz tanıyan bir yazılım da geliştirilebilir. Aynı şekilde 3G'li görüntülü telefonların üzerindeki kameralar ne güne duruyor. Alın size bir 3G kullanım alanı daha :) Şu kartlar yerine, bankalar müşterilerinin parmak izini, ek güvenlik ve internet uygulamaları için de yüzlerini sayısallaştırıp veri bankalarına kaydetseler, pos ve bankamatik makinelerini de bu sisteme uyarlasalar plastik kart taşımak zorunda kalmayız. Biometrik sistemler o kadar gelişti ki, parmak izi için taradıkları parmağın canlı olup olmadığını bile kontrol edebiliyorlar. O kadar zor yanıltmak anlayacağınız. Bankalar, kartlar için güvelik amacıyla gerekeni yapıyor olsalar da, şifresini bilen biri başkasının kredi kartını kolayca kullanabilir. Oysa biometrik sistemleri aldatmak bununla karşılaştırldığında imkansız gibi. Aynı şekilde işyeri giriş kartları da benzer şekilde ortadan kaldırılabilir. Birileri şu sistemleri geliştirip uygulasa da bizler biraz daha konforlu ve güvenili bir sistem kullanabilsek.

31 Temmuz 2009 Cuma

Powcell İle Güneş Doldursun iPhone Pilinizi

Powcell iPhone, BlackBerry gibi telefonlarda hiç bir değişiklik yapmadan basit bir beşik tasarımıyla güneş ışığından pil dolduruyor. Toplam şarj süresi maksimum 4 saat. Aslında 1 saatlik şarj kullanım için yeterli ancak en yüksek dolum seviyesine ulaşması için 4 saat gerekliymiş. Bu şarj eden beşiğin güzel tarafı, kendi içerisinde bir pile sahip olması. Dolayısıyla bir ton borca girip aldığınız değerli telefonunuzu güneş altında bırakmanız gerekmiyor. Güneşe koyduğunuz Powcell dolduktan sonra ne zaman isteseniz telefonunuz üzerine takıp şarj edebiliyorsunuz. Detaylı bilgi için http://www.powcell.com/about.html adresine bakabilirsiniz.

Hıyar Kokusu (küçük hikaye)

Yazın en sıcak zamanı. Temmuz devrilip, Ağustos yönetimi ele almış. Evin içi direkt güneş aldığından "yanıyür". Telaşla FT8 yapan ...