28 Haziran 2013 Cuma

Akıllı Cihazlar ve Yeni Medya - 6



Akıllı cihazların İnternet ile olan bağlantıları, pek çok yeni uygulamanın önünü açıyor. Fotoğraf bulunduğu günden beri çekilen görüntüler hiç bu kadar çok insanın ulaşabileceği gibi göz önünde olmamıştır. Akıllı fotoğraf makinelerine ne dersiniz?
Merhaba,

Özelikle Samsung firması bu konuyu fazlaca gündemde tutuyor. Samsung'un üretim konusunda müthiş bir esnekliği var. Telefonlar konusunda zamanında Nokia gibi bir devin ezberini bozmuştu. Aslında telefon üretmeye Nokia'dan çok sonra başlasa da kısa sürede onu yerinden etti. Sonunda Android işletim sistemini de arkasına alıp, piyasayı ele geçirmeyi başardı.

Benzer saldırgan yöntemi fotoğraf makineleri konusunda da sergiliyor Samsung. Öncelikle çeşit, çeşit akıllı fotoğraf makinesi sürüyor piyasaya. Daha birine gözümüz alışmadan, bir yenisi çıkıyor. Sadece amatör kullanıcılara değil Fotoğrafla, filmle profesyonel olarak ilgilenenlere de ürün üretme çabasında.

Akıllı fotoğraf makinesi, aslında ilk olarak kablosuz ağa bağlanabilen ve bu yolla çekilen fotoğrafları, filmleri paylaşabilen cihazlar olarak çıktı karşımıza. Android işletim sistemi işin içerisine girdiğindeyse seçenekler arttı. Sosyal Medya'da çektiğiniz fotoğrafları, filmleri anında paylaşabilmek ve devamlı olarak İnternet'e bağlı olmak yeterince ilginç. Bunun yanında akıllı bir telefonla yapabileceğiniz her şeyi, belki daha iyi bir görüntü kalitesiyle akıllı fotoğraf makineleriyle yapmak mümkün.

Çekilen fotoğrafları daha önce hiç olmadığı kadar detaylı bir şekilde değiştirebilecek düzenleme yazılımları kullanarak bir bilgisayara hiç ihtiyaç duymadan sergilenebilir ya da görsel olarak kullanılabilir hale getirmek mümkün. İnternet erişim hızları artıp, maliyeti de düşdüğü zaman çok daha ilginç uygulamaların çıkması kaçınılmaz.

Örneğin şu anda bile Ustream gibi sosyal paylaşım servislerini kullanarak akıllı telefonunuz veya fotoğraf makinenizle canlı görüntülü yayın yapmak mümkün. Ancak İnternet sınırlamaları kaliteyi ister istemez düşürüyor. Aynı şekilde cihazların görüntü işleme kapasiteleri de arttığında Full HD kalitesinde görüntüler aktarılabilir hale gelecektir. Bu durum profesyonel yayıncıların hayatını da değiştirecek gibi görünüyor. Belki de o koca kameraları sırtlarında taşımaktan kurtulacak gazeteciler.

Akıllı cihaz denildiğinde özellikle de söz konusu olan fotoğraf makinesi olunca piyasanın durumu biraz belirsiz. Bunun en önemli nedeni kullanıcıların büyük bölümünün ellerindeki akıllı telefonun fotoğraf çekme performansından oldukça memnun olmaları. Durum böyle olunca piyasaya çıkartılan akıllı fotoğraf makinelerinin hedef kitlesi oldukça daralmış oluyor. Zaten rahata kolay alışan kullanıcıların artık evdeki kutusundan pek çıkartmadıkları fotoğraf makinelerine, sırf daha akıllı olduğu için yeniden dönmeleri de zor görünüyor. Ancak halen doğruluğunu koruyan durum da iyi kalitede fotoğraf veya film çekmek için kaliteli optik aksamın zorunluluğu. Boyut nedeniyle, küçük cep telefonu optikleri ile alınabilecek kaliteli görüntü ise son derece sınırlı. DSLR makinelerde ise bünyeye dahil GPS donanımları bile son derece az görülüyor.

Şüphesiz, henüz emekleme döneminde olan akıllı telefon kavramı ile ilgili olarak gelecekte ilginç gelişmeler görmemiz olası. Tutması halinde fotoğraf makinesi üreticilerinin de konuya yatırım yapmaları gerekebilir. Samsung ise bildiği ve başarılı olduğu taktiğini kullanarak şimdiden çok yol almış gibi görünüyor.

Etkisini hep birlikte kısa süre içerisinde göreceğiz diye düşünüyorum.

Dizimiz devam edecek.

İyi günler dilerim.

26 Haziran 2013 Çarşamba

Instagram Nedir?



Sosyal Medya siteleri arasında en ilginçlerinden biri şüphesiz Instagram. Fotoğraf çekip kolayca filtreden geçirip arkadaşların beğenisine sunmak fikri, size zamanında söylense hiç prim
verir miydiniz?

Merhaba,

Dizimizi takip ettiyseniz Sosyal Medya sitelerinin ortaya çıkma sebeplerinden en önemlisini biliyorsunuzdur. Gerçekten, kullanıcı tarafından üretilen özgün içerik son derece önemli. Sosyal Medya siteleri açısından ise, güçlü olmanın adeta anahtarı. Tam "artık başka türlü içerik üretimi mümkün değil" diye düşündüğünüz noktada biri güzel bir fikirle çıkıp bunun yanlış olduğunu gösteriyor.

Geçtiğimiz günlerde yine sosyal medya sitesinde bir arkadaşım Noom Walk isimli bir adım sayar programının linkini paylaştı. Merak ettiğim için indirip yükledim. Güzel, güzel adımları sayıyor. Ancak bununla kalmayıp sizin gibi programı yükleyen arkadaşlarınızın, ne kadar yürüdüğünü görebiliyorsunuz. Doğrusu hoşuma gitti. Yayılsa bu program kim daha çok yürüdü görüp daha fazla yürümek için cesaretlenir insanı.

Bu kadar akla gelmeyecek bir konu değil aslında üzerinde durmak istediğim. Resim paylaşımı konusunda çok başarılı olmuş bir Yeni Medya aktöründen sözetmek istiyorum. Instagram. İlk olarak, sadece iPhone telefonlar için çıkan bu program ile kare formunda, basit bir fotoğraf çekip üzerinde güzel görünmesini sağlayacak bir, iki filtre uyguladıktan sonra paylaşıp, arkadaşlarınızın beğenisine sunuyorsunuz.

Yakın zamanda, kısa filmler çekip paylaşmayı da bünyesine ekleyen Instagram, kısa filmler çekerek paylaşmayı sağlayan sosyal medya uygulaması Vine'ı aradan çıkartmaya da çalışıyor.

Başlarda sadece iPhone ile kullanılabilen Instagram uygulamasının, Android ile de kullanılır hale gelmesinden sonra, hızla yayıldığını söyleyebilirim.

Burada küçük bir parantez açıp, yüzyıllardır altın oran peşinde koşan insanlığın, artık dikdörtgen form yerine kare forma geçmiş olduğunu da belirtmekte yarar görüyorum. Özellikle son zamanlarda Facebook gibi küresel sosyal medya sitelerinde de tercih edilen bu kare formun benimsenmesinde Instagram'ın da bir miktar etkisi olduğunu düşünüyorum.

Instagram ile paylaştığınız fotoğraflar, dilerseniz aynı anda Facebook, Flickr, Tumblr, Twitter sosyal medya hesaplarınız ve konum paylaşım uygulaması Foursquare'de de arkadaşlarınıza görünebilir. Dolayısıyla neredeyse zorla herkesi çektiğiniz fotoğraftan haberdar edebilirsiniz.

Genellikle çekilen fotoğraflar ne kadar filtre desteği de olsa o kadar ilginç olmayabilir. Arkadaşınız çekti diye, ortada duran kahve fincanlarını beğenirsiniz. Ancak arada profesyonel fotoğraf makineleri ile çekip bir de üzerine güzelce bunları düzeltip renklerini ayarlayan kesim var ki, onların çektikleri ve sanat eseri haline getirdikleri fotoğrafları beğenmemek elde değil.

Özetle günümüzde insanlar sosyal medya ve İnternet'in sağladığı imkanlar ile kolaycı hale gelmiş olabilirler ancak bu onların sanat ile uğraşmalarını ve güzel sonuçlar almalarını engellemiyor. Instagram da buna imkan sağlayan ve oldukça çok kullanıcısı olan bir program. Hala denemediyseniz indirip çektiğiniz şaheserleri arkadaşlarınızla paylaşmanın zamanı geldi sanırım.

Facebook, Instagram'ı bünyesine katmak için 1 milyar doları gözden çıkartıp, gerekli girişimi yaptı ve artık Instagram ve geliştiricileri Facebook bünyesindeler. Gerçi Facebook hisselerinin değer kaybı nedeniyle satış için Instagram'ın sahibi 730 milyon dolar alacak ama sanırım bu da çok büyük bir miktar.

Instagram ile 5 milyar fotoğraf paylaşılmış bu zaman kadar. Buna karşılık başka teknoloji şirketleri de kullanıcıları sevindirecek yenilikler yaparak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Örneğin Flickr bedava 1 TB fotoğraf paylaşım alanı sağladığını duyururken, Google mail hizmeti verdiği Gmail, bulut depolama hizmeti verdiği Drive ve Fotoğraf depolama ve paylaşma hizmeti verdiği eski adıyla Picasa, yeni adıyla Google Plus kotalarını havuzda toplayıp bedava hizmet miktarını 15 GB olarak duyurdu. Ancak 2048x2048 piksele kadar olan fotoğrafların hiç biri bu kotaya dahil değil. Dolayısıyla 4 megapiksele kadar olan fotoğrafları kotasız sınırsız Google ile paylaşmak da mümkün.

Son zamanda eklenen kısa film özelliği ile belki de bir kare fotoğrafa sığmayan düşünceler ve sesler de artık paylaşılabilir hale geldi. Böylece daha fazla kullanıcıya da hitabedilmiş olacak.

Anlaşıldığı kadarıyla, Instagram ve Facebook'a satış süreci, özenle dizilmiş domino taşlarını devirdi. Artık fotoğraf paylaşımı konusunda sınırların kalkmış olduğu bir sanal dünyanın kapılarını aralamış oldu. İşte size beklenmedik bir yeni medya etkisi daha.

Dizimiz devam edecek.

İyi günler dilerim.

24 Haziran 2013 Pazartesi

Yeni Medya - Eski Medya


Sosyal medya etkisini her alanda göstermeye başlayıp, içerik üretimi kavramına getirdiği yeni, hızlı yaklaşım, bazı şeyleri değiştirdi. Peki gerçekte değişen ne?

Merhaba,

İnternet, başlı başına kendisinden önceki medya üzerinde önemli bir değişim yaratma gücü ile ortaya çıktığı andan bu güne bazı devinimlere neden oluyor.

Hafızamızı tazelemek adına, haberleşme için 20. yüzyılda internet öncesi kullandığımız yöntemleri sıralayalım.

Konuşma,
Kitap,
Gazete,
Dergi,
Mektup,
İlan panoları ve çeşitli reklam ortamları,
Telgraf,
Telefon,
Teleks,
Faks,
Telsiz,
Radyo,
Televizyon,
Bilgisayar,

Tüm bu yöntemlerin etki ve yayılım hızı açısından öncelikle yerel olarak kendilerini gösterdikleri açıktır. Küresel yayılımlarının ise daha yavaş olduğunu söyleyebiliriz.

İnternet doğduktan kısa bir süre sonra küresel bir ağ olarak çalışmaya başlamıştır. İnternet, aslında mevcut haberleşme ağının üzerinde çalışmaktadır. Küresel haberleşme şebekesi, kimi yerde havadan, kimi  yeraltından giden teller, ağırlıklı olarak fiberoptik kablolar, karasal radyo linkleri, uydular üzerinden gerçekleştirilen radyo linkler ve benzerlerinden oluşur. Yeni teknolojiler İnternet erişim hızlarını ve kapasitelerini durmadan artırmaktadır. Bu haliyle küresel şebekenin İnternet yüzünden devamlı olarak daha yüksek kapasiteli bir hal aldığını söylemek yanlış olmaz. Hız konusunda her ne kadar ışık hızı ile iletişim sağlansa da bunu yavaşlatan etmenlerin, örneğin düğüm noktaları gibi unsurların da giderek daha hızlı hale gelmesi ile aktarım gecikmelerinin de azalması küresel şebekenin daha mükemmel hale gelmesini sağlamaktadır.

