4 Aralık 2019 Çarşamba

Cennete Gitmek İçin Ne Yapmalı?

İyi bir insan olmak, içinde yaşadığınız toplumun yaşam kalitesini yükseltir. Tüm insanların saf iyi olduğu hayali bir toplum, yaşamak için can atacağımız bir yer olur. Peki, ya öldükten sonra cennete gitmek için ne yapmalıyız?

Kadim Mısır'dan çıkan tek tanrı düşüncesi ve semavi dinler, cennetin nasıl bir yer olduğunu tekrar tekrar tarif etmişler ya da bu tariflerin yapılmasına kaynak olabilecek ipuçları vermişlerdir. Konuya inanç sistemleri açısından yaklaşalım. Genellikle cennete gidebilmek için bu dünyadaki davranışlarınız için bir hesaplama yapılır. Bu hesaplamanın sonucunda, hak edip etmediğiniz değerlendirilir ve buna göre nereye gideceğinize karar verilir. Yine de insanları bu dünyada bir düzene sokmak için cennetin tasviri yanında, cehennemin yani kötülerin cezalarını çekecekleri yerin tasviri de etkilidir. Yani, "tamam iyi olmayabilirsiniz ama kötü olmayın bari. Yoksa sonunuz budur!" mesajı verilmiştir.

Dante'nin Cehennemi
Bu resim şu sayfadan alınmıştır.
Toplumlar, henüz karmaşık hale gelmemiş, insanlar günümüze göre küçük topluluklar halinde yaşarken, iyilikler ve kötülükler için hesaplamayı yapmak kolaydır. Zira başınızdaki yöneticinin sözünden çıkmaz, inancınızın gereklerini yerine getirirseniz, kimi inanç sistemlerinde sağ ve sol omuzda bekletip yaptıklarınızın kayıtlarını tutan meleklerin topladığı iyilik kayıtlarınız, yaptığınız kötülüklere üstün gelirse, sorunsuzca cennete hak kazanabilirsiniz.

Oysa yaşadığımız dönemde dünya eskisi kadar basit değil. Artık Çin'de kanat çırpan bir kaos kelebeği yüzünden Florida kıyılarında dev bir fırtına olabiliyor. Bu etkili bir anlatım mı (mecaz veya metafor)? Yoksa gerçek mi olup, olmadığını ise bilmiyoruz. Ama fazla burada takılmayalım zira hala Dünyanın düz olduğuna inanan (!) insanlar var.

Newton sadece 24 yaşındayken 1667 yılında kütle çekim yasasını fark etti. Zaman içerisinde yer çekimi ile ilgili her türlü formülü bulduk. Şimdiye kadar bulamadığımız ise kütle çekiminin nedeni. Uzayı keşfetmeye çalışırken, Dünya'da anlamadığımız hatta keşfetmediğimiz pek çok yer var. Tek tek bireyler olarak anlama ve bilme kapasitemiz sınırlıyken dünya üzerinden iletişim imkanını artırdığımız için beyinlerimiz birlikte çalışarak, daha fazlasını anlamamıza yol açıyor. 7 milyar insanın çok küçük bir kesimi bunu yapabiliyor ama bu bile aydınlanma ve bilimsel bir sıçrayış için yeterli. Biraz savurganca olsa da, bilmek için birlikte hareket ediyor olmamız bir dönüm noktası. Tek sorun, işin hala başında olmamız. Ancak zaman algımız yaklaşık 14 milyar yaşındaki evreninki ile karşılaştırıldığında oldukça sınırlı ve dar kalıyor. Ortalama insan ömrü olarak kabul edersek; 70 yıl uzun gibi gelse de, aslında evrenin yaşı ile karşılaştırıldığında anlık bir enerji pırıltısı kadar öneme sahip.
-------------------------------
Okumak İçin Güzel Bir Gün!



Mutluluk Saçan Işık: 

Çoğu Bilim Kurgu, Bazıları Sadece Kurgu Hikâyeler isimli kitabımı okumaya ne dersiniz?

Çok sürükleyici ve elinizden bırakamayacağınız bir öykü kitabı.
Sadece Google Kitaplar'da satılıyor.


-------------------------------
Tüm bunlara karşın 2000 yıl öncesine göre çok daha entegre ve karmaşık bir insan topluluğuyuz. 2000 yıl öncesinde kesinlikle iyi olarak kabul edilecek bir hareketimiz kaos kelebeğinin etkisiyle beklenmedik ve kötü sonlara gebe olabiliyor. Sonuç itibariyle yaşadığımız dönem ve yakın zamanlarda iyi bir hareketinizin kötülük etkisi olmaması imkansız gibi.


Resimde ortada gördüğünüz masum görünümlü çocuk, ortaokulda derslerinde çok da başarılı olamamış ama resim sanatına eğilimi olan, belki de bu eğilimi biraz desteklense çok başarılı bir ressam olabilecek bir küçük insan. Avusturya'da Viyana Güzel Sanatlar Akademisi sınavında diğer adaylara göre daha başarısız olduğu için akademiye girememesi belki de İkinci Dünya savaşının çıkmasına ve milyonlarca insanın ölümüne neden oldu. Resimdeki masum çocuk, Adolf Hitler. Onu seçmeyerek diğer yetenekli kabul edilen adayları seçip kendilerince adil ve iyi olan akademisyenler ise bunu yaparken iyi bir amel olduğunu düşünmüşlerdi. Sonuçları günümüzde bile kötülüklere neden oluyor. İsrail'de durup dururken, hayatını öldürülerek kaybeden bir Filistinli çocuk, resimdeki çocuğun sanatçı olmamasından sorumlu olan akademisyenlerin günahlarının bedelini ödüyor. Amel defteri açık kalan bu akademisyenler de günden güne Cehennemin daha derinlerine gitmeleri için gereken günahları biriktiriyorlar. Gel de kaos kelebeği denilen sevimli şeyin aslında Şeytan olabileceği ihtimaline takılma!


Bu yazının fikri bir komedi dizisinden çıkma. (Spoiler Alert - Dizi hakkında bilgi var!) The Good Place (İyi Yer) isimli dizi; ölüp, cennete gittiklerini sanan insanlar ve onlara bu duyguyu verip, bu yolla eziyet eden zebaniler üzerine kurulu. Dizide bir bölümde günümüzden geriye doğru bir kaç yüzyıldan beri kimsenin cennete gitmeye hak kazanamadığı dile getiriliyor. Bu durumun nedeni dizide şöyle anlatılıyor. Din kitaplarının geldiği zamandaki yaşantının artık çok değişti ve günümüzde daha karışık bir toplumsal hayat bulunuyor. İyi olmak artık eskisi kadar kolay değil.

Yani belki de ne kadar iyilik yaparsak yapalım bu durum bir yerde bir kötülüğe neden oluyor. Ne yaparsak yapalım, iyiliklerimiz bir kötülükle son bulduğu için de iyi olamıyoruz. Böyle bir durum mümkün olabilir mi? Ne dersiniz?

Dalay Lama'ın zamanımızın paradoksu ile ilgili güzel bir şiiri var. Osman Balcıoğlu dilimize çevirmiş. Okuyalım...

Zamanımızın Paradoksu

Büyük evler yaptık ama ailelerimiz küçüldü.
Aletlerimiz gelişkin, yine de zamanımız yok.
Derecelerimiz yükselirken, sağduyumuz düştü.
Eskisinden daha bilgili ama o ölçüde kararsızız.
Bol bol ilaç, yanı sıra sağlık sorunu ürettik.
Aya gidip geldik, yolun karşısındaki komşularla buluşamıyoruz.

Bilgisayarlarımız gelişti, artık daha çok bilgiye ulaşabiliyoruz.
Kopyacılığımız zirve yaptı. İletişimimiz yerin dibinde.
Sayılarla aramız iyiyse de kaliteyi yitirdik.
Hazır yiyecekleri çoğaltırken, sindirim sistemimizi iflas ettirdik
Boylarımız uzadı ama karakter kıtlığı çekiyoruz.
Para üzerine para koyuyoruz ama ilişkilerde sıfıra sıfır elde var sıfır.
Pencerelerinin içinde çok şeye sahip olduğumuz, boş odalarımızda yaşama zamanındayız.

Dalay Lama

Filozoflar bu konuda nasıl düşünmüşler?

1724 -1804 yıllarında yaşamış olan Alman filozof Immanuel Kant'a göre: Eskiden insanların ahlakı algılayışı, kendi anlayışlarına ya da evrensel bir anlayışa göre değil de, hükümdarın, yani ilahi gücün, emirleri olarak görüyordu. Kant bu düzeyi "hamlık" şeklinde dile getirmiştir. Kurtuluş ise olgunlaşmaktır. Farklı insanların, farklı dinlere inandığı durumda pek çok ahlaki değerlerin değiştiğini görebiliriz. Kimi için kutsal olan şarap, başkaları için günah, kimi için lezzetli bir yemek yapılabilecek bir dana, diğerleri için kutsal bir dokunulmazlıktır. Kant’a göre olgunlaşma, bir dinin ya da kralın söylediğinden çok kendini bulmak ile olur. Özetle, Kant yukarıda anlatılanların bir bakış açısı sorunu olduğunu dile getirmiştir. Kısacası, belli bir bakış açısının sınırları içerisine kısılıp kalırsak, o bakış açısının aksaklıkları içinden çıkılmaz bir durum oluşturabilir. Oysa, kördüğüm olmuş gibi görülen mesele, başka bir bakış açısı ile yaklaşıldığında daha kolay anlaşılabilir.


Son derece zeki biri olan merhum Cumhurbaşkanı ve politikacı Süleyman Demirel benzer bir yorumu halk dili ile ifade etmiştir. Demirel, "Meseleleri mesele etmezseniz, ortada mesele kalmaz" demiştir.

Milattan önce 495 - 406 yıllarında eski Yunan medeniyetinde yaşamış olan düşünür Sophokles, "Bozulduğu zaman insandan daha korkunç bir yaratık yoktur." görüşünü dile getirmiştir. Geçen iki bin beş yüz yıla rağmen geçerliliğini koruyan bu görüş belki de daha binlerce yıl geçerliliğini koruyacaktır.

Bu durum yapısal olmalıdır. Yapısal olan bir durumu değiştirmek için; durumun bilincinde olmak gereklidir. Farkında olmadığımız bir durumu değiştirmek de mümkün değildir. Bu durumda insan, içinde bulunduğu cehennemden ancak kendini tanıyarak ve mevcut durumunu değiştirerek kurtulabilir.

İçinde yaşadığı cehennemden kurtuluş için çareyi gösteren bir düşünceyi, 1856 -1950 yılları arasında yaşamış olan, İrlandalı yazar George Bernard Shaw dile getirmiştir. "Yalancının cezası kimsenin kendine inanmayışı değil, kendisinin kimseye inanmamasıdır." Söz konusu olan durum, içinden çıkılması çok kolay olsa da, ancak farkında olarak kurtulunması mümkün bir durumdur. Aslında, biraz düşünürseniz, bundan güzel cehennem olamayacağını anlarsınız. Atacağınız bir küçük adım ile içinden çıkılabilecek olan durum içinde hapsolmak en büyük cezadır. Üstelik mahkum da, hakim de, savcı da ve hatta gardiyan da sizsiniz.

1694 - 1778 yılları arasında Fransa'da yaşamış olan yazar ve filozof François Marie Arouet ya da bildiğimiz adı ile Voltaire, "İnsan hiç de kötü yaratılmamıştır; ama hastalandığı gibi kötüleşir de..." diye düşünmüştür. Belki de, içinde iyilik ve kötülüğü bir arada tutan insanın bunlardan hangisini ortaya çıkartacağı, onun yapısına ve çevresel şartlarına düşündüğümüzden çok daha fazla bağlıdır.

İyi ve kötü, birbirinden o kadar ayrı ve farklı değildir. Bu iki kavram, bir bütünün ayrılmaz parçaları olabilir.

Her Sorunu Cevabı

İyi olmak biraz da yapımızda vardır. Aynen kötü olmak gibi. Doğamız gereği iş, açlığımızı gidermeye kaldığında, canını aldığımız bir başka varlığın da, bir ailesi, çocukları olduğu, yaşamaktan duyduğu derin mutluluk, aklımıza bile gelmez. O varlık, masamıza gelen bir dilim etten başka bir şey değildir. Onun, bir zamanlar yaşadığı, kırlarda hoplayıp, zıpladığı, yeni bireyler dünyaya getirip, onlara karşı sevgi ve bağlılık duyduğu, aklımıza bile gelmez. Sadece, sevdiğimiz kadar pişip, pişmediği ve ne kadar lezzetli olduğudur aklımızdaki. Diğer hayvanlar da, insandan farklı değildir. İhtiyaçları olan besinleri, doğrudan topraktan alamayan canlıların hayatta kalmak için bir başka canlı formunun bedenini alıp, onu yemekten başka bir şansı yoktur. Bunu yaparken iyi ya da kötü bir şey yapmamakta, sadece hayatta kalarak yeni nesiller yetiştirmektedir. Durum, maddeye dönüşmüş olan enerjinin farklı bedenlerde var olması ve küllerinden yeniden ortaya çıkmasıdır. Şirin ev kedinizin size duyduğu sevgi ve yanınızda mutluluktan hoş sesler çıkartıyor olması da, pencerenin dışında gördüğü kuşları yakalayıp yemek istemesi de, doğasından gelir. İnsanın doğası da çok farklı değildir. Ancak insan, kimi zaman doğasına karşı gelebilir. Farklı olan, insanın bunları düşünüp, değiştirebilir ve sonuçları paylaşabilir olmasındadır. Ancak bu bile, aslında maddeye dönüşmüş enerjinin bilinç kazanma yolculuğundan başka bir şey değildir. Mutlak tekillik halinden, bilinçli bir canlıya dönüşmüş olan madde, önce enerji, sonra yeniden madde, sonra bir yaşam formu ve bilebildiğimiz halimizle kendinin farkında olan bilinçli bir yaşam formu olarak, kendini anlama ve bilme yolculuğuna çıkmıştır. Bir sonraki düzeyin ne olacağını tahmin etmek bile mümkün görünmemektedir. Zaten bunun, bu düzeydeki bir durum için bir önemi de yoktur.

Cenneti yaşarken bulabilirsiniz. Belki de düşündüğünüzden çok daha yakındadır. Belki de zaten yanınızda taşıyorsunuzdur. Tıpkı cehennemi de yanınızda taşıdığınız gibi.

Yaşam ve var oluş yolculuğunun size ayrılan kısmında iyi ve mutlu yaşama şansınızın olmasını dilerim.

11 Ekim 2019 Cuma

Gerçek Algımız Güvenilir mi?

Algıladığımız dış dünya beynimizin duyu organlarından aldığı verilerle yeniden oluşturduğu bir tür canlandırma. 

Dış dünyanın simülasyonunu izleyip, tepkilerimizi ve hareket yöntemimizi belirliyoruz.
Örneğin gözlerimiz bir görüntüyü optik olarak sinirlere ulaştırıyor. Bu görüntü küçük elektrik sinyalleri olarak beyne iletiliyor. Beynin pek çok bölgesi görme için belli işlevlere sahip. Refleks gerektiren bir durum söz konusu ise ani kaçınmayı gerektirecek kadar bilgi hızla işlenip, kaçınma refleksi için bilgi anında değerlendiriliyor. Hızla gelen bir sinek ya da taş karşısında ani bir kaçış ya da göz kapağını kapatma gibi. Ancak daha detaylı bir görüş için daha gelişmiş bir algılama prosedürü başka beyin bölgelerinde gerçekleşir. 57-70 metre uzaklıktan bir tanıdığımızı görüp, kim olduğunu çıkartmak düşündüğünüzden daha karmaşık olabilir. Sadece gördüğünüz görüntüyü algılamak yetmez, beyniniz anılardaki görüntüler ile karşılaştırıp, bir tanıma işlemi gerçekleştirir. Bu günümüzde bilgisayar sistemlerinin gerçekleştirdiği yüz tanıma işleminden daha karışıktır. Zira tanıdığınızı arkadan, kafa yapısından, saçının görünümünden, boyundan, yürüyüş şeklinden (örneğin aksamasından), giysilerinden karma bir şekilde algılayıp tanıyabiliriz. Tabi yanılma payı her zaman var :)
Peki, gözün retina bölgesine düşen, dış dünyanın ters görüntüsü nasıl olup da düzelir? Gözlerin kör noktaları olsa da bu her iki gözden alınan verilerin işlenmesi ile tamamlanır ve eksiksiz bir görme sağlanır. Yine hızla yaklaşan bir aracın yaklaşık ne sürede sizin bulunduğunuz yere ulaşabileceğini anlayabiliriz. Bütün bu karmaşık işlemleri nasıl olup da son derece kısa bir sürede gerçekleştirebiliyoruz? Bu sinir bilimin ilgilendiği bir alan. Tam olarak nasıl olduğu konusu hakkında kesin bir cevap yok. Ancak beynin 30 kadar bölgesinin bu işle ilgili olduğu düşünülüyor. Aynı zamanda dış dünyanın gözlerimizin retinasına düşüp bu bilgiyi algılayan hücrelerin kendi algıladıkları veriyi beyne iletmeleri bu bilginin bir görüntü olarak işlenip yeniden oluşturulması sırasında bir miktar zaman geçiyor. Oysa gözünüze doğru yaklaşan bir sinek fark edildiği anda beyin kısayolları kullanarak göz kapağını anında kapatıyor (tamam, genellikle gözümüze kaçıyor o gariban sinekler ama bazen de işe yarıyor ve hem sinek hem de gözümüz kurtulabiliyor). Bu kısım kısa süreli bir etki tepki durumu. Oysa iki gözümüzden gelen 3 boyutlu algılanan ve beynimizin kim bilir hangi bölgelerinin birlikte çalışmasıyla yeniden oluşturulan dış dünya görüntüsü bir miktar gecikme ile algılanmış oluyor. Oysa refleks ile değil de sıradan hayatımızı sürdürürken yaptıklarımız bu tür gecikmelere tahammül edemez. Örneğin kahvenizi almak için uzandığınızda beyniniz bahsettiğim simülasyonu mili saniyelik gecikmelerle bile yapsa kahveye uzanırken çarpıp dökebilirsiniz (tamam kazara ben de arada çarpıp döküyorum ama bu genele yayılamaz, endişe etmeyin).

sakarlık

Beynimizin görüntüyü anlayabilmek ve değerlendirmek için yeniden oluştururken bir miktar geciktiği ancak, hayatta kalmaya çalışan bir organizmanın böyle bir gecikmeden ölümcül olarak etkilenebileceği düşünülebilir. Zira sadece insan beyninden söz etmiyoruz burada. Bizimle birlikte evrim geçirmiş tüm canlıların beyinlerinde benzeri mekanizmalar bulunabilir. Görüntüyü yeniden yaratacağım derken, meydana gelen bir gecikme tonla aksaklığa sebep olabilir. Kimi bilim insanları bu durumun beyinde bir tür zaman makinesi ile çözüldüğünü öne sürmektedirler. Öyle bir telafi mekanizması düşünün ki, beyin yaklaşan trenin yanınıza ulaşması için gereken zamanı tam olarak hesaplasın ve aynı anda gecikme nedeniyle olduğu yerden daha geride bulunan tren görüntüsünü tam olarak o anda gerçekten bulunduğu yerde oluştursun. Bilim insanları bu durumu çözdüklerinde beynimizin çalışma mekanizmasını daha iyi anlayacağız. Olanın bitenin beynimizde yeniden canlandırılması ise son derece ilginç ve çekici. Gerçeği olduğu gibi mi algılıyoruz sorusunu gündeme getiriyor.
Hep göz ve görme üzerinden örnekler vermiş olsam da, tüm duyu organlarımızın benzer şekilde aldığı sinyalleri beyne ilettikleri ve bu sinyallerden yola çıkan beynin dış dünyayı algılamak ve simülasyonunu oluşturmak için bu sinyalleri kullandığı düşünülebilir.

Gerçeği yeniden oluşturmak ve onu algılayabilmek için yeniden yaratmak nasıl bir şey?

Tıpkı uzaktan kumandalı bir dronu kameradan gelen görüntülere bakarak uçurmak gibi. Orada dronun içinde olmamakla birlikte oradaymış gibi tepkiler verebiliyoruz. Adeta, bilincimiz o dronla birlikte vücudumuzdan uzaklara taşınmış oluyor.
Belki de bu, gerçek anlamda bir vücut dışı deneyim olarak nitelendirilebilir. Astral seyahat gibi değil üstelik, biraz eğitimle herkes bir dronla vücudunun dışında bir yerlere uçabilir.

Asıl dikkat çekmek istediğim şu: Eğer beynimiz dış dünyayı algılayıp, yeniden bir simülasyon oluşturup, dış dünyanın karmaşıklığını daha anlaşılır kılıyorsa, hakikat dediğimiz şey de gerçeğin kendisi değil de aslında bir tür simülasyonu olacaktır.
Tüm beyinler aşağı yukarı birbirine benzediği için simülasyonların da birbirine benzeyeceğini öngörebiliriz. Ancak yine de küçük yorum farklarının olması beklenebilir. Bu nedenle hakikat için objektif bir anlayış geliştirmek mümkün olmayabilir.


Akıl Hastalıkları

Gerçekler ile bağlantının kopması gibi sonuçları olan kimi akıl hastalıkları bu yaklaşımla daha kolay anlaşılabilir. Dış dünya algısı eğer bir tür simülasyon ve yorumsa bu işlemler sırasında beynin bir bölümü bozuk olduğu için gerçek algısını yanıltacak bir takım değişikliklere neden olabilir. Kaynağı belli olmayan görüntüler, sesler duymak. Var olmayan kişiler görmek, onlarla iletişim kurmak gibi gerçekte olmayan durumlar hakikatmiş gibi algılanabilir. Çevrenizde bu durumu fark eden birileri bulunmuyorsa ve bir şeyler yapmazlarsa böyle bir durumdan nasıl çıkılabilir?

Belki de bu yüzden bir mutlak hakikat algısı geliştirmek düşündüğümüzden daha zordur.

Peki hakikat nedir?

Bu konuda gerçek ve hakikat'in kelime anlamı olarak birbirini tam örtmediğini düşünen kimi yazarlar vardır. Örneğin bir nesnenin diyelim ki bir kahve kupasının varlığı bir gerçek iken. Onun zihnimizde canlandırdığımız (yukarıdaki anlatımla bağlantılı olarak simülasyonu) hali ise hakikattir.
-------------------------------
Okumak İçin Güzel Bir Gün!


Mutluluk Saçan Işık: 
Çoğu Bilim Kurgu, Bazıları Sadece Kurgu Hikâyeler isimli kitabımı okumaya ne dersiniz?

Çok sürükleyici ve elinizden bırakamayacağınız bir öykü kitabı.
Sadece Google Kitaplar'da satılıyor.



-------------------------------
Bu düşünceye göre gerçek insan bilincinden bağımsız mutlak olan bir kavramdır. Ancak diğer taraftan insan bilincinden bağımsız olarak gerçeği nasıl kavrayabiliriz ki? Dış dünyadan gelen her türlü bilgi bilincimiz tarafından bir işleme tabi tutulur. Ayrıca bizim var olmamız demek, bilincimizin var olması demektir. Zira varlığımızın ve evrenin varlığının ancak bilincimiz sayesinde fark edebiliriz. Bilincimiz yok olduğunda gerçek maddesel varlığımız hala bulunsa da bilincimizin algıladığı hakikat artık yoktur. Ancak bu durum görelidir. Bizim için hakikat olmayan ama gerçek olarak yerinde duran kahve bardağı başka gözlemcilerin işe dahil olması durumunda her birinin kendi hakikatine dönüşecektir. Dil bilim olarak aynı olan kavramı ifade eden, biri Türkçe, diğeri Arapça kökenli ve aynı anlamlı iki sözcüğü bu şekilde anlam farklılaşmasına tabi tutmak, kavramları açıklamaya çalışırken işi kolaylaştırıyor gibi görünebilir. Ancak en güvenilir bilim insanlarının bu durumu ve algımızın tam olarak nasıl çalıştığını anlamaları ile olabilir. Felsefi açıdan, üçüncü bir kavram belki bilim adamları sayesinde ispatlanabilir. O kavram ise Doğru kavramıdır. "Doğru" var olan bir kahve kupasının hem gerçekte hem de beynimiz tarafından algılanan hali ile birbirinin aynı olmasıdır.

Hakikat hepimiz için aynı şeyi mi ifade eder?

Fredrich Nietzsche İyinin ve Kötünün Ötesinde isimli kitabında "ahlâk filozoflarının pek çoğu, yüreğin süzgecinden geçirilmiş ve soyutlanmış bir arzunun gerekçelendirmesini bize sunarlar. Diğer bir değişle bu filozoflar kişisel olmayan mantıksal akıl yürütmenin işe karıştığı karmaşık analizleri ortaya koyar gibi görünür, fakat en sonunda kendilerinde mevcut olan önyargıların doğru olduğunu göstermeye çalışırlar (*).
Dolayısıyla gerçek olarak tanımlayabileceğimiz örneğin bir erik meyvesini nasıl algıladığımıza ilişkin durum söz konusu olduğunda hakikat durumundaki erik hepimize göre farklı olabilir. Bu hakikat durumu farklı olarak algılansa da onu bir başkası ile paylaştığımızda durum farklılaşabilir. Biz eriğin olgunluğu üzerine yoğunlaşmışken. Bir başkası kabuğunun parlaklığı, bir diğeri ise üzerindeki kurt deliğine dikkatimizi çekebilir. Beyinlerimiz birlikte çalıştığında hakikat algımız bu şekilde değişebilir. Aynı durum soyut kavramlar için de geçerlidir. Üstelik soyut kavramlar gerçeklik gibi gözümüzün önünde de durmaz. Yine de birlikte düşünmek ve araştırmak tek olarak bunu yapmaya çalışmaktan daha zengin sonuçlar verebilir.
Bir kavram karşısında ne kadar çok düşünürsek ve araştırırsak araştıralım, bu durum bir başkasının daha öncekilerden hiç birinin düşünemediği bir hakikate parmak basana kadar sürer.
-----

Benzer yazılarım da ilginizi çekebilir.


Gerçek Bir Simülasyon Mu?

Yaşadığımız Gerçeklik Simülasyon mu?

(*) Nigel Warburton, Felsefeye giriş s.79-80

30 Temmuz 2019 Salı

Kişisel Gelişim Kitapları Kişiyi Geliştirir mi?


Kitapçılar öyle tek ya da iki sıra değil, dizi dizi kitaplıkları ya da koca bir bölümünü Kişisel Gelişim kitaplarına ayırıyorlar. Bu şüphesiz boşuna değil. Konuya çok ilgi gösteren var. Kişisel Gelişim edebiyatı diye bir şey ortaya çıkabilir mi bilmem ama klasik edebiyat şaheserlerinin hiç biri bu kadar ilgi görmezken kişisel gelişim kitapları çok satılıyor. Sanki insanlık tarihi boyunca kişisel gelişim es geçilmiş gibi. Yoksa günümüze kadar gelmiş geçmiş milyarlarca insan boş gelip boş mu gittiler? Zira kişisel gelişim kitapları daha yeni yeni popüler oluyor. Sokrat bir kitap bile yazmadan günümüze ulaşabilmişken geçmişin öğretilerinin orasından burasından tırtıklayıp kişisel gelişim ve evrenin sırrı burada (kombo!) kitapları raflarda! Bu durum, size de biraz garip gelmiyor mu? Ferrari aracınızı fotoğraflayıp, bir online satış sitesine yükleyin, yazıya başlayalım.

Charles Darwin
Animasyon şu adresten alındı.
Kişisel gelişim hakkında zaman zaman yazıyorum. Yazdıklarım genellikle kendi bakış açımdan, birikimlerimin ışığı altında dünyayı yorumlamaktan ibaret. Aslında herkesin yaşadıklarından edindiği deneyimler ve hayat boyu öğrendikleri ile bir kendi yorumu vardır. Ancak herkes bunları yazmıyor. Sokrat bile yazmamış. Onu Platon'un yazdıklarından biliyoruz. Platon da yazmamış olsaydı, Sokrat diye bir filozofun düşüncelerinden haberimiz olmayacaktı. Yazan oldu mu, okuyucusunun da olduğu bir gerçek. Yazı yazmak, okuyan oldukça hayatta kalmaktır. Başkalarının düşüncelerini önemsiyoruz. Bu durum insanın topluluk halinde düşünme eğiliminden kaynaklanıyor. İnsanın hayat hakkında kendine ait bir bakış açısı olsa bile, başkalarının görüşlerine başvurmak karar sürecini hızlandırıyor olmalı. Buradan çıkarak "Evrimin hediyesi, kişisel gelişim kitaplarıdır" deseniz, Charles Darwin bile kahkahalarla gülerdi.

Yine de diğer edebi birikimde olduğu gibi kişisel gelişim kitapları düşünüldüğünde, insanın okuduklarını değerlendirirken sağlam bir akıl süzgecine ihtiyacı var. Zira konuya yoğun ilgi olunca, bu konuda çok kitap bulunuyor. Bu kadar okunacak öteberi varken, "Psikoloji eğitimi veren üniversitelerde neden kişisel gelişim bölümleri bulunmuyor?" diye düşünmeden edemiyorum. Sosyal Medya bir iş alanı haline gelmişken, bunu Kişisel Gelişim alanında görememek garip. Gerçi lise ve üniversite giriş sınavlarına hazırlayan ve adına "dershane" denirse, mevcut yönetimin tercihleri nedeniyle var olması mümkün olmayan yerlerin Kişisel Gelişim Merkezi olarak tabelalar taşıması sayılabilir ama içlerinden üniversitelerin Kişisel Gelişim bölümlerinden mezun olanlar değil, öğretmen yetiştiren bölümlerinden değerli insanlar çalışıyor. İçinizden "Spiritüalizm kişisel gelişim oluyorsa, bu hadi hadi olur" diyenleri duyar gibiyim :)

Hintli bilge (!), tarikat büyüğü Osho bile bu konuda dilimize çevrilmiş pek çok kitap yayınlamış. Toplamda 600'den fazla kitabı varmış (bir insan o kadar çok kitap yazabilir mi?). Osho'nun ABD'den atılması ile sonlanmış tarikat macerası, müritleri ile girdiği cinsel ilişkiler falan internette kısa bir arama ile kolayca bulabileceğiniz belgesellerde, makalelerde anlatıldı. Okumanızı ve izlemenizi öneririm. En azından bir arkadaşınız Instagram ya da Facebook'tan en sıkı düşünürlere taş çıkartacak etkide özlü bir sözünü paylaşırsa aklınıza gelsin. "Ne yazmış bu adam?" diye merak ederseniz şu linkten dilimize çevrilmiş bazı kitaplarına bulabilirsiniz. Bizde de böyle birileri kolayca bulunabilir. İçlerinde pek çok konuda kitaplar yazmış olanlar da var. Aslında kendi kafalarında yarattıkları tanrı, insan, hayat projeksiyonuna göre bir yaklaşımı aktarmaya çalışmışlar. Bu guru, şeyh ya da dervişler kendilerine başvurarak nasıl yaşamaları gerektiğini soran kişilere bir cevap veriyorlar. Aslında gerçekte bu cevaba sahip olup, olmadıkları hakkında içlerinden kimilerinin de bir fikri yok. Ancak, her sorunun cevabını biliyormuş gibi kolayca ahkam kesmekten de kendilerini alamıyorlar. Dinleyen ve okuyan olunca, bu işin şehvetine kapılıyor olmalılar. Osho, yalın şekilde dile getirilse, karşı çıkacağımız kavramları o kadar güzel süsleyip paketliyor ki, okuduktan sonra sevgi kelebeğine dönüşüp, çiçekten çiçeğe konmak geliyor içinizden. Amerika deneyiminde seks kölesi haline getirdiği, paralarını ellerinden aldığı müritlerini duymadıysanız, kitapları harika öneriler ve tanımlamalarla hayata bakış açınızı değiştirebilir. Garip ama onun kitaplarını da kişisel gelişim raflarında bulabilirsiniz. Şimdi içinizden "Ne yani felsefe bölümünde mi olacaktı?" diye soranları duyar gibiyim (ya da sadece kafamdan uyduruyorum). :)

Kişisel Gelişim alanı harika. Eğitiminiz, birikiminiz ne olursa olsun, bu konuda yazmanız için hiç bir engel yok. Bir birikiminiz olmasa da, "pozitif düşünün, stresten uzak durun, düzgün beslenin, spor yapın" gibi önerileri bir araya getirebiliyor ve araya yaşadıklarınızdan serpiştirip, 200 sayfa kadar bunları yazabiliyorsanız, anlatım gücünüze göre, iyi bir kişisel gelişim yazarı olabilirsiniz. Hatta eğer Tıp doktoru olup, ilgisiz bir alanda uzmanlığınız varsa, beslenme ve kişisel gelişim üzerine yazdıklarınız kolayca geniş kitleler tarafından günlük gazetelerde ilgi görebilir. "İnternet varken, kim gazete okur?" diye şaşırmayın. Amiral gemisi diye nitelenen kimi gazetelerin hala 30-40 bin tirajları var).

Adam Savage, Jamie Hyneman
fotoğraf şu adresten alındı
Dünya yüzeyine yayılmış inanç sistemleri, ezoterik öğretilerin yaklaşımları, kimi majik uygulamalar ve felsefi akımların yerine göre kullanılıp, bir kitap harcı oluşturulursa başarılı bir satış rakamına ulaşılabilir. Secret böyle bir kitap. Tam olarak kişisel gelişim kitabı sayılmaz ama pozitif düşünceye çok önem veren biri haline gelmenize yardım edebilir. Özetle, "Evrenden isteyin versin", "kimse için kötü düşünmeyin" gibi önerileri var. Pratikte sadece isteyerek trafik lambalarını kırmızıdan yeşile çevirerek işe başlayın gibi "MythBusters" için güzel bir bölüm konusu olabilecek örnekleri de var (ne yazık ki dizi 14 sezondan sonra iptal edildi). Bir kavşakta "Diğer yönde benzer bir şeyi aynı anda deneyen birisi daha varsa ne olacak?" gibi bir bilimsel sorgulama keyifli olabilir.

Kişisel gelişim satıyor. Konuyu daha fazla uzatmaya gerek yok. Herkes kişisel gelişim konusunda başkaları ne biliyor diye merak ediyor. Ancak bu bilgileri akıl süzgecinden geçirmek konusunda ciddi problemler var. Zira insanlar her konuyu biliyor gibi görünseler de bildiğimiz fazla bir şey yok. O kadar çok bilgi var ki bir kişinin bunların tamamını bilmesine imkan yok. Bir uzay yolculuğu projesinde binlerce kişi çalışıyor. Bunlardan en bilgili mühendisi alıp, bir uzay aracını tek başına yapmasını isteseniz, bunu gerçekleştirmesi mümkün değildir. Aynısı, elinizde hiç bir malzemesi olmadan üretmek söz konusu olduğunda bisiklet için de geçerli. İnsanlık birlikte bir uygarlık oluşturmuş durumda. Herkes işin bir ucunu tuttuğundan bir bütün halinde bilgiyi kullanabiliyoruz. Dev bir beyinin küçük parçaları gibiyiz. Bir kişinin kişisel gelişim, hayat, inanç gibi konularda her şeyi bilmesi de mümkün değil. Ama bunu yapabildiğini düşündüğümüz biri olduğunda kolayca illüzyona kapılabiliyoruz. İşte tehlike burada!

İşin özü, hayat uzun ve zorlu bir yolculuk. Daha iyi biri olmak için kendinizi son anınıza kadar eğitip düzeltebilirsiniz. Ayrıca hayat zorlukları, onları aştıkça güçlenmeye yarayan faydalı deneyimlerdir. Eşinizle, dostunuzla sorunlarınız olabilir. Bunları aşmak için kişisel gelişim kitapları okuyabilirsiniz ama bunun yanında konuşmak, birbirini dinlemek müthiş etkili olabilir. Üstesinden gelemediğiniz durumlar için de profesyonel yardım almak da iyi bir seçenektir. Dünyada bunalıma veya çıkmaza giren ilk insan siz değilsiniz. Tabi yine de kitap okumak iyidir, farklı bakış açıları ister istemez size bir şeyler katar. Ancak tek kitap ile de yetinmeyin! Başka kitaplar da okuyun. Ne kadar okursanız o kadar farklı görüş ile tanışırsınız. Yeter ki, her okuduğunuzu içselleştirirken, akıl süzgecinizden geçirin.

Sağlıcakla kalın.

15 Haziran 2019 Cumartesi

10 Maddede 10 Madde

1- İnsanlar  uzun yazılar okumak yerine maddeler halinde hap listeleri daha çok okuyorlar.
Bu nedenle, uzun bir yazı yazmak yerine, maddelere ayırıp, yazıyı sunmak, bir yazıyı daha çok okutuyor.

2- Özellikle, kişisel gelişime yönelik motivasyon (dolduruş) yazıları söz konusu olduğunda, maddelere ayırmak çok okunur olması için altın formül gibidir. İnsanlar bir liste okuyarak, kişisel gelişimlerine muhteşem bir katkı yapabileceklerini varsayıyorlar.
Bir yazı ya da bir kitap okuyarak gelişmeye çalışmak iyimser bir yaklaşımdır. Başlangıç için bu durum umut vericidir. İnsan, ancak geliştikçe, ne kadar az şey bildiğinin farkına varabilir. Bu nedenle her gün yeni bir şeyler öğrenmek için çaba gösterilebilir.

3- Genellikle 10 madde ile yola çıkmak iyidir. Bir yazı yazmaya başladığınızda, bu yazıyı maddelere ayırıp, toplamda kaç madde oluşturabileceğinizi bilemezsiniz. Ancak her konuda olduğu gibi bir hedef koymak iyidir. Siz, on ile başlayın, sonunda sekiz olur, on iki olur, en kötüsü başlığındaki sayıyı değiştirirsiniz.

4- Maddeler halinde yazılan yazılar çok akılda kalıcı olacaklar diye farz edebilirsiniz. Bir yerlerde okumuştum, insan okuduklarının en çok %20'sini hatırlayabilir. Belki de %10'uydu. Hatırlayamıyorum. 😊 Ancak yüzdeler ile yazmak veya konuşmak, sizi dinleyen ya da okuyanlara çok bilimsel gerçekliklerden bahsediyormuş gibi bir his verir. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken, bir bütünün parçalarını yüzdeler halinde ifade ederken, toplamda yüzde yüzü geçmemek gerektiğidir. Genelde insanlar o anda pek hesap etmeseler de içlerinden biri çıkıp, ifadenizin toplam yüzdesinin tutarsız olduğunu yüzünüze vurabilir.

5- Kendinizi geliştirmek için pek çok şey yapabilirsiniz. Ancak öncelikle ne konuda yeteneğinizin olduğunu bilmeniz gerekir. Bir müzik aleti çalmak konusunda yeteneğiniz olabilir. Ancak bunu bilebilmek için öncelikle bir müzik aleti denemeniz gerekir. Alışveriş merkezlerinde genelikle teknoloji ya da oyuncak reyonlarında, eğer şansınız varsa çalışan bir elektrikli org bulabilirsiniz. Böyle yerler, genellikle kakofoni üstatlarının yeteneklerini sergilediği umuma açık sahnelerdir. Siz de yeteneğinizi bu şekilde deneyebilirsiniz. Aslına bakarsanız, çok genç yaşlarda başlanılmadığı taktirde bir müzik enstrümanını iyi şekilde çalmak pek mümkün değildir. Yine de belli, olmaz tabi.

6- Müzik konusunda yeteneğiniz yoksa, üzülmeyin. Başka şeyler de deneyebilirsiniz. Mesela, yabancı dil öğrenmek kafanızı fazlasıyla çalıştırabilir. Yine nerede olduğunu hatırlamamakla birlikte, bir yerde okuduğuma göre, her yeni dil öğrenildiğinde beynimizin daha önce boş boş duran bir bölgesinde canlılık oluyormuş. 90'lı yaşlarında bir tanıdığım var. En son 4. dilini öğrenmişti. Geçenlerde bana, artık o dildeki gazeteleri rahatça okuyabildiğini söyledi. Sadece iç geçirdim. Dil konusunda yetenekli sayılmam. Okullarda öğretilen hali ile 8 sene kadar eğitim alıp, sadece, "Adınız ne?", "Nasılsınız? Ben iyiyim. Siz nasılsınız? (How are you? Fine thanks and you?)" şeklinde cümleler kurabiliyordum. Kablo TV ülkemize ilk geldiği 80'li yıllarda SKY diye bir yabancı televizyon kanalı, Star Trek Next Generation (Uzay Yolu Sonraki Nesil) dizi filmlerini oynatıyordu. Eski bir Uzay Yolu hayranı olduğumdan, kısa sürede yayınlandığı zamanlarda dizi filmin başından ayrılamaz hale geldim. Ufak bir sorun vardı. Dizi İngilizce yayınlanıyordu. Yine de görselliğin de yardımı ile zamanla daha da iyileşen bir İngilizce anlama artışı yaşadım. Neyse ki, dizi yeterince uzundu da sonlara doğru çok daha iyi İngilizce anlar hale gelebildim. O dönemde telsiz merakım da gelişiyordu. 80'li yılların iletişim harikası 27 Mhz halk bandı telsizden zaman zaman yurt dışından kişilerle konuşma imkanım oldu. Genellikle İtalyanlar ile kafa göz yararak yarı İngilizce, yarı İtalyanca konuşmalar yapmak, konuşmamı da ilerletti. Üzerine Amatör Telsiz lisansı alıp da, o işin meraklıları ile de görüşmeler yapmaya başlayınca konuşmam daha da ilerledi. Star Trek etkisi ile aksanım da Amerikan aksanına yakın olduğundan, sonradan gittiğim dil kurslarında yabancı uyruklu dil hocalarını da şaşırttım. Sonuç itibarıyla, uzun bir süreçten sonra yeteneksiz de olsam ikinci bir dil öğrendim.
Yeni bir dil öğrenme konusunda akla zarar öneriler de duydum. Bunlardan en değişiği  "Dil dile değmeli ki öğrenesin Arapçayı" şeklindeydi. Arapça konuşulan bir memlekette bir yıldan fazla kalmama rağmen, bir iki kelime dışında bir şey öğrenemedim.

7- Kişisel gelişim için bir yöntem ararken, "Kişisel Gelişim Kursu" denilen yerlere gitmek fikri mantıklı gelebilir. Benden duymamış olun ama o yerler, eskiden dershane olarak bildiğiniz adları ve nitelikleri zırt pırt değişen orta ve lise öğrencilerini lise ve üniversite giriş sınavlarına hazırlayan yerler.

8- Kitap okuyun. Ufkunuz açılır. Biliyorum, şimdi "Aman, kim tonla yazı okuyacak? Sekizinci maddeye geldim, bu kadarcık yazı bile sıktı." diye geçiriyorsunuz içinizden. Ne yazık ki kitap okumak insanlık mirasının önemli bir parçasından haberdar olabilmek için yapılabilecek en kestirme yol. Bir kitapçıya girin ve hoşunuza giden bir şeyleri alın okuyun. Hafif bir şeylerden başlayabilirsiniz. Resimli roman gibi. Hatta kişisel gelişim kitapları bile okuyabilirsiniz. En az her yıl iş yerinize gelerek "eğitim" adı altında size çeşitli oyunlar oynatıp, motive edici sözler söyleyen mentorlar kadar işe yaramaz öneriler getirseler de, okumadan bunu bilemezsiniz.

9- Bir bilgiyi parçalarına ayırıp, bir sistematiğe sokmak onu daha kolay anlaşılır kılar. Böylece gerçek hayatta ne işinize yarayacağını bilmediğiniz pek çok bilgi size belletilmiş olur. Doğal olarak bunları ne kadar iyi bellediğiniz size sınavlarda sorulduğunda, aynı şekilde maddeler halinde yazıp, konuyu ne kadar iyi öğrenmiş olduğunuzu gösterip, notunuzu alırsınız. Kısa bir süre içerisinde bu bilgilerin neredeyse tamamına yakınını unutursunuz ama olsun. Eğitim sistemi ancak bu şekilde ölçme ve değerlendirme yapabildiğinden, tonla bilgi beyninize adeta akıtılır. Bir işe girdiğinizde ise aldığınız bu eğitim formasyonu, neredeyse tamamıyla yeniden siz işi iyi ve olması gerektiği şekilde yapmayı öğrenene kadar size kazandırılır. Modern zamanlarda her yeni işinizde yeniden bir öğrenim sürecinden geçmek için her beş yılda bir yeni bir mesleği öğrenmeniz gerekeceğinden bol bol gelişeceksiniz. Bunu ne kadar iyi yaparsanız, o kadar başarılı olursunuz.

10- "Stresten uzak durun!" Yazması kolay ama insanın yapısı strese meyillidir. Modern yaşam ve insan ilişkileri üzerinize gelirken, stresten uzak durmak o kadar da kolay değildir. Bu konuda öncelikle kendinizi tanımak gereklidir. Nelerin size sıkıntı verdiği ve nedenleri üzerine profesyonel yardım almak ve ikinci bir bakış açısı kimi zaman dertlerinizi aşmak için bir yöntem olabilir. En güzeli, kafanızı sıkıntı veren meselelere takmamak için dikkatinizi zaman zaman başka bir konuya vermek olabilir. Eve geldiğinizde uğraşacağınız bir hobi. Kitaplar, belgesel filmler işe yarayabilir.

İşte, böylece bir on maddenin daha sonuna gelmiş olduk. Sağlıcakla ve mutlu kalın.

----------------------
Okumak zor gelir diyenler aşağıdaki videodan dinleyebilir.



--------------------------------------------------------------------
Okumak İçin Güzel Bir Gün!
Mutluluk Saçan Işık: Çoğu Bilim Kurgu, Bazıları Sadece Kurgu Hikâyeler isimli kitabımı okumaya ne dersiniz?
Ben yazdım diye söylemiyorum çok sürükleyici ve elinizden bırakamayacağınız bir öykü kitabı.
Sadece Google Kitaplar'da satılıyor.


10 Haziran 2019 Pazartesi

Google'ın Reklam İzletme Yöntemleri


Televizyonda reklam izlemeyi çok özel durumlar yoksa hiç sevmem. Televizyonda izlediğim her ne ise araya reklam girdiğinde ya hemen kanal değiştiririm ya da başka bir işle ilgilenirim. Kimsenin reklam izlemekten keyif aldığını da düşünmüyorum. Reklamcıların bu nedenle işi zor. İzlenebilir reklamlar üretmek zorundalar. Ne yapsalar da kendilerini bir cenderenin içerisine sıkışmış gibi hissediyor olmalılar. Çok da temiz insanlar olmadıkları için çok acımayacağım kendilerine. Örneğin ürünleri gereksiz abartışları, aslında öyle olmayan şeyleri çok çekici göstermeleri gibi detaylar rahatsız edicidir. Örneğin gerçek dünyada hiç bir zaman reklamlarda göründüğü kadar çekici bir hamburger, pizzaya ya da kırışmamış, açıldığında ağzı yırtılmayan bir cips paketine rastlayamazsınız. Elbiseler biz giydiğimizde bir mankenin üzerinde durduğu gibi durmazlar.


İnternet reklamları da çok farklı değiller. Okuduğunuz bir gazete, zaman öldürdüğünüz sosyal medya siteleri olmadık yerlere reklamlar yerleştirip, gelir elde etmeye çalışırlar. Google bile kendisini büyük bir reklam firması olarak tanımlamamış mıydı? Gerçi reklam önleme yazılımları araya girip bizi bu tür reklamları görmekten kurtarır. Doğal olarak, İnternet sitelerinde yayınlanan reklamlar reklam engelleyiciler yüzünden eskisi kadar çok gelir getiremiyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de blogumda bu tür reklamlar yayınlıyorum ve gelirleri son derece sınırlı kalıyor. Ama kimseyi suçlamaya hakkım yok, onlar da benim gibi reklam görmekten nefret ediyor olmalılar.

Yine de Google reklam izletmek için yeni yöntemler bulabiliyor. Ben de böyle bir reklam bombardımanına maruz kaldım geçenlerde. 50'li yaşlardaki bir insan olduğumdan biraz da oyun oynama konusunda oldukça beceriksiz olduğumdan pek oyun oynamam. O nedenle oyunlara para vermeyi de sevmem. Ancak para vermediğimiz oyunlar bize para harcatmak için türlü türlü yöntemler denerler. Mesela oyunda ilerlemek için bir iki yardımcı unsur almamız için bizi zorlarlar. Belli bir seviyeden sonrasına ödeme yapmadan ya da yedek can satın almadan geçemezsiniz.

Google harika bir yöntem bulmuş. Bedava bir oyun. Çeşitli oyunlar var ben şans eseri Connect the Pops! isimli olanı tablete yükledim ve başladım oynamaya. Bir matrisin içinde, üzerinde sayılar yazan yuvarlakları birleştiriyorsunuz. Sayıları 2'ye katlanıyor. Gayet basit bir oyun. En az 2,5 saat oynadım. Hem de hiç yanmadan! Çok çabuk ve kolay seviye atlıyorsunuz. Her seviye geçtiğinizde iki adet reklam gösteriyor. Reklamları belli bir süre izlemeden geçemiyorsunuz. Tablette reklamı kapatayım derken, bir kolayca yanlışlıkla reklama tıklayabilliyorsunuz! Neyse bu oyunun verdiği keyifi düşündüğünüzden o anda bir sorun olarak görünmüyor. İnsan bu kadar kolay da olsa kazanmanın verdiği hafifliğe kapılıyor. Eminim beynimdeki keyif ve ödüllendirme merkezleri gecenin bir saatinde hormon salgılamada tavan yaptılar. Normalde 10:00-11:00 gibi uyurum. Bir ara saate baktım 00:55 olmuştu. İzlediğim 150-200 reklama hayret edip, oyunu bıraktım. Google'ı bir kez daha takdir ettim. Benim gibi reklamdan nefret eden, oyun konusunda da çok beceriksiz birine saatlerce oyun oynatıp, tonla reklam izletmişlerdi.

Diğer yandan reklamların yanlışlıkla tıkladıklarım hariç, hiç birine tıklamamam ve hiç bir önerilen oyunu yüklememem göze alındığında, Google'ın bu yöntemlerinin çok da başarılı olmadığı söylenebilir. Yine de Google gösterim nedeniyle bir miktar kazanç elde etmiş oldu.

Bir kitap yazdım. Onu da Facebook ve Instagram gibi mecralarda tanıtıp, biraz satayım istedim. Sonuç hüsran tabi :)) Geriye dönüşün neredeyse 250'ye bir falan olduğu deneyimlerdi. Böylece sanırım izlemeyi sevmediğim reklamların lanetine uğramış oldum. Bu da bana bir süre yetecektir :)

Reklamlar olmadan olmuyor. Yine de ben kült haline gelmiş olanlarına bakmayı tercih ediyorum. Zaman zaman Youtube'da eski ya da dünyadan ilginç reklamları izlediğim oluyor. Araya yeni reklamların girmesini engelleyen reklam önleyicilerim iyi ki var.

Esen kalın.

----------------------


Okumak İçin Güzel Bir Gün!
Mutluluk Saçan Işık: Çoğu Bilim Kurgu, Bazıları Sadece Kurgu Hikâyeler isimli kitabımı okumaya ne dersiniz?
Ben yazdım diye söylemiyorum çok sürükleyici ve elinizden bırakamayacağınız bir öykü kitabı.
Sadece Google Kitaplar'da satılıyor.



31 Mayıs 2019 Cuma

On Maddede Sürdürülebilir Başarıya ve Mutluluğa Nasıl Ulaşılır?

1- Başarı ve mutluluk sürdürülebilir olmalı

Başarı diye tanımladığımız olgu nedir? Bir başarıdan söz etmek için öncelikle bir hedef belirlemek gereklidir. Bu sıradan ve genellikle benzerlerimiz ile aynı yaşam koşullarını sağlayacak bir hedef olabilir. Önemli olan, belirlenen bu hedefe vardığınızda daha çok mutlu olup olmayacağınızdır. Örneğin: Bir ev ve bir araba olarak belirlediğiniz nispeten kolayca gerçekleştirilebilecek bir hedefiniz olsun. 20 sene kadar vasat bir işte çalıştığınızda, biraz da tasarruf için zorlanarak bu hedefinize ulaşabilirsiniz. Emekliliğinizde sizi rahat yaşatabilecek olsa da hedefe ulaştığınız andan itibaren mutluluk seviyeniz aynı kalmayacaktır.

Para, mal, mülk sürekli mutluluk getirebilen şeyler değildir. Aldığınız anda kısmen kendinizi iyi hissetseniz de kısa süre sonra bu duruma alışır ve kanıksarsınız. Dünyanın en pahalı ve kaliteli arabasını alsanız da bir süre sonra bu durum sizin için sıradan bir hal alır. Başkaları aracınıza imrenerek baksalar da o araç sizin için sıradan binek bir araçtan farklı değildir. Lamborgini ile meclise gidip gelirsiniz, diğer milletvekilleri ve halk size imrenerek ve bazen de kıskanarak bakabilir, kimileri bu durumu gereksiz bir şatafat olarak değerlendirebilir. Oysa o araç sizin için hiç bir zaman ilk aldığınız gündeki kadar mutluluk veren bir halde değildir. Hatta kasislere girdiğinizde sağ ön amortisörden gelen ses sizi eskisinden daha fazla rahatsız edebilir. 350 beygirlik motoru da sanki eskisi gibi çabuk 100 kilometre hıza çıkmıyormuş gibi gelebilir. İşte bu nedenle başarının hedefine ulaştığınızda, aslında sürdürülebilir mutluluk sağlayabilmek önemlidir.

Peki, salt başarı mutluluk getirir mi? Onu da aşağıdaki maddelerde göreceğiz.

2- Bir Örnek (onaylanma ihtiyacı)

Sosyal medyada geçtiğimiz günlerde bir olay tepki topladı. İstanbul Beşiktaş semtinde bir konser salonunun sahibi, kendisi geldiğinde ayağa kalkmadı gerekçesiyle çalışan bir kadını ve diğer personeli tokatladı. Olay sosyal medyada yayılınca tepki çekti. Benim dikkatimi çeken de aslında malı ve mülkü toplumun büyük kesimi ile karşılaştırıldında gayet bol olan bu kişinin neden mutsuz olduğuydu. Siz ne kadar varlıklı ve diğerlerinden iyi durumda olsanız da çevrenizdekiler bu durumunuzu dikkate almıyor ise, yani sizi takdir etmiyorlarsa mutsuz olabilirsiniz. Sürekli bir teyid mekanizması olmadığında, eğer durumunuzdan mutlu değilseniz, bu durumunuzun daha kötü olduğunu göstermez. Kendinden emin bir kişi etrafındakiler ona ne kadar duyarsız olursa olsun bu durumu önemsemez. Çünkü kendini tanımakta ve sınırlarını, becerilerini bilmektedir. Yani tökezleyip, yere düşse zorlanmadan yeniden ayağa kalkabilir. Çünkü bunu bir kere başarmıştır. Gerekirse yeniden başarabilir. Onay ihtiyacı ise farklıdır. Sürekli olarak saygı gördüğünüzde mutlu olursunuz çünkü, bunun nedeninin zenginliğiniz olduğunu zannedersiniz. Oysa gördüğünüz samimi saygı varsa, nedeni başarılarınız olmalıdır. En küçük bir nedenle elde ettiğiniz zenginliğin kaybetmekten korkuyorsanız, sürekli olarak saygı görmenin bunu önleyebileceği gibi saçma düşüncelere kapılabilirsiniz. Çünkü kaybettiğiniz zenginliği yerine koyamamaktan korkuyor olabilirsiniz. Oysa, kendine güvenen insan, daha önce başardığı işi yine yapabileceğini bildiğinden böyle garip ihtiyaç döngülerinin esiri olmaz. Aksine, çalışanlara kibar ve babacan davranarak kolayca saygı görebileceğini bilir. Kimi zaman ise insan davranışlarının kaygan bir zemin olduğunu bildiğinden böyle şeyleri kafasına hiç takmaz. Sadece işine bakar.

3- Bir başka örnek (dünya başarılı insanlarla dolu)

İlk defa denediğiniz bir işte başarısız olmak normaldir. Normal olmayan, denemekten vazgeçip, o konuda gerçekten başarısız olmaktır. Pek çok denemede başarısız olup, vazgeçmediği için sonuçta hayatta başarılı olmuş kişilerin öyküleri var. Bunlardan sevdiğim biri Alibaba ve Aliexpress'in kurucusu Jack Ma'nın öyküsü.

Ma, 1964 yılında Çin'de doğdu. Ailesi ona Yun Ma adını verdi. Ailesinde ondan başla bir ağabeyi bir de ablası vardı. 12 yaşında doğduğu şehir olan Hangzhou'daki otellerde gelen turistlere parasız rehberlik yapmaya başladı. Tek isteği, çok ilgi duyduğu İngilizceyi öğrenmekti. Sekiz yıl bu işi yapan ve bu arada İngilizce de öğrenen Ma, Avustralyalı bir aileyle mektup arkadaşı oldu ve ailenin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret etti. Ma'nın Çin dışındaki dünyaya ilgi duymasının nedenlerinden biri de büyük ihtimalle bu yolculuktu.

Ma, artık büyümüş, dimağ tokluğuna çalışmanın hafifliğini sürdüremeyecek bir genç olmuştu. Her yere başvurup, iş aradı. Ancak çaldığı tüm kapılar suratına kapanıyordu. Uluslararası Fast Food (çabuk yemek) zincirlerinden ünlü biri olan Kentucky Fired Chicken (KFC) restoranlarından birine başvurdu. Restorana yapılan 24 iş başvurusundan diğer 23'ü işe alındı. İşe alınmayan tek kişi Ma oldu. Ancak bu durum iş arayışını durdurmadı. Okul hayatında da pek başarılı değildi. Sıra Üniversite’ye gelince durum farklı olmadı. Üniversite giriş sınavını da iki kez denedi ama kazanamadı. Tahmin ettiğiniz gibi üniversiteye girmekten de vazgeçmedi. 1988'de Hangzhou Öğretmen Enstitüsü, İngiliz dili bölümünü bitirdi. Daha sonra yerel bir üniversitede öğretmen olarak çalışmaya başladı. Hayatının sonuna kadar, benzer pek çok insanın yaptığı gibi kariyerini öğretmen olarak geçirebilirdi. Ancak bu durum kendisine yeterli gelmemiş olmalı ki, arayışı devam etti.

1995 yılında Çinli firmalara çevirmenlik yapmak için Amerika Birleşik Devletleri'nin kuzey batısındaki Seattle'a gidene kadar bilgisayar ve internete karşı bir ilgisi olmayan Ma, internetin önemini fark ettiğinde internet girişimlerine yöneldi. Ma aralarında China Pages gibi internet sitesi de bulunan, çok başarılı sayılmayacak çeşitli ticari denemeler yaptı. 1999'da 17 arkadaşı ile birlikte Alibaba'yı kurdu. Şirket kısa sürede büyük başarı elde etti. Şirketin başarısının altında ilginç bir gerçek var. Alibaba hiç bir şey üretmiyor! Üretenler ve toptan alanlar arasında aracılık yapıyor.  Alibaba 19 Eylül 2014 tarihinde New York Borsası'nda (NYSE) 24.7 milyar dolarlık halka arz ile tüm zamanların en büyük halka arzını gerçekleştirdi. Günümüzde de başarısı devam ediyor. Başarısızlıklarla dolu bir yaşamın sürdürülebilir başarı ile taçlandığı bir yaşam öyküsü. Üstelik başlangıçta İngilizce öğrenmek gibi gerçekleştirlimesi gayet basit bir başlangıç noktası bulunuyor. Ma'ını sadece bir ev, bir araba almak gibi bir hedefi bulunsaydı, şimdi külüstür bir araca binen, emekli maaşı yetmediği için bulduğu her işte çalışan ve kıt kanaat geçinen sıradan biri olabilirdi. Dünya üzerinde çalışan milyarlarca insan gibi yakaladığı kısmi başarı ile durmayıp sürdürülebilir ve büyük bir başarı öyküsünün kahramanı olan sıradan bir insan Jack Ma. Kaynak: Wikipedia Ma vazgeçmemesi ve tekrar tekrar denemesi, ne olursa olsun yola devam etmesi sayesinde diğer insanlardan ayrılan bir başarıyı elde etmiş. Dahası başarıyı sürdürmeyi becermiş bir kişi. Peki mutlu mu? Bunu bilemiyoruz ama başarı ile mutluluğun kesin bir ilgisi yok.

4- Başarı, mutlu olmak için yeterli mi?

Çok ünlü, milyonların sevdiği, alanlarında çok başarılı olmuş insanlar arasında da başarısız olanları var. 1988 yılında Can Dostum isimli fimdeki en başarılı yardımcı erkek oyuncu rolü ile Oscar alan Robin Williams, Dünya müzik listelerini sarsmış, pek çok fimde başarılı roller almış olan Whitney Huston da başarı kriteri açısından değerlendirildiğinde son derce başarılı insanlar. Ancak mutluluk sözkonusu olduğunda başarının ya da paranın bunu sağlayamadığının örnekleri. Her ikisi de girdikleri depresyon nedeniyle hayatlarını sonlandıran ünlülerden. Demek ki başarı mutlu olmak için yeterli değil. Peki ne yapmalı da mutlu olmalı? Mutlu olmayı istemekten başlamaya ne dersiniz? Gerçekten mutlu olmak istiyor musunuz? Başlangıç için güzel. Ama hayat uzun bir yolculuk. Bir de basit bir formülü yok. Mutluluğun yolunu kendi başınıza bulacaksınız. Yakınlarınızdan ailenizden, arkadaşlarınızdan yardım almak ise mümkün. Ünlü yazar Tolstoy bu konuda: "Mutluluk yaşadığın hayat tarzında değil, hayata bakış tarzındadır". Umarım sizin için de az da olsa ışık tutar.

5- Kaybetmekten korkmayın

Başarı piyango ya da başka bir şans oyunu sonucunda gelmedi ise. Başarı ile elinize geçenleri kaybederseniz onu yeniden elde etmek için ne yapacağınızı biliyorsunuz demektir. O nedenle kaybetmekten korkmak için bir neden yoktur. Tekrar çalışır, yaparsınız.

6- Nasıl mutlu olunur?

Mutluluk bir akıl halidir. Mutlu olmak için çok zengin olmaya gerek yoktur. Elinizdeki mütevazi birikimler ile de mutlu olabilirsiniz. Kimsenin sizi takdir etmesine ya da onaylamasına da ihtiyacınız yoktur. Çabaladınız ve yaptınız. Aynadaki görüntü (içinize dönüp baktığınızı farzediyorum dış görünüş değil. Önemli olan, ne görüyorsanız o da sizi mutlu etmeli) sizi memnun ediyorsa mükemmel. Daha önce başardınız yine yapabilirsiniz. Mutlu olabilmek için de başarıda olduğu gibi aradaki engelleri ortadan kaldırmak gerekli. Tabi yılmadan tekrar tekrar denemek de. Mutluluk ile ilgili olarak en önemlisi onu istemeniz. "Mutlu olmak istiyor muyum?" kendimize bunu sorduğumuz zaman "evet" cevabını veriyorsak, işe öncelikle kendi koyduğumuz engelleri ve takıntıları aradan çıkartarak başlamak gerekir.

Mutluluğun evrensel bir formülü bulunmamakla birlikte elinizdekilerle işe başlamanız güzel olabilir. Güzel bir aileniz varsa, mutlu olabilirsiniz. Yalnızsanız, küçük bir yavru kedi bile mutlu olmanıza yetebilir. Sevgi vermek ve almak beyni seratonin salgılamaya (yani mutlu olmaya) iten eylemlerden biridir. Yardım kuruluşlarında gönüllü çalışmak bile size mutluluğun kapılarını açabilir. Biraz ararsanız, pek çok başka yolunu bulabilirsiniz. Tek kötü yanı mutluluğu sürdürmeniz gerekmesidir. Çünkü bağımlılık yapar.

7- Reddedilmek korkusu

Çoğu zaman kendi engellerimizi kaldırmak mutluluk yolunda ilerlemek için iyi bir yöntemdir. Mesela, reddedilmek korkusu ile pek çok işe girişmemek daha başta mutsuzluk getiren engellerden biridir. Size çok çekici gelen birine yaklaşmak zor gelebilir. Eğer sizi terslerse dünyanın sonu gelecekmiş gibi gelebilir. Oysa bu düşüncelerinizi kafanızdan atıp, onunla tanışıp en azından denemeden bunu bilmenize imkan yoktur. Ayrıca dünyada milyarlarca insan var. Birkaçı sizi reddetse ne olur ki? Geriye milyarlarca insan var. Bir olmazsa, diğeri olur. Denemeden başaramazsınız. Ancak burada da sorun başarılı oldunuz diye, mutlu olmanızın garantili olmamasında. Birlikte mutlu olmak için emek harcamadığınızda mutlulukta da başarısız olmak mümkün. Yine de, tekrar tekrar denemeden mutlu olmaktan vazgeçmemek bizden öncekilerden alabileceğiniz bir ders.

8- Başarısızlık korkusu

Kimse birden bire başarılı olmaz. Emekleyen bir bebek ilk adınlarını atmaya başladığında sıklıkla yere düşer. Şüphesiz canını yakan bu deneyim nedeniyle yürümekten vazgeçmez bebek. Aksi taktirde hayatı boyunca güvenli bir şekilde emeklemesi kaçınılmaz olur. İşte aynı nedenle tekrar tekrar denemek bir işi daha iyi yapmak için en önemli gerekliliktir. Daha iyi öğrendiğiniz bir işi zamanla daha iyi yaparsınız. Ya da hiç bir şekilde ilerleme şansınız olmayan bir işi değiştirip başka bir işte başarılı olana kadar yeniden denemek sonunda başarılı olmanızı sağlayabilir.

9- Başarı ile mutluluk 

Dünya, kendi işini en güzel yapan ve bununla bağlı ya da bağsız olarak mutlu olabilen iyi örneklerle dolu. İlla tüm dünyanın sizi tanıması gerekmiyor. Pekala, yeteri kadar kazanç sağlayabilen bir ayakkabı ustası da çok mutlu olabilir. Çocuklarını üniversitede okutabilir. Mutlu bir yuvası olabilir. Zaten ün ya da para ile mutluluğun sağlıklı bir bağlanısı olduğunu söylemek o kadar da kolay değil.

10- Vazgeçmeyin

Belki en tırt başlık "vazgeçmeyin" oldu. Üstelik yukarılarda da tekrar etmiştim. Ancak ister başarılı olma, ister mutlu olma konusunda verilecek en iyi öğüt vazgeçmemek. Vazgeçtiğinizde her iki hedefe de ulaşmak mümkün olmaz. Bu nedenle umudunuzu yitirmeden çaba gösterin. Ne kadar çabalar ve acılı deneyimlere katlanırsanız o kadar iyisine ulaşabilirsiniz. Kimi siyasetçiler gibi yapın. Başarılı ya da mutlu olmak için yapmanız gerekenleri gerçekleştirirken önünüze aşılmaz gibi engeller çıktığında durun ve soluklanın. İlk fırsatta yeniden deneyin. Bir, ikisinde olmasa da ücüncü ya da dördüncü denemede istediğinizi elde edersiniz. Tabi bunu yaparken yine de siz evrensel etik kurallarına dikkat edin. Sonra hesabını veremeyeceğiniz bir hareketinizin, bir gün tepki alabileceğini unutmayın.

----------------------


Okumak İçin Güzel Bir Gün!
Mutluluk Saçan Işık: Çoğu Bilim Kurgu, Bazıları Sadece Kurgu Hikâyeler isimli kitabımı okumaya ne dersiniz?
Ben yazdım diye söylemiyorum çok sürükleyici ve elinizden bırakamayacağınız bir öykü kitabı.
Sadece Google Kitaplar'da satılıyor.


26 Nisan 2019 Cuma

Bilimsel Düşünce Neden Önemlidir?

İnsanın beyni harikadır. Sadece kendini ve çevresini anlamakla kalmaz. Var olmayan nesneleri, düş ürünü canlıları, yerleri, paralel evrenleri soyut olarak düşünebilir. Dahası soyut kavramları kkendi içinde taklit edebilir (simülasyon). Bunları diğer insanlara aktarabilir. Düşlemek eylemi yaratıcılığın ve yeni teknolojilerin öncülü olmuştur.

Albert Einstein "Yaratıcılık bulaşıcıdır." demiştir. Sadece teorik fizikçi değil, aynı zamanda bir düşünür olduğunu gösteren pek çok düşüncesi günümüze gelmiştir. Bu söz insanların birbirinden daha ilginç fikirler ve ürünler üretebildiğinin göstergelerinden biridir. En basitinden insan, "Başkaları yapabiliyorsa ben neden yapmayayım?" diye sorarak yaratıcı bir akıl durumuna geçebilir. Değişmez yazgıcı, verilenle yetinen, sorgulamayan zihinlerin ise bu zincirleri kırabilecek bir devinime ihtiyaçları var.


Karen Armstrong, Tanrı'nın Tarihi isimli kitabında Yahudilik, Hristiyanlık ve bunlar kadar olmasa da Müslümanlığın kişiselleştirilmiş bir Tanrı düşüncesini geliştirdiklerini söyler ve ekler "... kişilik sahibi bir Tanrı tehlikeli olabilir. Bizi sınırlarımızın dışına çekmek yerine memnuniyetle onlar içinde kalmaya teşvik edebilir, bizi acımasız, katı, kendinden memnun ve "O"nun sanıldığı gibi tarafgir yapabilir". İşte, insanın içinde bulunduğu daireden çıkıp, şeytanla yüzleşmesi gereken yer burasıdır. Ancak bu şekilde, yeni düşünceler, hayaller ve güzel, yeni bir gelecek yaratabilir. Gelişmenin ve yenilikçi düşüncenin ve hayal gücünün önüne hiç bir engel konulmamalıdır.

Interstellar Filmi Kara Delik Sahnesi
Yaratıcılığın güzel yanı; o an için yapılamayacak şeyleri de düşünebilmenin mümkün olmasıdır. Ulaşması, ışık yılları ile ifade edilebilecek mesafelerdeki yıldız sistemlerine gitmek şimdilik mümkün olmayabilir. Ancak bunu yapabildiğimizi düşlemek hiç de imkânsız değildir. "Aman nasılsa gitmek mümkün değil!" diye ucunu bırakmak az da olsa yapılması olası olan bir teknolojiye hiç başlamadan veda etmektir. Hem uygarlık üst üste konulan tuğlaların büyük bir duvarı oluşturması ile buluşların bir biri ardına eklenmesi ile oluşan bir bilgi birikimidir.

Boş verip, üretmeyi ve geliştirmeyi "durdurmak" ile ilgili en güzel örnekleri kendi yakın tarihimizde görebiliriz.
Devrim arabası, Kapattığımız uçak fabrikamız, Aselsan tarafından üretimi durdurulan cep telefonumuz aklıma gelebilen en yakın örnekler. Eğer uçak üretebiliyorsanız bunu geliştirebilirsiniz. Günden güne daha iyisini yapabilirsiniz. Belki ilk üretiminiz düşündüğünüzün çok gerisindedir ama üreticisinizdir. Zamanla rekabet edip, ürünü geliştirip diğer tüketicilere de satarak, araştırma ve geliştirme için ihtiyacınız olan kaynakları da sağlayabilirsiniz. Bunu boş verip, “aman nasıl olsa daha iyisini daha ucuza mal eden var. Onlardan alalım” dediğiniz anda üreticilikten çıkıp, tüketiciye döndüğünüz gibi. Teknoloji mallarını bir kenara bırakın, soğanı bile üretmekten vazgeçince başımıza gelenleri gördük. Raflarda elinizi bile sürmekten çekindiğiniz küflü soğanları satın almaya zorlandığımız 2019 kışını unutmamak lazım.

Bilimsel düşünce araştırmaya ve sorgulamaya dayanır. Hiç bir gerçek kavram yalanlanmaz değildir. Bugün gerçekler olarak önümüzde hazır bulunan ve kabullendiklerimiz bile henüz fark etmediğimiz bazı farklı özellikler taşıyor olabilirler. Bunu fark etmenin yolu araştırmaktan geçer. On ikibin yıl öncesi ile günümüz arasında Dünyanın bize sağladıkları hammaddeler arasında bir fark yoktur. Eğer araştırma ve sorgulama yapmasaydık hala boş vakitlerimizi granit bloklarına şekil vererek geçiriyor olabilirdik. Oysa henüz 100 yıl önceki atalarımızın çok küçük bir kısmının ancak hayal edebilecekleri bir yaşantımız var. En basitinden bu yazıyı ekranda okuyor olmamız bile bunun kanıtı.

Kanıt demişken, bilimsel düşünce bir olguyu ileri sürdüğünüzde bunun kanıtlanabilir olmasını sorgular. Deneyler yinelendiğinde aynı sonuçların alınması gerekir. Üstelik olmuyorsa "yoktur!" diye kestirip atmaz. Konuya bilinmeyen, araştırılan bir konu olarak yaklaşır. Örneğin karşıtlar tarafından durmadan eleştirilen Evrim Kuramı içerisinde eksik ve boşluklar barındırabilir. Ancak bağlantıları fosil kanıtlar ile belgelenmemiş eksik parçalar için araştırmaya devam eder. Bilimsel düşünce insan dimağının çok kısa süren (50-90 yıl kadar) canlılık süresinin bilinen bütün bir evrenin bilgisini kavramakta zorlandığından da haberdardır. Yine de araştırıp geliştirmekten vazgeçmez. Zira bugünkü bilginin binlerce yıllık insanlık tarihinde zorluklarla elde edildiğini ve birikim olduğunu bilir.,


Bilimsel düşünce daha iyi, daha mutlu ve gelişmiş bir Dünya ve insan istiyorsak önemlidir. Aklınıza bir dogmalara boğulmuş mutsuz, huzursuz toplumları getirin. Bir de gelişmiş, mutlu ve huzurlu olanları. Hangisinde yaşamak istersiniz? Bu sorunuzun cevabı, neden bilimsel düşüncenin önemli olduğunun da cevabıdır.

Esen kalın.

----------------------


Okumak İçin Güzel Bir Gün!
Mutluluk Saçan Işık: Çoğu Bilim Kurgu, Bazıları Sadece Kurgu Hikâyeler isimli kitabımı okumaya ne dersiniz?
Ben yazdım diye söylemiyorum çok sürükleyici ve elinizden bırakamayacağınız bir öykü kitabı.
Sadece Google Kitaplar'da satılıyor.
Okumak için tıklayın!

22 Mart 2019 Cuma

Kilo Vermek İçsel Bir Yolculuktur


İnsan orta yaşlarını yaşıyorsa vücut daha kırılgan ve savunmasız oluyor. Gençken kapınızı tıklamayan tonla hastalık tepenizde "Demokles'in Kılıcı" gibi sallanıp duruyor. Hele bir de moral olarak çökmüş ve stresli bir hayat sürüyorsanız durumunuz kötü. Bilimsel çalışmalar erken yaşta emekli olanların daha uzun yaşadıklarını gösteriyor. Özetle, 50 yaşında emekli olan biri ortalama 85 yaşına kadar yaşayabilirken, 65 yaşında emekli olan biri ortalama 66,5 yaşında sizlere ömür oluyor (bkz. ilgili makale).


Sağlıklı olabilmek için kuşkusuz tek gereken erken emeklilik değil. Vücudunuza da olabildiğince iyi bakmanız gerekiyor. Stresten uzak ve kafanızı sizi öldürecek düşüncelerden ve vesveselerden uzak tutabilmek yanında spor ve uygun kiloya sahip olmak da önemli. Örneğin eğer yaşınız, cinsiyetiniz ve boyunuza göre kilonuz fazla ise bu sizi daha kolay hasta olabilir bir hale getirebilir.

Son bir iki ayda biraz kilo verdim. Yaklaşık on kilo kadar. Aslında uzun zamandır kilo vereyim ve zinde kalayım diye çabalayıp duruyordum. Domuz gribine yakalanıp yaklaşık yirmi gün kurtulamayınca iştahım kesildi ve homini gırtlak yemek yemeyince de 4 kilo kadar verdim. Oysa yıllardır yürüyüş yapmama rağmen durmadan kilo almaya devam etmiştim. Böylece biraz kendimi frenleyerek kilo verebileceğimi gördüm ve devam ettim.


Başlıkta espri de yapmış olsam kilo vermek de midede değil, kafada bitiyor. Gece saat onbir gibi "git bir şeyler ye" diyen sesi ikna etmeniz gerekiyor. İşte o kısmı için gerçekten bilge bir yanınızın, "açııııım" diye ağlayan çocuk kısmınıza söz geçirebilmesi gerekli. Pek çok eski öğretinin söylediği gibi "ne arıyorsanız arayın onu kendi içinizde arayın" sözü burada da bir kez daha kendini doğruluyor. Boşuna, hekimden modifiye diyetisyen'lere bakmayın. Onlar da oradan buradan okudukları öteberiyi cilalayıp, satıyor. Ne b.k yerseniz yiğin be! diyen birine ihtiyacınız yok. Yine de mesleğini hakkıyla yapan bir diyetisyenden yardım almanız iyi olur. İyi bir diyetisyen gözetiminde sağlığınızdan kaybetmeden, kilo kaybedersiniz.

Zayıflamanın en kolay yolu az yemek. Harcadığımızdan az kalori aldığınızda, vücut yedekteki birikimleri kullanır. Zayıflarken, vitamin takviyesi yapmak akıllıca olabilir! En önemlisi de 3 ay uğraşıp, zayıfladıktan sonra o kiloları geri almamak için harcadığınız kadar kalori almak. Böylece vücut yağ biriktirip, şişmez. Bunu uzun bir süre kararlılıkla yaparsanız, vücudunuz da ona göre kendini ayarlayıp yavaş yavaş yeniden kilo almaz. Ama yine de her şey size bağlı.

Söylemesi kolay da olsa uygulamak için katı ve kendi kendine söz geçirebilen bilge bir yapınız olması lazım. İşte bu nedenle kilo vermek içsel bir yolculuktur.

------------------------------------------------------
Öykü Kitabım Google Play'de satılıyor!

 Oturup bir kitap yazdım. İçerisinde büyük bölümü bilim kurgu hikayeler var. Tek derdim okuma alışkanlığının düşük olduğu Günümüz Türkiye'sinde hikayelerin gözden kaçıp yok olmaları. Ben bu hikayelere şevkat gösterdim. Siz de okuyun beğeneceksiniz. Teşekkür ederim. Sevgiler. Burçak Çubukçu   




6 Şubat 2019 Çarşamba

indir.com Yurtdışına Açıldı

Türkiye’nin popüler teknoloji sitelerinden biri olan indir.com yurtdışına açıldı. 

2011 yılında Windows programları ile sektöre giriş yapan site daha sonra ihtiyacın artmasıyla birlikte Mac, iOS ve Android içeriklerine de yer vermeye başladı. Böylece yazılım, uygulama ve oyun indirme alanında Türkçe en büyük kaynaklardan biri haline geldi. Güncel teknoloji haberlerini de takip edebildiğiniz site, artık İngilizce de yayın yapmaya başlıyor.

indir.com neler yapar?

İmza İnternet Teknolojileri’ne bağlı olarak yayın hayatına devam sitede bugüne kadar 100,000’den fazla Türkçe içerik üretildi. Bunun yaklaşık 81.000’ini program ve uygulamalar hakkındaki içerikler, geri kalanını ise teknoloji haberleri oluşturuyor. Bir süredir İngilizce yayın yapmak için hazırlık yapan indir, şimdiden 1.000’in üzerinde İngilizce içeriği sahip ve kısa bir zaman içinde bu sayıyı 20,000’e çıkarmayı hedefliyor. Sitenin İngilizce versiyonuna en.indir.com adresinden ulaşılabiliyor.
Hasan Yaşar
Türk Girişimcilere Destek Özellikle Türk girişimcilerin yurtdışına yönelik yazılımlarına ve uygulamalarına öncelik verdiklerini dile getiren İmza Teknolojileri Kurucu Ortağı Hasan Yaşar; “İmza Teknolojileri olarak Türk girişimciler tarafından hazırlanan projelerin yabancı pazarda tanıtılmasına katkı sağlamak istiyoruz. Türk yazılım ve oyun projeleri yurtdışında ne kadar başarılı olursa, sektörümüz o kadar genişler.” diye ekledi.
İngilizce içerik üretmenin yeni bir tecrübe olacağını, bu alanda elde edilen bilgi ve tecrübeler doğrultusunda başka dillerde de yayıncılık yapmayı hedeflediklerini belirten Yaşar; “Bugüne kadar indir.com’u hazırlarken birçok insanın ve kurumun desteğini kazandık, yurtdışı sektörüne açılma sürecinde de bu desteklerin devamlılığının geleceğine inanıyoruz. Yanımızda olan herkese teşekkür ederiz.” diyerek sözlerini noktaladı.

indir.com'un bu doğru hamle ile dünya çapında çok başarılı olmasını diliyorum.

30 Ocak 2019 Çarşamba

Lüzumsuz İnsanlar


İnsan sayısı, bildiğimiz tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar yüksek. Günümüzde 7,6 milyar olan dünya nüfusunun önümüzdeki 12 yılda, 1 milyar daha artacağı ve 2050 yılına kadar 9,6 milyar seviyesine ulaşacağı tahmin ediliyor. Birleşmiş Milletler raporunda, yakın gelecekte en hızlı nüfus artışının ağırlıklı olarak gelişmekte olan ülkelerde olacağına dikkat çekiyor (1). Afrika ülkelerinde doğum rakamları yüksek ve bunun gelecekte daha da büyümesi bekleniyor.

Gelecekte dünya nüfusu önemli bir sorun olabilir. Büyük ihtimalle üretim artışı ve göçler gibi çözümleri olabilecektir. Ancak bu doğal kaynakların çok daha hızla tüketilmesi ve çevreye verilen zararın artması anlamına gelecektir. Karar mekanizmasında bulunan kişiler bunun böyle sürdürülemeyeceğine ve bir şekilde geriye çevrilmesine karar verebilirler. Bu durumda nasıl bir şekilde dünya nüfusu azaltılabilir?

Hemen karamsar bir seri ölümler senaryosu çizmeden, günümüzdeki uygulamalara bakalım.

Çin, vatandaşları hakkında topladığı verilerden yararlanarak bir kişi derecelendirme sistemi kuruyor.


Çin yönetimi, 2020’den itibaren vatandaşları için sistemini uygulamaya almaya hazırlanıyor. Mobil cihazlara yüklenecek bir uygulamayla çalışacak sistemde, kullanıcılar hem sanal, hem de gerçek hayatlarında izlenerek derecelendirilecek. Notu yüksek olan ayrıcalıklı hizmet alırken, kötü notu olanlar kendilerine eş bile bulamayacak (2). Devletine ve Komünist Parti ilkelerine bağlı, ahlaklı, çalışan olmayanlar iyi not alamayacaklar. İnternet'te yabancı sitelere girenler, Twitter gibi sosyal mecralarda dolaşanlar, hele böyle yerlerde yönetenlerin hoşuna gitmeyecek gönderiler ve yorumlar yapanlar, kötü not alacaklar. Notu düşük vatandaşlar en basit haklardan yararlanamayacaklar. Örneğin: İyi bir konutta oturmak, seyahat etmek, ucuz İnternet'ten faydalanmak gibi son derece sıradan ve zorunlu olduğunu düşündüğünüz haklarınız elinizden alınabilecek.

Çin'de uygulamaya başlanacak olan "sosyal skor" size garip ve haksız mı geldi? Bir de şunu deneyin: Ülkemizde ve pek çok batı ülkesinde uygulanan kişisel kredi derecelendirme sistemi ile bir kişinin bankalara başvurması halinde ne kadar kredi alabileceği ve bu kredinin banka için oluşturacağı risk belirleniyor. Bu veri, kişinin kredi kartı ödemeleri, tasarruf - harcama alışkanlıkları ile yatırımları ve mal varlığı gibi verilerden kolayca oluşturulabiliyor. Basit sayılabilecek bir algoritma kısa sürede en yeni verileri bir araya getirerek, güncel kredi güvenilirliğinizi verebiliyor. Bankalar sizi boş yere arayıp, size: "düşük faizli ihtiyaç kredisi kullanmak ister misiniz?" diye sormuyorlar. Ellerinde somut ve güvenilir bir veri bulunuyor. Veri, öğrenebilen ve kendisini yeni durumlara uyarlayabilen algoritmalar ile işleniyor. Hani merhum Stephen Hawking'in "kontrolsüz gelişiminin insanlığın sonunu getirebileceği" uyarısında bulunduğu Yapay Zeka vardı ya (3). İşte bu algoritmalar o yYapay Zekanın ta kendisi.

Nüfus artışının pek çok nedeni var. Teknolojide ve tıp alanında çok ilerledik. İnsanlar artık eskisi kadar çok nedenden ölmüyor ve eskisinden daha uzun yaşıyor. Kapitalizmin en yüksek kalesi pek de sosyal devlet sayılmayacak Amerika Birleşik Devletlerinde en fakir bireyler bile asgari tıbbi hizmetlere ulaşabiliyor. Giderek zenginleşen ve görece refah düzeyleri artan Hindistan ve Çin gibi büyük ülkeler de azalan ölüm oranları yüzünden, hızla artan bir nüfusa sahipler.

Günün birinde bir karar alıcı çıkıp da, bu kadar nüfus dünyaya fazla, bunu düşürmek için radikal bir şeyler yapmak üzere bir düğmeye basarsa ne olur? "Canım olur mu öyle şey?" demeden iyi düşünün. Pekala 21. yüzyılda bile, hiç de rasyonel olmayan kararlar alabilen ve milletlerin kaderini belirleyen dünya yöneticilerine sahibiz. 40 yıl sonra, bunun değişmesi mümkün mü? İnsanlara bir "yaşam skoru" belirlense ve bu skora göre insanlar basit bir şekilde en gerekliden, en gereksize kadar sıralanamaz mı? Üretime, sosyal hayata, düşünsel faaliyetlere önemli katkıları olan, yeni nesillere aktarılacak önemli genetik özellikler taşıyanlar bir tarafa, işsizler, üretmeyenler, düşünmeyenler, topluma bir katkısı olmayan ve olmayacaklar diğer tarafa konulduğunda bunları birbirlerine göre sıraladığınızda elinizde Yapay Zeka marifetiyle oluşturulmuş bir liste olur. Düşük puana sahip kimseler sağlık hizmetlerinden yararlanamazlar. Yaşlılar basit bakım hizmetleri alamazlar. Bırakın şehirler arası yolculuğu, şehirdeki kitle taşıma vasıtalarını kullanmaları, alışveriş merkezlerinin çöplüğü, yiyecek dükkanlarının çevresine yaklaşmaları bile duygusuz robotlar tarafından engellenebilir. Eminim, insanlığın ve dünyanın geleceği için kimse buna karşı çıkamayacaktır. Ha tabi bir de duygusuz robot koruyucuların uzaklaştırıcı etkisi ve skorunun düşmesi korkusu insanların bir sonraki adımlarını ihtiyatlı atmalarına neden olabilir.

Tabi tüm bunlar olmadan Yuval Noah Harari'nin ileri sürdüğü gibi, geni değiştirilmiş bireylerden oluşan yeni bir insan türü çıkıp, Homo Sapiens'i tarihten silmezse. Yine Çin'de genleri değiştirilmiş bebeklerin denenmeye başladığını duymamış olabilirsiniz (4). Ancak belki de bu süreç bile başladı.

Gelecek henüz yazılmadı. Onu oluşturacak kararları ise günümüzden vermeye başladık. Belki bu sefer insanlık akılcı davranır. Böyle karanlık senaryolar oluşmaz. Bunun için, insanlar olarak beynimizi en verimli şekilde kullanmamız gerekiyor. Peki biz neyle uğraşıyoruz? Denize girdiğimizde ne olursa orucumuz bozulur, ne olmazsa bozulmaz. Kötü senaryoları hak ediyor muyuz ne?


Dipnotlar:
1- http://www.theworldcounts.com/counters/shocking_environmental_facts_and_statistics/world_population_clock_live
2-  https://www.haberturk.com/ekonomi/is-yasam/haber/1512582-cin-vatandaslarina-sosyal-skor-uygulayacak
3- https://www.fizikist.com/stephen-hawkingten-yapay-zeka-uyarisi/
4- https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46341694

Gerçek ve Hakikat

Hakikat kırılgandır ve kişiden kişiye değişir gerçekse nispeten daha sağlam bir kavramdır. Örneğin kapalıyken televizyonun kumandasının açma...