4 Ağustos 2008 Pazartesi

Takıldık kaldık elektronik postalara....

Görsel: Sonsuzluğun Eşiğinde
1890 Vincent Van Gogh

Apartmanda posta kutularının yanında orta yaşı yeni bitirip erken emeklilik dönemine girdiği her halinden anlaşılan bir adam sandalyesini çekmiş oturuyor. Sakalları iki üç günlük kirli gri bir çene bandı takmış gibi duruyor. Alnındaki kırışıkları da ekleyince olduğundan beş on yaş daha yaşlı görünüyor.

Biraz tedirgin bir şekilde etrafını süzüyor, bir yandan da çizgili pijamasının oturmaktan çıkmış dizlerine sağ elinin orta ve işaret parmaklarını sıra ile vuruyor, ama ritmik değil aksine biraz da istemsiz ve huzursuz bir tıkırdama. Arada sırada yerinden kalkıp kendi dairesine ait olan 7 numaralı posta kutusunu yaklaşık bir düzine anahtarın şangırdayarak sallandığı anahtarlığının içindeki en küçük anahtarı kavrayarak açıyor ve içini kontrol edip kapağını kapatıp kilidini tekrar kilitleyip yerine oturuyor.

Aynı şehirde bir başka apartmanın 8. katındaki bir dairenin kapısı açılıyor. Kapıdan sabahlığı üzerinde tavşanlı terlikleri ayağında, saçında bigudilerle 19 yaşlarında topluca, orta boylu bir genç kız asansör kapısına doğru seğirtiyor. Çağır düğmesine basarken kırılan tırnağını sinirli sinirli sallayıp, sonra da emiyor. Bir yandan da geciken asansör için hayıflanıyor. Katın alaca karanlığı, resim taramaya yeni başlamış bir fotokopi makinesinin ışığı gibi yukarı çıkan asansörün etkisiyle yavaş yavaş aydınlanıyor. Hışımla açtığı asansörün kapısından içeri dalan gençkız ardından kapının kapanmasını bile beklemeden zemin kat düğmesine basarken bir yandan da ofluyor. Yavaş yavaş yukarı çıkıp kaybolan katları gözü ile takip ederken bir yandan da pofuduk tavşan terliklerinden sağ taraftakinin topuğuna basıp terliğinin yantarafını asansörün duvarına vurup duruyor. Birden zemin kata ulaşan asansör sert bir şekilde duruyor. Kapıyı elinin ayasıyla itip kendini dışarı atan kahramanımız sola doğru setirtip duvara adeta yapışık gibi duran eskimiş yüzlü metal posta kutularından kendisine ait olanı kullanılmaktan aşınmış anahtarıyla açıp içindekileri dışarı çıkartıveriyor.


Bir sürü fatura, bir süpermarketin kataloğu, lokantaların, sıhhi tesisatçının ve bir de böcek ilaç firmasının ilanları dikkatsiz bir kavrama nedeniyle yere saçılıveriyor. Her iki kahramanımız bu yukarıdaki anlattığım işi aynı gün içerisinde defalarca tekrarlıyor olsalar size biraz garip gelmez mi? İnsan ister istemez yukarıda anlatılan iki tipte, en azından takıntı düzeyinde bir bozukluk arar değil mi? Peki şimdi kendinizi düşünün elektronik postalarınızı aslında çok ta farklı olmayan bir yöntemle takip etmiyor musunuz? Üstelik gelen pek çok postanızda işinize yaramayacak bir çok çöp var. Hani söyle bir iki tanesi dostlarınızdan gelse dert değil. Gruplardan, spamcilerden, reklam gönderen düzgün firmalardan, faturalardan geçilmeyen posta kutunuzu 15 dakikada bir otomatik kontrol etmiyor musunuz gün boyu? Sanıyorum bu boyutu ile hayatımıza başka kötü alışkanlık eklediğimizin farkındasınızdır. Elektronik Posta Bağımlıları için bir terapi var mıdır bilmiyorum ama sanırım bu işin takıntı haline gelip gelmediğini anlamak için kendinize şunları sorabilirsiniz. Günde en az 2 kere hatta çok daha fazla e-posta kontrol ediyor musunuz? Tatilde bile ne yapıp edip elektronik postalarınıza göz atıyor musunuz? Yurt dışında bile olsanız illa bir hot spot veya internetcafe için zaman ayırıyor musunuz? Bilinen belli bir kalıcı hasarı olmasa bile bunun üzerine bir de sosyal ağların alışkanlığını da katacak olursak son derece ciddi bir zaman kaybınızın olduğunu söylemek mümkün. Üstelik kaybettiğiniz zaman hayatınızdan gidiyor... Deli olmayın, bırakın posta kutunuz dolup taşsın, birileri sizi sosyal ağlarda dürtüp dursun. Hayatınızı yaşamayı unutmayın! Kalın sağlıcakla...