Bir bulut düşünelim, buna haberleşme bulutu diyelim. Bu bulut içerisinde sayısal paketler geldikleri ve  gidecekleri yeri bilerek hareket ederler. Bu paketlerin içeriği her şey olabilir. Bir telefon görüşmesi,  faks ya da radyo-TV yayını, bir web sayfası, elektronik mektuplar ve benzerleri, kısaca düzen içerisinde bir kaos.

İnternete erişmek için bir sayfa açtığınızda sizin için oldukça basit olan bu eylem aslında nelere neden olur? Bir arama yapıp, bulduğunuz sonuca tıkladığınızda, akıllı cihazınız öncelikle bu linkin ip adresini, en yakın alan adı sunucusundan sorgular ve aldığı yanıta göre mümkün olan en kısa yoldan ona ulaşmaya çalışır. Bu 10-15 adımda durula, durula gidilen binlerce kilometrelik bir yol olur genellikle. Yine de bir kaç saniye içerisinde istediğiniz veriye ulaşırsınız. Binlerce metre deniz altında giden kablolar üzerinden yapılan kıtalar arası bir yolculuk için saniyelerle ölçülebilen bir erişim süresi hiç fena sayılmaz. Öyle değil mi?

Geleneksel medya, örgütlü ve düzenli yapısı ile doğal olarak kaotik işliyor gibi görünüm veren bir alternatifin yanında konumunu koruyacak gibi görünmekteydi. Bu görünüm nedeniyle yeni medyanın var olan gazete, tv ve dergiler gibi köklü kuruluşlar için bir alternatif olmadığı aksine İnternet sayesinde tüm sosyal medya sitelerinin bu geleneksel medya için tamamlayıcı ve destekleyici etkisi olduğu söylendi durdu. Oysa çok basit bir kırılma noktası 31 Mayıs 2013 tarihinde kendisini belirgin olarak gösterene kadar dikkatimizden kaçtı. Bu nokta "Güven"di.

Güvenilir olarak belleğimize kazılmış, neredeyse tüm haber organları bu güveni sarstıkları anda sosyal medya çok ciddi bir alternatif olarak karşılarına dikildi. Nasıl dikilmesin? Meydanlar hıncahınç dolup taşarken, bir haber kanalı penguen belgeseli gösterip, "kötü örnek" olarak ilgili fakültelerde okutulabilecek bir yayın yaptı. Oysa aynı anlarda sosyal medya olanlarla ilgili görsel ve video kaynamaktaydı. Yapısı gereği filtreleme işini kullanıcılara bıraksa da büyük ölçüde güvenilir haberler Yeni Medya ile tüm dünyaya bir anda yayıldı.

Artık geleneksel medya yerine daha çok bilgisayarlarının, akıllı cihazlarının ekranlarına bakıyor insanlar.

Yeni Medya kavramı halen sizi etkilemediyse bilin ki, kısa sürede hayatınıza girip kendini benimsetecek ve bir süre sonra tüm diğer medya ile birlikte anılacaktır.

Eskiden yayıncılık faaliyeti için büyük yatırımlar gerekirdi. Şimdi sadece düzenli bir gelir modeli oluşturup küçük bir başlangıç bedelini bulduğunuzda, dilediğiniz sanal gazete veya radyoyu, televizyonu açmak mümkün. Geri kalan kısmı eskisine çok benziyor, çünkü bunda da haber alıp iletmek için ya da program üretip dinletmek veya izletmek için yoğun emeğe ihtiyaç var. Üstelik potansiyel takipçi kitleniz de dünyanın her yerinden size ulaşabilecek durumda. Buna 21. yüzyılın iletişim devrimi demek doğru olur sanırım. Ülkemiz açısından 80'li yılların tek kanallı televizyonundan bu hale gelmek 30 yılda müthiş bir ilerleme anlamına geliyor.

Yeni medya bir süre sonra sadece medya, yani ortam olarak anılacak sanırım. Ancak İnternet ve sosyal medyanın özellikle son zamanlarda anlaşılan etkisi bir döneme damgasını vuracak ve öyle de hatırlanacak gibi görünüyor.

Serimiz devam edecek.

İyi günler dilerim.


21 Haziran 2013 Cuma

İş Hayatı İçin Sosyal Ağlar?



Sosyal medya olur da, içerisinde iş ağları, yeni işler geliştirme ve en önemlisi iş ve işgücü bulma çabalarının girmemesi düşünülebilir mi? Tabi ki hayır. Sosyal her ortama iş ile ilgili sohbetler nasıl giriyorsa, Yeni Medya'nın da olmazsa olmazı iş ile ilişkili sosyal ağlardır.

Merhaba,

Özellikle, Facebook ilk yayıldığı dönemlerden, günümüzden bir kaç sene öncesine kadar İnsan Kaynakları departmanları, sosyal ağlara şeytan icadıymış gibi baktılar.

Birkaç sene öncesine kadar, işyerinde sosyal ağlarda geçirilen zaman kayıp ve verimlilik azaltıcı olarak görüldü. Hatta birini işe alırken Facebook hesabında ajanlık yapıp, bilgi toplayan personel yöneticilerine de rastladık.

Önce Sosyal Medya'nın toplum üzerindeki etkisi fark edildi. Bunun şirket yararına nasıl kullanılabileceği değerlendirildi. Sonra şirketler konumlarını sosyal medya üzerinde sağlamlaştırmak için, şirket politikalarını gözden geçirmeye başladılar. İnsan Kaynakları süreçleri de, günden güne sosyal medyadan etkilenmeye başladı. Şirket içerisindeki ağda, erişimi kapatılan sosyal medya siteleri birer birer açıldı. Şirket personeline şirket sosyal medya politikası deklare edildi. Eğitimler verildi. Her çalışanın şirket için yeni medyada bir tanıtım merkezi olacağı üzerine odaklanıldı. Sosyal Medya kullanıcıları bir anlamda şirketlerin sosyal itibar yönetiminin bir parçası haline geldiler. Şöyle bir gözünüzün önüne getirin çalıştıkları şirketlerin ürünleri hakkında çeşitli paylaşımlarda bulunan arkadaşlarınızı. Gelecekte bu tür paylaşımlara daha çok rastlayacağınızı söyleyebilirim. "Hiç bir reklam bir arkadaşınızın tavsiyesinden daha etkili olamaz." desem sanırım kulağa daha tanıdık gelecektir.

Sosyal medya sitelerine artık değişik gözle bakmaya başlayan şirketlerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek daha niş ve uzmanlaşmış bir ağ henüz doğmadı. Aslında ülkemizden bildiğim bir girişim var ama henüz yayına başlamadı. O yüzden henüz ondan bahsetmeyeceğim.

İş ile ilgili sosyal ağlar hangileri? Facebook gibi her türlü sosyal etkileşimi değil de sadece iş ile ilgili konuları bünyesine alan hangi sosyal medya siteleri var?

İşin ilginç yanı, size bahsedeceğim iki sitenin de adlarını söylemek biraz zor.

XING, bunlardan ilki. Almanya menşeli bir sosyal ağ. İş ve kariyer dünyası ana hedefi. Koptuğunuz eski arkadaşlarınız, iş arkadaşlarınızla yeniden bağlantı kurmanızı ve yeni bağlantılar ile tanışmanızı hedefliyor. Diğer yandan kariyerinizde farklı açılımlar yaparak yeni işler bulmanızda da, faydalı olabiliyor. Bana kalırsa gelir modelini yanlış konumlandırıp, kullanıcılardan ödeme yapanlara daha fazla imkanlar sağladığı için, kendi önüne tökezleyeceği basamaklar koyan bir sosyal ağ girişimi. Ülkemiz için dil desteği var. Ancak çok yaygın olduğunu söyleyemeyeceğim.

İş arayanları da içine alan bir sosyal ağ türü olmasından, burayı kullananların ödeme yapmaları bana ters geliyor. Keza, Türkiye İş Kurumu Kanununa göre de iş arayan kişilerden para talep edilmesi mümkün değil. Dolayısıyla iş modelinde kullanıcılardan para almak olan böyle sitelerin, Türkiye'ye yönelik genişlemelerinde bu durumu da akıllarının bir köşesinde tutmaları gerekiyor.

LinkedIn Türk Kullanıcı pastasının iştah açıcılığına dayanamayıp Türkçe dil desteği vermeye başlayan ve giderek daha fazla kişi tarafından kullanılan bir ağ. Toplam 19 dilde kullanıcılara ulaşıyor. Burada da gelir modeli kullanıcıların yapacakları ödemeler sayesinde, ağın olanaklarından daha iyi yararlanması üzerine odaklanmış. Gelir modeli olarak, fazla başarılı bulmadığım bir yolda olduklarını söyleyebilirim. Ancak, diğer yandan, diğer İnternet devleri gibi geniş gelir modeli imkanları bulunmadığından başka türlü çare bulamamış da olabilirler. Eğer aylık ya da yıllık ödeme yaparsanız, kimler gelip profilinize bakmış diye merak ediyorsanız, öğrenebiliyorsunuz. InMail ile istediğiniz kişiyle doğrudan iletişime geçiyorsunuz. Kişilerin daha ayrıntılı olarak profillerine erişebiliyorsunuz. Daha fazla arama filtresi ve sonucu elde ediyorsunuz. Paralı faydalanma özelliğini bir yana koyarsanız, daha ciddi bir Facebook benzeri ağ ile karşılaşıyorsunuz. Yeni gelen paylaşım özelliği ile aynı Facebook'da olduğu gibi çeşitli konularda paylaşımlar yapabiliyorsunuz. İş arayıp, bulabiliyorsunuz, ancak iş gelip sizi bulmuyor. Oysa butik insan kaynakları dünyasında olduğu gibi bu kadar işlemci gücüne dayalı çalışan bir sosyal ağda insan işin kendisini bulmasını bekleyebilir. Sanal bir kafa avcısından bahsediyorum. Bu, iş odaklı sosyal ağlar için bir sonraki hedef olmalı bana sorarsanız.

LinkedIn oldukça karışık ve anlaşılmaz bir menü yapısı ve içerik dizilimi sunuyor. İş dünyasının Facebook'u gibi konumlandırıp, buna karşılık onun kadar çekici olamadığında da hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor. Israrcı şekilde gelişmeyi sürdürmesi halinde bir başka sosyal ağ devi olması kaçınılmaz. Ancak gelir modeli ve kullanıcılara sunduğu imkanlar açısından bir gelişme olması halinde kullanımın artması ile ölçeğini büyütebilir. Şimdilik 200 milyondan fazla üyesi var ve bunun 70 milyondan fazlası Amerika Birleşik Devletlerinde. Kullanıcı sayısı artışı konusunda ise birinci sırayı Türkiye alıyor.

Facebook ve Twitter gibi ana hat sosyal medya sitelerindeki Türk kullanıcı sayısının büyüklüğü göz önüne alındığında LinkedIn kullanıcılarında en yoğun artışın ülkemizden olması normal. Bu artış LinkedIn'in doğru yolda olduğunun bir göstergesi sanırım.

Geleceğin sosyal ağlarında insan kaynakları konusuna daha çok ağırlık verilecektir. Bu nedenle Facebook ve Google gibi devlerin de günü geldiğinde bu alana da meyletmeleri mümkün görünüyor. Şimdilik hala gelişebilir olarak nitelendirebileceğimiz bu alan, yeni medyada daha da yayılmak ve büyümek için zamanını bekliyor sanırım.

Dizimiz devam edecek.

İyi günler dilerim.

Masadaki Arkadaşlarım Aslında Kavanozda Yaşayan Birer Beyin Mi?

Bu aralar "Kavanozdaki Beyin" benzetmesi aklıma çok geliyor. Hepimiz aslında dünyadan olabildiğince yalıtılmış birer beyiniz. Bir ...