8 Temmuz 2013 Pazartesi

Nasıl Bir Tablet PC Almalı?


Eskiden bilgisayar daha çok iş, oyun ağırlıklıyken giderek haberleşme ağırlıklı bir cihaza dönüştü. Tabletler bu bağlamda günden güne daha işlevsel cihazlar olarak karşımıza çıkıyorlar. Peki nasıl bir tablet almalı?

Merhaba,

5 milyar yıl civarında yaşı olan bir dünyada ortalama 70 yıl yaşayabilen canlılarız. Evreni biraz olsun anlayabilmek çok mu zor? Evreni anlayabilmek, eğer biraz şanslıysak ana-babamız ve öğrenme çağımızda çevremizdeki insanların bizi nasıl yönlendirdikleri ile çok ilişkili. Tabi kader değil. Ancak eğitim işe yarıyor, bu kesin. Örneğin bir şekilde "sorgulamaya" başladıysak arkasından gerisi gelir. İnsan sorgulamaya kendisinden başlamalı bana sorarsanız. Kendi iç dünyanızda o görünmez aynaya baktığınızda karşınıza çıkan kişiyi tanıyor musunuz? Garip gelebilir ama eğer evreni tanımak ve anlamak istiyorsanız, öncelikle kendinizi tanımalısınız. Neden basit, evren ve siz aynı ham maddeden mamulsünüz.

Einstein formülü, görünüm olarak, basittir. E=m.c2 yani madde ve enerji birbirine dönüşebilir! O halde hepimiz enerjiyiz. Yani ışıktan geldik. Ölüp gittikten çok sonra milyarlarca yıl geçtiğinde belki yine bizden geride kalan yıldız tozları tekrar enerjiye dönüşecekler. 70 yıl gibi bir ortalama ömrü olan bizler için anlamak güç olsa da, olası geleceğimiz bundan ibaret olabilir. Peki bunca kavga, çekişme içerisinde yaşayacağımıza kısacık ömrümüzü barış ve mutluluk içerisinde geçirsek daha iyi olmaz mı?

Belki de çözüm önce "kendini tanımak"dan geçiyor? Ne dersiniz?

Konumuza dönelim.

Tablet üreticileri 3 farklı işletim sistemi üzerinde ağırlıkla cihaz üretiyorlar. iOS, Android ve Windows 8. Tabletin taşınabilir ve neredeyse giyilebilir bir cihaz olduğunu aklımızdan çıkartmadığımız durumda, bu işletim sistemleri 2'ye düşüyor. iOS ve Android.

Windows 8, mevcut hali ile büyükçe bir hayal kırıklığı olarak değerlendirilebilir. O nedenle, müsaadenizle onu anlatım dışında tutacağım. Masaüstü ya da dizüstü çözümlerinde hala geçmişten gelen gücü ile ayakta duruyor Windows. Akıllı davranabilirse varlığını sürdürebilir aynı şekilde belki ama tablet için Windows bir çözüm gibi gelmiyor bana.

iOS yani iPAd bir cihaz alacaksanız, cebinizde Apple firması için fazladan ödenebilecek bedel var demektir. Biraz Apple ürünlerine yatkınsanız hiç durmayın. Zaten çok fazla seçenek yok, gidip bir iPad alabilirsiniz. Retina ekranlı bir iPAd alabilirsiniz. Mümkünse 3G özellikli bir cihaz alıp, her yerden İnternet'e ulaşmanın keyfini çıkartın. Tabi ki wifi üzerinden hizmet olan yerlerde bağlanabilirsiniz ama neden netten ara sıra da olsa kopasınız ki? iPad'lerin bir de minileri var. Pek tutmadı mini boyu. Nedenini bilmiyorum. Gereğinden fazla fiyat diyeceğim ama zaten tüm Apple ürünleri aynı durumda olduğundan burada bırakıyorum yorum yapmayı.

Android cephesinde durum ne? Android Google tarafından sürdürülen bir proje. Kendi donanımlarını da üretirip sattırıyorlar ama üreticiler binlerce farklı model üretip kendileri de işletim sistemine ekler yapıp satıyorlar. En güzeli de küçük üreticiler de kendi cihazlarınız üretip piyasaya girebiliyorlar. Bu da müthiş bir çeşitliliğe neden oluyor.

Nexus Google'ın kendi Android'li cihazlarının genel markası. Pek çok farklı üretici ile çalıştı Google gelecekte de durum böyle olacak gibi. O nedenle üreticiye çok takılmamak lazım. Eğer saf Google ürünü ve hep güncellenecek bir cihaz istiyorsanız Nexus 7 ve 10 inchlik modelleri satılıyor. Google resmi olarak ülkemize bu modelleri satmıyor ancak raflarda zaman zaman görebiliyorsunuz. Örneğin Nexus 10 Samsung, Nexus 7 ise Asus tarafından üretilmiş. Nexus 4 cep telefonu ise LG tarafından üretiliyor.

Nexus 7 donanımına göre, 450 ile 750 lira arasında satılıyor. İyi bir cihaz. Ancak "bu kadar çok para verilmez" diye düşünüyosanız, piyasada 2 çekirdekli 7 inç ekranlı 1 GB ana hafızalı 8 GB depo hafızalı cihazlar 150-170 lira etiketle satılıyor. Marka söylemek güç. Çok miktarda marka var. Fiyatı böyle düşük olunca bazı şeylerden feragat etmeniz gerekiyor. Kalite muhteşem değil ama zaten 2 yıl garantisi olduğu için en azından bozulursa tamir ettirebilirsiniz.

Kablosuz ağ erişimi var. Ancak 3G yani telefon şebekesi üzerinden İnternet erişimi için ek donanım gerekiyor. Cihaza takılan usb 3G tercih etmeyin, uyumsuzluk sorunları yaşayabilirsiniz. Ayrıca tabletin yanında kabloda sallanan bir usb cihaz da hoş değil. Bunun yerine kendi başına 3G'ye bağlanan ve bu bağlantıyı kablosuz ağ üzerinde paylaşan aygıtlardan edinmek mantıklı olabilir.

10 inch cihaz almak isterseniz, markalı çözümler göreli olarak yüksek fiyatlı. Ancak alacaksanız mümkün olan en çok miktarda çekirdekli bir işlemcisi olsun. En az 2 ideal 4 çekirdekli işlemci seri olarak çalışmasına yetecektir.

Ucuz 7 inç ekranlı tabletlerin arka ve ön tarafında kameralı olanlarını tercih edin. Genellikle bu cihazları fotoğraf çekmek için kullanmanız pek mümkün değil. Ancak görüntülü görüşme yapmak için kullanabilirsiniz. Performansları hiç fena sayılmaz. Kesilmeden, donmadan görüşülüyor. Dolayısıyla çocukları uzaklarda okuyan ana babalar için düşük bütçeli bir haberleşme çözümü olarak kullanılabilir.

2-4 çekirdekli cihazların oyun performanslarının son derece yeterli olduğunu söyleyebilirim.

Bu cihazlar her türlü film formatını da zorlanmadan oynatabiliyorlar. Dolayısıyla üzerlerinde HDMI çıkışları varsa büyük LCD televizyona bağlayıp film de seyredebilirsiniz.

Hazır HDMI demişken, büyük ekrana ya da monitöre bağladığınızda usb üzerinden bir de kablosuz fare ve klavye seti eklerseniz, oldukça işlevsel bir mini PC'niz olabilir. Bunu da bir düşünün isterseniz.

Tablet kolay taşınabilirliği ile ek bir haberleşme cihazı olarak işinize yarayabilir. Ama onu güzel kullanabilecek kişi olmak sizin elinizde.

Dizimiz devam edecek.

İyi günler dilerim.

5 Temmuz 2013 Cuma

Pinterest Nedir?



Sosyal Medya siteleri arasında bir her şeyi içermeye çalışanlar var, bir de belli bir alanda kimsenin yapmadığı bir şeyler yapanlar. İşte Pinterest böyle niş bir alanda hayatını sürdüren bir sosyal paylaşım sitesi.

Merhaba,

Gerçeği anlamak için bakmak değil, baktığını görmek gerekir. Kör adamlar ve fil hakkındaki eski bir Hint hikayesine göre gözleri kapalı adamlar bir fili değişik vücut bölgelerine dokunarak tanımlamaya çalışırlar.

Kimine göre fil, yılan gibi bir canlıdır. Kimine göre, her yeri kemik gibi sert, kusursuz ağacımsı bir şey. Gerçi gözümüz bağlı bize de inceletseler, durum farklı olmaz sanırım. Ben hiç bir zaman file dokunmadım mesela. :)

Gerçekleri anlayabilmek için öncelikle biraz uzaklaşıp, resmin tamamını, bütünü görmeye çalışmalıdır. Tabi gözleriniz açık ve algınız temiz, uyanık ve dikkatli de olmalısınız.

Söz resimlerden açılmışken, bu gün size Pinterest isimli görsel ağırlıklı bir sosyal medya sitesinden söz etmek istiyorum.

İnternet tarihi boyunca, çok şişirilmiş balon gördük. Ama kimi söndü, kimi ise gördük ki gerçekten de boşa şişirilmemiş. Bakalım Pinterest gerçekten, kendine biçilen bedeli hak edecek mi?

Site tasarlanırken, bir panoya iğne yardımıyla resim asmak fikrinden yola çıkılmış. Görsel ağırlıklı bir site. Adı da oradan geliyor zaten. Pin, iğne demek. "Interesting" yani ilginç kelimesinden de bir parça kırpıp pin'in ardına eklenince ortaya "Pinterest" kelimesi çıkmış. Kullanıcılar kendi ilgi alanlarını yansıtan konuları paylaşıyorlar. Dikkat edilmesi gereken, paylaşımda ilgi çeken bir görselin kullanıcıları cezbetmesi.

Diğer pek çok sosyal medya sitesinin de kullandığı "bookmarklet" yani site işaretleyicisini yüklerseniz İnternet'te dolaşırken hoşunuza giden şeyleri kendi panolarınızdan birinde paylaşıyorsunuz. Size ilginç gelen diğer kişilerin panolarına üye olabildiğiniz gibi Facebook gibi başka sosyal medya sitelerinden arkadaşlarınızın paylaşımlarını da dilerseniz üye olarak görebiliyorsunuz.

Eğer bir fiyat içeren ürün linki ve fotoğrafını paylaşırsanız, paylaşım görselinin kenarında fiyatı da beliriyor. Böylece sizi takip edenlere ilginç bulup paylaştığınız ürünün fiyatı hakkında da fikir vermiş oluyorsunuz. Dilerlerse linke gidip, ürünü inceleyip alabiliyorlar. Ben teknolojik ürünleri paylaşırken bu özelliği genellikle kullanıyorum. Resim ve fiyat oldukça hızlı fikir veriyor takipçilere. Zaten sosyal medyanın en belirgin söylemlerinden biri, en etkili reklamın, arkadaşlarınız tarafından önerilen mal ve hizmetler yolu ile yapıldığıdır.

Pinterest, devamlı olarak yukarıdan aşağı inerek incelemeye devam edebileceğiniz, iğnelenmiş görseller ve üzerlerine tıkladığınızda detayları görebileceğiniz sonsuz bir pano gibi bir şey.

Kullanıcılarının 3'te 2'si kadın. O nedenle kadın kullanıcıların ağırlığını gönderilerin niteliğinden kolayca çıkartabileceğiniz bir sosyal medya sitesi. Ancak yine de takip ettiğiniz kişilerin paylaştıklarından oluşan size özel bir içeriği gördüğünüzden eğer benim gibi teknolojik cihazlar ve müzik ağırlıklı içerik gönderenleri takip ediyorsanız, genelde bu tür gönderileri görüyorsunuz.

Doğrusunu isterseniz, ana akım sosyal medya sitelerine ilgi gösteren Türk kullanıcıları, bu sosyal medya sitesine fazla ilgi göstermiyor. Ancak, gelecekte ne olacağı belli olmaz tabi.

Aslında işin ilginç yanı, sosyal medya sitelerinde gönderinizde görsel kullandığınızda alabileceğiniz tepkileri artırırsınız. Yani görselli gönderiler daha çok ilgi çeker. Ancak Pinterest gibi görsel üzerinden gönderileri öne çıkartan bir sosyal medya sitesinin göreli olarak az ilgi çekmesi garip.

Pinterest'in %10'u için bir yatırımcı 200 milyon dolar ödedi(*). Bu da sosyal medya sitesinin parasal değerini gözleri yuvalarından çıkartacak büyüklükte bir toplam bedel, yani 2-2,5 milyar dolar olarak ortaya koymuş oldu.

3 yıllık geçmişi olan bir sosyal medya sitesi için nasıl oluyor da 2,5 milyar dolar değer biçiliyor? Mart ayında 53,3 milyon tekil ziyaretçi alan site, geçen seneye göre ziyaretçi saysını ikiye katladı. Amerikan Pinterest kullanıcıları ayda ortalama bir saatlerini bu sitede geçiriyorlar. Çok gibi görünebilir ancak, Facebook'da aynı kullanıcılar ayda ortalama 6 saat 35 dakikalarını geçiriyorlar(**). Pinterest tüketici web yatırımcılarının hayalindeki site olarak nitelendiriliyor. Çünkü markaların ürünlerini fiyatları ile birlikte kullanıcılar çevrelerinde paylaşıyorlar. Bir tür bedavaya yakın maliyetli reklam gerçekleşmiş oluyor böylece.

Peki, Pinterest nasıl gelir elde ediyor olabilir? Dolaşan söylentilere göre reklam almaya başlayacaklarmış. Umarım bekledikleri geliri elde edebilirler de, adları gelecekte, bir dönem şişirilen sosyal medya balonu olarak kalmaz.

Dizimiz devam edecek.,

İyi günler dilerim.

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Nasıl Bir Akıllı Telefon Almalı?


Eğer yakın zamanda bir cep telefonu almayı planlıyorsanız, ister istemez yolunuz bir akıllı cep telefonu tezgahının önüne düşebilir. Peki nasıl bir telefon almalı?
Merhaba,

Öncelikle hemen belirteyim. Eğer sadece telefon ediyorsanız, akıllı bir telefon size hitap etmeyecektir. Sanırım bir yandan daha akıllı telefonlar çıkarken üreticiler sizin gibi düşünenleri de dikkate alıp size yönelik telefon da üretmeyi de sürdürecekler.

Ama durun, belki de fikrinizi değiştirirsiniz.

Dilerseniz uygun olduğunuz zaman kendi kendinize bir deneme yapın. Aracınızın şoför mahalline oturun. Motor çalışmazken ve park halindeyken ve tabi el freniniz çekiliyken, debriyaja basın, sonra ayağınızı devriyajdan çekin. Şimdi, sağ ayağınızla aynısını yapın.

Debriyaja sağ ayağınızla basmak daha zor gelir, çünkü sağ ayağınız, debriyaja göre çok daha yumuşak gaz ve frene basmaya alışmıştır.

İşte akıllı telefonlar varken, bunları alıp kullanmamak için duyulan zorluk da buna benzer. Oysa emin olun, akıllı bir telefonu kullanmak, öyle keyifli ve hayatı kolaylaştırıcıdır ki, kullanmaya başladıktan bir süre sonra "bu güne kadar neden kullanmamışım" diyebilirsiniz.

Bu kısa girişten sonra, konumuzu biraz daha açıklayamaya çalışayım.

Eğer İnternet bir şekilde hayatınızın bir parçası haline gelmişse, akıllı bir telefon çok işinize yarayabilir. Böylece her yere İnternet'i yanınızda taşımanın yanında, pek çok uygulama sayesinde iyi vakit geçirip hayatınızı kolaylaştırabilirsiniz.

Peki akıllı telefon hangi cihazları ikame ediyor? Yani, nelerin yerine kullanılabiliyor?
Sıralamaya çalışayım (Unuttuklarım olabilir kusura bakmayın):

Telefon,
Telsiz,
İnternet üzerinden sesli ve/veya görüntülü görüşme cihazı,
Bilgisayar,
Ajanda,
Hesap makinesi,
Not defteri,
Fotoğraf makinesi,
Film kamerası,
Canlı yayın cihazı,
Fotoğraf, film işleme cihazı,
Ofis dokümanları için okuyucu, gerektiğinde düzenleyici.
Navigasyon cihazı,
Harita,
Pusula,
Adımsayar,
Fener,
Oyun konsolu,
Ses kayıt cihazı,
Dikte ettiğinizde yazan, elektronik sekreter,
Müzik dinlemek için aygıt,
Telli çalgılar için akord cihazı,
e-Devlet kapısı,
İnternet radyolarını dinlemek, Tvlerini izlemek için aygıt,
Radyo,
Banka,
Sunum cihazı,
Taşınabilir bellek,
Bulut depolara erişim aygıtı,
Fotoğraf albümü,
Fotoğraf çerçevesi,
Televizyon kumandası,
Barkod, QR kod okuyucu, fiyat bulucu,
Sosyal medya erişim aygıtı,
Mesajlaşma aygıtı,
Müzik için çeşit çeşit enstrüman,
Üzerine yükleyeceğiniz uygulamaya göre daha binlerce başka şey,

Peki ne almalı?

Öncelikle kendi işletim sistemi olan ya da dönemini kapatmış olan Symbian'lı cihazlardan uzak durun.

Hemen aklıma 4 alternatif mobil işletim sistemi geliyor. Android, iOS, Windows 8 ve Blackberry, Android dışında diğer tüm işletim sistemleri kendi üreticilerinin ürettikleri cihazlara hapsolmuş gibiler.

Windows üreten birden fazla üretici var ancak Nokia ağırlıklı olarak ülkemizde Windows yüklü gelen cihazları üretiyor. Doğrusu çok tavsiye etmem almanızı. Belli başlı uygulamalara ulaşırsınız belki ama çoğu zaman pek çok yenilikten geri kalmanıza neden olabilir Windows'lu telefonlar.

iPhone ise çok daha yaygın ve uygulama desteği açısından Windows'a göre çok daha iyi bir yerde. 5 nesil telefonları yoğunluklu olarak satılıyor. Gidip eski 4. nesil almayın kısa sürede çok yavaş gelmeye başlayabilir. Dolayısıyla fazla alternatifiniz yok ama hem uygulama konusunda hem de kullanım konusunda hiç bir sıkıntı yaşamazsınız. Tabi her rahatlığın bir bedeli var. Bu bedeli iPhone alırken başta ve kullanırken de uygulama aldıkça ödeyeceğinizi şimdiden söyleyebilirim.

Blackberry üreticisi Research In Motion (kısaca RIM) firması düşüş eğiliminde. Acilen bir çıkış yapamazlarsa alacağınız telefon son Blackberry'lerden biri olabilir. Uzak durmanızı öneriyorum.

Android çok sayıda üretici tarafından üretiliyor. Ancak hem ucuz hem de kaliteli bir cihaz almak istiyorsanız LG Nexus 4 alabilirsiniz, 1100 lira civarında. Eğer çok diyorsanız, işinizi görecek ve 400-500 TL aralığında satılan LG E612 Optimus L5 alabilirsiniz. "Her şeyi olsun, ekranı dev gibi olsun, bilgisayar ihtiyacı duymayayım" diyorsanız Samsung Note II ya da az daha bekleyip yeni çıkacak olan Samsung Note III alabilirsiniz fiyatları 1250 TL'den başlıyor. 300 liradan başlayan Android'li telefonlar da var ama benim önerim, telefon ekranınızın olabildiğince büyük olması yönünde. Detaylı olarak fiyat ve model görmek için akakce.com sitesini ziyatet edip, arama kısmına Android yazın. Ön yüzde ikinci bir kamerası olan telefonları tercih etmenizi tavsiye ederim. Bu kamera çok şart değil tabi ama Androidli bir cihazda diğer donanımların da tam olduğuna dair önemli bir özellik olduğu için bunu öneriyorum.

Ne alırsanız alın, onu güle güle ve hakkını vererek kullanın.

Dizimiz devam edecek.

İyi günler dilerim.



1 Temmuz 2013 Pazartesi

Sosyal Medya - Yurttaş Gazeteciliği



Yükselişe geçtiğinden beri "sosyal medya, gazetelerin, dergilerin ve radyo-TV'nin yerini alır mı?" diye sorup dururuz. Sorun, karmaşıklaştırılıp, "yumurta - tavuk" meselesine çekildiğinde gerçeği göremeyebiliriz. Belki de durum, göründüğü kadar karışık değildir.

Merhaba,

Öncelikle kimilerine göre önemli bir sorun olan "Yumurta mı tavuktan çıkar? Tavuk mu, yumurtadan?" söylencesine bir cevap getirmek istiyorum. Yumurta tavuktan çıkar. Yumurtadan çıkan, civcivdir. Büyüdüğünde, horoz da olabilir, tavuk da. Dolayısıyla civciv, sorunun büyümemiş hali olup, küçükken problemin çözülmesi daha kolaydır.

Şaka bir yana, dilerseniz, "işletme körlüğü" olarak adlandırın ya da "algı eşiği körelmesi" diyebiliriz. Çevremizdeki olaylara, nesnelere, kimi zaman duyarsız kalır, onları algılayamadan, fark etmeden, yok sayarız.

Bir deneme yapın. Yaptıklarınızı bırakıp, çevrenizdeki seslere dikkatinizi verin. Şehrin gürültüsü içerisinde neler, neler duyacaksınız. Az önce farkında olmadığınız, Ağustos böceklerini mi duyuyor musunuz? Güzel, işte "farkındalık" da böyle bir şeydir. Dikkatinizi toplayıp, anlamaya çalışır ve sorgularsanız pek çok şeyin farkına varabilirsiniz. Eğer hoşunuza gittiyse, kendinizi tanımaktan başlayın. Birey olarak kendinizi yeniden yaratmanın yolu, içinize dönmekten ve kendinizi tanımaktan geçer. Belki de yıllardır evrenin bir köşesinde aradığınız cevaplar, aslında hep sizinledir. Sizi, kendinizden uzak tutan, belki de, bir tür işletme körlüğüdür. Aradınız ışık, daha önce bakmadığınız yer olan içinizde olabilir.

Tavuk ve Yumurta ikilemi aslında üzerinde düşündüğünüzde, ikilem bile değildir. Soru sizi yönlendirmektedir. Aynen, çocukluğumuzdaki "bir avcı dalda duran 10 kuştan birini vurursa, dalda kaç kuş kalır?" sorusu gibi.

Bilim kurgu seviyorum ve geçen hafta Stephen King'in aynı isimli romanından uyarlanmış "Kubbenin Altında" şeklinde Türkçeleştirilebilecek "Under The Dome" isimli bir dizi film Amerika'da yayınlanmaya başladı . Dizinin bir yerinde, kasabanın sakinlerinden orta yaş üzeri bir kadın, gazete muhabirine, "Tatlım, ben de herkes gibi haberleri netten alıyorum" dedi.

Bence bu cümle bizim de farkındalığımıza bir katkı yapabilir. Yeni Medya içerisine gazete, dergi, radyo, tv'yi bu arada yurttaş ya da vatandaş gazeteciliğini de içine alan bir ortam.

"Yurttaş gazeteciliği" kavramını biraz açalım. Büyük çoğunluğun akıllı telefonları var. Bu cihazlar, donanım olarak teyp, fotoğraf makinesi, film kamerası özeliklerine sahip. Bunları çektiğinizde, İnternet'te canlı olarak pek çok paylaşım sitesine aktarabilecek İnternet erişiminiz var. Hepimiz, birikim olarak profesyonel bir gazetecinin eğitim ve tecrübesine sahip olmasak da, gördüğümüzü fotoğrafa, filme çekip bir yerlere gönderebiliriz. Yani, olayın içerisinden, birinci elden bilgi paylaşımı yapmak için teknik donanımımız var.

Örneğin, Amerika'da ikiz kulelerin çevresinde film, fotoğraf çeken yurttaşlar olmasa, olanlar hakkında hiç bu kadar çok bilgi edinebilir miydik? Tabi ki hayır.

Görsel ve yazılı basın organları, olayı kaydetmeye başlayana kadar aradaki boşluğu vatandaşların aldıkları görüntüler doldurmuştur. İstemeyiz tabi ama böyle bir olay şimdi gerçekleşse, vatandaşlar anlık olarak da konuyu İnternet'te de paylaşıp ilgilenenleri haberdar edebilirler.

Özetle, Sosyal Medya, yazılı, görsel basının yerini almayacaktır, bunu geçen zamanda anladık ama yurttaş gazeteciliği de arada kalan boşluğu doldurmaktadır.

Üretilen içeriği, hiç de azımsanmayacak kullanıcının izlediği ortadadır. Örneğin benim iki blogumun aylık tekil ziyaretçi sayısı 17 bin civarında. Yine Gezi Parkı ile ilgili yapılan bir Ustream canlı yayınını aynı anda 5000 kişinin izlediğini de daha önce sizlerle paylaşmıştım. Aynı şekilde, Zello isimli ip bazlı telsiz programında 10'larca kanalda, 100'lerce kişi ilk ağızdan, olanlar hakkında bilgi almak için kulak misafiri oluyor.

Dikkat ederseniz, kapsamı çok geniş olan Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin adını bile anmadan, sosyal medyada çok ciddi bir izleyici potansiyelinden bahsettim.

Sosyal medya'nın hem güçlü, hem de zayıf bir yanı ise şöyle dile getirilebilir. Kolayca, gerçekte olmayan bir şey, olmuş gibi gösterilebilir. Yani, sosyal medya geleneksel medyaya göre manipülasyona, yalan habere daha açık. Burada kullanıcıların omuzlarına her gördükleri konuyu yeniden paylaşmadan önce gerçekliğinden emin olmaları gibi bir sorumluluk yükleniyor. Gerçi, geleneksel medya da doğrulama ve süzme mekanizmalarını doğru çalıştırmaz, dahası manipülasyon yapmak isterse bunun mümkün olduğunu da biliyoruz, öyle değil mi?

Peki, gerçek dünyada, yurttaş gazeteciliğini gerçekleştirmek ne derece mümkün?

Bu soruyu düşündüğümde geçtiğimiz yıllarda çeşitli nedenlerle işinden olup, kendi haber sitelerini açan gazeteciler geliyor aklıma. İş, haberi bulmak ve ortaya çıkartmak olduğunda üzerlerine olmayan bu profesyoneller, bir site işletmenin yükünü de üstlendiklerinde, bir süre sonra bunu sürdüremeyeceklerine karar verip, vazgeçtiler genellikle. Peki, profesyoneller bile bu yüke dayanamazken, bu işi amatörce yani para kazanmadan yapanların sürdürmeleri ne derece mümkün?

Bu soruyu cevaplamak güç. Özellikle, bir dönem, çok popüler olan blogların birer birer hayalet sitelere dönüştüklerini gördükçe, insan üzülüyor.

Yine, sosyal medya'da iş paylaşım yapmak değil de, içerik üretmeye gelince gün boyu akan Facebook içerisinde çok fazla özgün içerik üreten dostunuz olduğunu göremeyebilirsiniz. Twitter bu konuda bir iki cümle kurmak kolay olduğu için, tartışmasız en sürdürülebilir içerik üretiminin görüldüğü yer olarak kabul edilebilir.

Yine Instagram için tek yapmanız gereken, fotoğrafı çekip altına düşüncelerinizi ya da haberi yazmak ve hashtag ile bulunabilir kıldıktan sonra, dağıtımını yapacağınız Tumblr, Flickr, Facebook, Twitter gibi diğer sosyal medya sitelerini de işaretleyip göndermek.

Ustream'de canlı olarak yaptığınız yayında, telefonun kamerasını fazla sarsmadan tutmak ve zaman zaman konum ve durum bilgisi vermek. Bir de yapabilirseniz, yapılan yorumları okuyup sesli olarak cevaplamak.

Foursquare'de konumu işaretleyip, imkan varsa, fotoğrafını çekmek, altını içerik ile kısaca desteklemek ve paylaşmak yeterli.

Buradan çıkartılacak sonuç: Eğer bir sosyal medya sitesi, en basit şekilde kullanıcısına içerik üretme imkanı sağlarsa, başarılı olma oranı yükselir.

Sürdürülebilir yurttaş gazeteciliği yapmak için, yukarıda anlattığım pek çok servis işinize yarayabilir.

Haber değeri ve özelliği olan konularda, kendi yeni medya etkinizi yaratmak elinizdedir. Hemen başlamaya ne dersiniz?

Dizimiz devam edecek.

İyi günler dilerim.

Masadaki Arkadaşlarım Aslında Kavanozda Yaşayan Birer Beyin Mi?

Bu aralar "Kavanozdaki Beyin" benzetmesi aklıma çok geliyor. Hepimiz aslında dünyadan olabildiğince yalıtılmış birer beyiniz. Bir ...