4 yorum:

  1. Belki her ikisinin de adı Posta Kutusu olsa da yazılanlar, yazımlar ya da meramlar birbirinden ayrılma konusunda o kadar belirleyici oluyor ki. Örneğin; o bir kelime, bir hece, bir harf eksik kullanarak ne tür bir kar edildiği anlaşılmayan yazım ile eskiden zarf üzeri yazılmış olsaydı, on gün sonrasında "aranan adres bulunamadı" diye geri dönerdi. Ancak bu titizlik e-posta adresinde geçerlilğini koruyor. Ve aynen Almancının trafikte yaptığı gibi posta adresleri de web adresleri de benim sakal traşımdan daha özenli olması şaşırtıcı oluyor. Anlaşılamayansa lahana turşusu. Zaman tasarrufu diye iddia edilse de bakma aslı zaman savurganlığı, bonkörlüğü. Tek tuşla yenilenen e-posta kutularının bu sıklıkta bakılmasının nedeni ise beklenenin olmaması ya da bekleyenin "bana hiç aklıma ve başıma gelmemiş bir süpriz yapsalar" beklentisinden öte değil. "Hani; yoktan olsun, isterse içi boktan olsun" muhabbeti.
    Sevgilerimle...
    ahmet haluk

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Burcak, buna bir cozum bulmus benim calistigim firma. Biz yapmiyoruz bari onlar dusunmus benim yerime. Ve gmail gibi kisisel elektronik postalara firmamdan yapilan baglantilari engellemeye baslamis. Boylece o guzel vaktimizi islere vermeye basladik. Ozgurlugumuz kisitlanmis gibi hissetsek de, bakalim ne kadar dayanabilecegiz. Hani benim icin bir problem yok, her porttan gecerek ulasiyorum herseye, ama herkes bilgisayar delisi mi. Belki de elekronik posta delisi ama...

    YanıtlaSil
  3. O da bir şey mi. Benim eskiden çalıştığım yerde, belli saatlerde tüm internet erişimi kapanıp belli saatlerde açılıyordu. Hani internet olayından tam olarak anlasalar kimbilir ne türlü farklı kısıtlamar getirirlerdi, hayal gücünüze bırakıyorum.

    Sen işi biliyorsun sana engeller sınır koyamıyor. Hemen bir anektod aktarayım. Gene eski çalıştığım yerde bir arkadaş vardı ODTÜ mezunu bütün gün ODTÜ mezunları forumuna takılıyordu. Bir ara Host dosyasına müdahale edip sitenin domain adresini metu.edu.tr'ye yönlendirmiştim. Olayı 2 ay çözememişti :)
    Bilmiyorum ama bu seviyede kullanıcılara her türlü engel getirilebilir sanırım...

    Tabi bir de işveren yönünden olaya bakmak lazım. Adam çalışanlar iş yapsınlar diye para veriyorum. Bu süreler içinde iş dışında yapılan her türlü faaliyet bana zarar verir diye düşünebilir. Global dünyanın kalesi New York'da kimbilir daha neler üretilebilir bu konuda.... :)

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Haluk,
    Konuya son derece güzel yaklaşmışsın doğrusu. Beklenen olmayınca ne gelirse razıyım mantığı bizi nereye kadar götürür son derece güzel açıklanmış yorumunda :)
    Sevgiler...

    YanıtlaSil

Haftalık Tekil Ziyaretçi

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *