Yukarıda FrienFeed'in desteklediği 59 (şimdilik) servisin listesini inceleyebilirsiniz.
İnternette ne tür bir içerik yaratırsanız bunu arkadaşlarınızla anında paylaşıyor. Üstelik arkadaşlarınız içerik konusunda en ufak bir tepki verdiklerinde bunu arkadaşlarınızın arkadaşları da görebiliyor. Sanal bir piramitin tepesinden bir iki kum tanesini yuvarlıyorsunuz ve yolu boyunca piramitin yüzeyinde dahası içinde pek çok yerden geçiyor bu taneler. Üstelik bir iki bum taneniz bir anda kendini kopyalayıp binlerce kum tanesine dönüşüyor. Bu arada pek çok noktaya ulaşmış oluyor içeriğiniz. Tepki, beğenme (like) gibi basit bir düğmeye tıklanarak yapılabildiği gibi, gelen beslemeye yorum eklenebilmesi ve bu yorumun kısa sürede bir fikir alışverişine dönüşebilmesi bile mümkün. Dolayısıyla yapılan girişler bir anda müthiş bir hızla diğer servislerin yapamadıkları bir şekilde yayılabiliyor.
Gtalk desteği de bulunduğu için yapılan bir girişten neredeyse anında haberiniz olabiliyor. Elinizin altında müthiş bir sosyal ağ habire sizinle etkileşmeye başlıyor.
İş ile ilgili ya da kişisel konularınızla ilgili seçenekler de bulunduğundan, alanınızla ilgili pek çok veriye, habere ışık hızında erişebiliyorsunuz. Örneğin MYK Medya'nın Yahoyt'da yayınladığı sektörel haberleri anında izlemek son derece kolay. Aynı şekilde üye olduğunuz tüm finans siteleri, haber siteleri içerikleri de değiştikçe elinizin altında.
Biraz ilgi ve biraz da İnternet okuryazarlığı gerektirdiğinden şimdilik sadece belirli bir grup tarafından yoğun olarak kullanılan FriendFeed hizmeti kısa süre içerisinde yurdumuzda da çılgın bir hızla yayılabilir.
Bu tür web 2.0 hizmetlerin hemen hemen tamamında yer alan bir eksiklik FriendFeed'de de bulunuyor. Üreticilerine gelir olarak bir dönüşü yok. Google ekibinde yıllarca çalışıp daha sonra kendi kanatları ile uçmak için çabalayan programcıların oluşturmuş oldukları bu servisin elinde bulundurduğu ve kazanacağı kullanıcılar ile ciddi bir mali güce kavuşacağını anlamak için "İnternet Pazarlama Gurusu" olmak gerekmiyor kuşkusuz. Umarım gelir modelini de kısa sürede oluşturur, pek çok Web 2.0 projesi gibi makus talihininin kurbanı olmaz.
Çağımızın yanlızlığa getirdiği garip çözümlerden biri olan İnternet bizi daha yalnız mı yapıyor, daha sosyal mi? Sorusu ise halen havada duruyor. Sanırım sosyalleşerek yalnızlığımızı artırma becerisini göstermek de ayrı bir incelemenin konusu olur...
Sosyal kalın :)
22 Şubat 2009 Pazar
FriendFeed
Google hep gözümün önünde olduğundan mıdır, bilmiyorum sadece sosyalleşmeye çalışan oymuş gibi Google'ın sosyalleşme çabaları üzerine yazmışım.
Oysa İnternette bu aralar sosyalleşmeyene ekmek yok gibi. Bu genel eğilim sanırım web 2.0'ın getirdiği etkileşimin dorukları sayılabilir.
Türkiye sosyalleşmeyi kitlesel olarak FaceBook ile yaşadı. Üstelik başta Türkçe desteği bulunmamasına rağmen milyonlarca Türk kullanıcının hallaç pamuğu gibi attıkları FaceBook en hızlı Türkçe desteği veren servislerden biri oldu.
Aslına bakarsanız yüzyüze olmayan sosyalleşme konularında Türk insanının davranış şekli sosyolojik bir fenomen gibidir. 90'li yıllarda yaşanan "Halk Bandı - CB" telsiz salgını buna iyi bir örnektir. Benzeri şekilde 900'lü hatların yaygınlaşması, günümüzde müzik yayını yapan TV'lerde mms servisi ile çekilip yollanan arkadaşlık umudu taşıyan mesajlar ile bu tür sosyalleşme toplumumuzda oldukça yaygındır.
Son zamanlarda İnternetin akıllardaki algılanışını değiştiren en başarılı sosyalleşme uygulaması her türlü etkinliğinizi arkadaşlarınızla paylaşmanızı sağlayan FriendFeed (Aslına bakarsanız Facebook deneyimim nedeniyle, gözümün önünde durmasına karşın es geçmiştim. Ancak kayınbiraderim Murat Kahraman gösterince farkına vardım.)
Peki ne bu FriendFeed?
Artık tüm İnternet servislerinin RSS beslemeleri bulunuyor. İsteyen gelip, bu servisleri sitenizden alabilir tabi ki ancak, bu kadar beslemenin toplu olarak bir araya getirildiği FriendFeed kadar kolay erişimli bir hizmet kesinlikle vazgeçilmez hale gelebilir.
Yukarıda FrienFeed'in desteklediği 59 (şimdilik) servisin listesini inceleyebilirsiniz.
İnternette ne tür bir içerik yaratırsanız bunu arkadaşlarınızla anında paylaşıyor. Üstelik arkadaşlarınız içerik konusunda en ufak bir tepki verdiklerinde bunu arkadaşlarınızın arkadaşları da görebiliyor. Sanal bir piramitin tepesinden bir iki kum tanesini yuvarlıyorsunuz ve yolu boyunca piramitin yüzeyinde dahası içinde pek çok yerden geçiyor bu taneler. Üstelik bir iki bum taneniz bir anda kendini kopyalayıp binlerce kum tanesine dönüşüyor. Bu arada pek çok noktaya ulaşmış oluyor içeriğiniz. Tepki, beğenme (like) gibi basit bir düğmeye tıklanarak yapılabildiği gibi, gelen beslemeye yorum eklenebilmesi ve bu yorumun kısa sürede bir fikir alışverişine dönüşebilmesi bile mümkün. Dolayısıyla yapılan girişler bir anda müthiş bir hızla diğer servislerin yapamadıkları bir şekilde yayılabiliyor.
Gtalk desteği de bulunduğu için yapılan bir girişten neredeyse anında haberiniz olabiliyor. Elinizin altında müthiş bir sosyal ağ habire sizinle etkileşmeye başlıyor.
İş ile ilgili ya da kişisel konularınızla ilgili seçenekler de bulunduğundan, alanınızla ilgili pek çok veriye, habere ışık hızında erişebiliyorsunuz. Örneğin MYK Medya'nın Yahoyt'da yayınladığı sektörel haberleri anında izlemek son derece kolay. Aynı şekilde üye olduğunuz tüm finans siteleri, haber siteleri içerikleri de değiştikçe elinizin altında.
Biraz ilgi ve biraz da İnternet okuryazarlığı gerektirdiğinden şimdilik sadece belirli bir grup tarafından yoğun olarak kullanılan FriendFeed hizmeti kısa süre içerisinde yurdumuzda da çılgın bir hızla yayılabilir.
Bu tür web 2.0 hizmetlerin hemen hemen tamamında yer alan bir eksiklik FriendFeed'de de bulunuyor. Üreticilerine gelir olarak bir dönüşü yok. Google ekibinde yıllarca çalışıp daha sonra kendi kanatları ile uçmak için çabalayan programcıların oluşturmuş oldukları bu servisin elinde bulundurduğu ve kazanacağı kullanıcılar ile ciddi bir mali güce kavuşacağını anlamak için "İnternet Pazarlama Gurusu" olmak gerekmiyor kuşkusuz. Umarım gelir modelini de kısa sürede oluşturur, pek çok Web 2.0 projesi gibi makus talihininin kurbanı olmaz.
Çağımızın yanlızlığa getirdiği garip çözümlerden biri olan İnternet bizi daha yalnız mı yapıyor, daha sosyal mi? Sorusu ise halen havada duruyor. Sanırım sosyalleşerek yalnızlığımızı artırma becerisini göstermek de ayrı bir incelemenin konusu olur...
Sosyal kalın :)
Yukarıda FrienFeed'in desteklediği 59 (şimdilik) servisin listesini inceleyebilirsiniz.
İnternette ne tür bir içerik yaratırsanız bunu arkadaşlarınızla anında paylaşıyor. Üstelik arkadaşlarınız içerik konusunda en ufak bir tepki verdiklerinde bunu arkadaşlarınızın arkadaşları da görebiliyor. Sanal bir piramitin tepesinden bir iki kum tanesini yuvarlıyorsunuz ve yolu boyunca piramitin yüzeyinde dahası içinde pek çok yerden geçiyor bu taneler. Üstelik bir iki bum taneniz bir anda kendini kopyalayıp binlerce kum tanesine dönüşüyor. Bu arada pek çok noktaya ulaşmış oluyor içeriğiniz. Tepki, beğenme (like) gibi basit bir düğmeye tıklanarak yapılabildiği gibi, gelen beslemeye yorum eklenebilmesi ve bu yorumun kısa sürede bir fikir alışverişine dönüşebilmesi bile mümkün. Dolayısıyla yapılan girişler bir anda müthiş bir hızla diğer servislerin yapamadıkları bir şekilde yayılabiliyor.
Gtalk desteği de bulunduğu için yapılan bir girişten neredeyse anında haberiniz olabiliyor. Elinizin altında müthiş bir sosyal ağ habire sizinle etkileşmeye başlıyor.
İş ile ilgili ya da kişisel konularınızla ilgili seçenekler de bulunduğundan, alanınızla ilgili pek çok veriye, habere ışık hızında erişebiliyorsunuz. Örneğin MYK Medya'nın Yahoyt'da yayınladığı sektörel haberleri anında izlemek son derece kolay. Aynı şekilde üye olduğunuz tüm finans siteleri, haber siteleri içerikleri de değiştikçe elinizin altında.
Biraz ilgi ve biraz da İnternet okuryazarlığı gerektirdiğinden şimdilik sadece belirli bir grup tarafından yoğun olarak kullanılan FriendFeed hizmeti kısa süre içerisinde yurdumuzda da çılgın bir hızla yayılabilir.
Bu tür web 2.0 hizmetlerin hemen hemen tamamında yer alan bir eksiklik FriendFeed'de de bulunuyor. Üreticilerine gelir olarak bir dönüşü yok. Google ekibinde yıllarca çalışıp daha sonra kendi kanatları ile uçmak için çabalayan programcıların oluşturmuş oldukları bu servisin elinde bulundurduğu ve kazanacağı kullanıcılar ile ciddi bir mali güce kavuşacağını anlamak için "İnternet Pazarlama Gurusu" olmak gerekmiyor kuşkusuz. Umarım gelir modelini de kısa sürede oluşturur, pek çok Web 2.0 projesi gibi makus talihininin kurbanı olmaz.
Çağımızın yanlızlığa getirdiği garip çözümlerden biri olan İnternet bizi daha yalnız mı yapıyor, daha sosyal mi? Sorusu ise halen havada duruyor. Sanırım sosyalleşerek yalnızlığımızı artırma becerisini göstermek de ayrı bir incelemenin konusu olur...
Sosyal kalın :)
5 Şubat 2009 Perşembe
Google, Maps ile Sosyalleşmeye Devam Ediyor
Sanki bir yerlerden gizli bir emir almış gibi, tüm Google çalışanları kafayı sosyalleşmeye verdiler. Tüm Google ürünlerinde sosyal ağlara doğru bir yöneliş seziyorum. Bu gidişle sanırım web 2.0 balonundan sonra patlayacak ikinci balon, bu sosyalleşme konusu olacak. Ya da birileri bunu sonunda paraya çevirmenin yolunu bulup hepimizi şaşırtacaklar. Bu ikinci ihtimalin yüksek olduğunu gördüklerinden midir, bilmiyorum ama Google mühendisleri ürünlerine durmadan sosyal ağlarla ilgili eklemeler yapıyorlar.
Bu akşam işyerinden çıkarken iş arkadaşlarımdan biri bahsediyordu, aklıma takıldı. Google, Latitude diye birşey çıkartmış diye.
Gecenin ilerleyen saatlerinde evden yaptığım kısa bir arama sonunda işin aslı ortaya çıktı. Latitude meğersem bildiğimiz Google Haritalar ürününün (gelişmiş cep telefonlarında çalışan GPS destekli yazılım) içine eklenen "arkadaşların yerini görme özelliğinden" başka bir şey değilmiş.
Özetle, küresel yer belirleme uydularından sinyal alarak haritada yerinizi gösterebilen ya da rota belirleyerek bir yerden bir yere gitmenizi sağlayan yazılımları çalıştırabilen akıllı telefonunuz varsa, bu yeni sürüm Google Haritaları google.com/latitude adresini telefonun tarayıcısına yazıp programı indirip kulanmaya başlayabiliyorsunuz. Arkadaşlarınızla gerekli bilgileri paylaştıktan sonra birbirinizin nerede olduğunu görebilir hale geliyorsunuz. Ya da sevgilinizi, sabah "okula" diye evden çıkan çocuğunuzu takip edebiliyorsunuz.
Bir dakika! Bunu amatör telsizciler zaten yıllardır yapmıyorlar mıydı? Hemen söyleyeyim, evet yapıyorlardı tabi... Üstelik telsiz üzerinden gerçekleştirilen haberleşmeler için operatörlere de para vermeden! Bu sisteme APRS deniyor merak edenler bu linkten detaylarına bakabilirler.
Büyük ihtimalle amatör telsizci bir Google mühendisi bunu düşünüp ürünlerine eklemiştir diye içimden geçirmeden edemiyorum.
Uzun lafın kısası, daha önce telefonunuzda "Google Haritalar (Google Maps)" kullandıysanız, güncelleyin ve arkadaşlarınıza da aynını yaptırıp bu yeni oyuncağın keyfini çıkartın.
Yolunuzu şaşırmamanız dileğiyle.
Gecenin ilerleyen saatlerinde evden yaptığım kısa bir arama sonunda işin aslı ortaya çıktı. Latitude meğersem bildiğimiz Google Haritalar ürününün (gelişmiş cep telefonlarında çalışan GPS destekli yazılım) içine eklenen "arkadaşların yerini görme özelliğinden" başka bir şey değilmiş.
Özetle, küresel yer belirleme uydularından sinyal alarak haritada yerinizi gösterebilen ya da rota belirleyerek bir yerden bir yere gitmenizi sağlayan yazılımları çalıştırabilen akıllı telefonunuz varsa, bu yeni sürüm Google Haritaları google.com/latitude adresini telefonun tarayıcısına yazıp programı indirip kulanmaya başlayabiliyorsunuz. Arkadaşlarınızla gerekli bilgileri paylaştıktan sonra birbirinizin nerede olduğunu görebilir hale geliyorsunuz. Ya da sevgilinizi, sabah "okula" diye evden çıkan çocuğunuzu takip edebiliyorsunuz.
Bir dakika! Bunu amatör telsizciler zaten yıllardır yapmıyorlar mıydı? Hemen söyleyeyim, evet yapıyorlardı tabi... Üstelik telsiz üzerinden gerçekleştirilen haberleşmeler için operatörlere de para vermeden! Bu sisteme APRS deniyor merak edenler bu linkten detaylarına bakabilirler.
Büyük ihtimalle amatör telsizci bir Google mühendisi bunu düşünüp ürünlerine eklemiştir diye içimden geçirmeden edemiyorum.
Uzun lafın kısası, daha önce telefonunuzda "Google Haritalar (Google Maps)" kullandıysanız, güncelleyin ve arkadaşlarınıza da aynını yaptırıp bu yeni oyuncağın keyfini çıkartın.
Yolunuzu şaşırmamanız dileğiyle.
3 Şubat 2009 Salı
10 dolara laptop geliyormuş!
Az önce şu haberi okudum,
--------------------
10 dolara laptop geliyor
03 Şubat 2009 Salı 01:23
Hindistan’da, hükümet 10 dolarlık laptop üretecek. Bilgisayarın tanıtım toplantısı bugün yapılacak.
Kayserili hesabı o laptop 5 dolardan fazla etmez.
Diğer yandan güzel bir hayal 10 dolara bilgisayar.
Geçtiğimiz dönemde 100 dolara az gelişmiş ülkelerdeki çocuklara yönelik olarak üretilmesi planlanan bilgisayarlardan yola çıkılarak Asus tarafından eeePC üretilmiş. 200 dolar fiyatla satılacağı lanse edilmiş, ancak 400 USD'ından yüksek bir fiyatla piyasaya sürülmüştü. Çok başarılı bir satış grafiği izleyince de diğer firmalar da onu izleyip pıtrak gibi netbook üretip sattılar. Halen piyasamızda 700 TL ve üzerine bulmak mümkün.
İşlemci üreticisi Intel ise sınırlı bir destek veriyor bu tür aygıtlara. 1.6 Ghz Atom işlemcinin bir türlü gelişmişleri çıkmadı piyasaya. Oysa işlemci üreticileri için 2 yıl oldukça uzun bir süredir. Bu kadar çok satan bir ürün, işlerine gelse haftada bir yenilenir.
Bakalım bekleyip görelim 10 dolara ne çıkacak ortaya...
28 Ocak 2009 Çarşamba
Ülkemizde Alan Adları
Alan adı (domain name) internetteki adınız ve adresinizdir. Bu adres adınız soyadınız olabileceği gibi bazen firmanızın unvanı ya da markası olabilir. Ancak böyle bir sınırlama ile bağlı olmadığınızı belirtmekte fayda var. Bazen en anlamsız gibi görülen alan adları en büyük markalar haline gelebilir. Buna en iyi örnek olarak Google verilebilir.
Alan adı olarak bildiğimiz adres kullanıcıların web sitelerine erişimine yarar. Alan adları, bir ip (Internet Protocol) adresine yönlendirilirler.
Aynen telefon rehberinde (hani eskiden evlerde telefonların altında dururdu, kalın ansiklopedi gibi olan kitap) ulaşmak istediğiniz birinin adını soyadını ve adresini bulup, doğrulayıp telefon numarasına erişmeniz gibi. Yanlız bu sefer insan sayfa cevirme ve algılama hızıyla değil neredeyse ışık hızıyla yapılıyor sorgulama.
Özetle, alan adı, ağdaki (İnternet) bilgisayarların birbirini tanımasını sağlayan bu rakam sisteminin daha basit ve akılda kalan kelimelerle ifade edilmiş halidir. Herhangi bir alan adını tarayıcının adres kısmına yazdığınızda bilgisayarınız bunu alan adı sunucusuna sorup, bu alan adını önce ip adresine çevirir, daha sonra sizi bu ip adresine sahip bilgisayara ulaştırır. Web sitenizi ziyaret etmek isteyecek kişiler ip adresinizi bilemeyecekleri için bir alan adı alarak sitenize akılda kalıcı bir adres belirlemek gerekmektedir.
Alan adı konusunda ülkemizde 1991 yılından itibaren, ODTÜ, Nic.tr (".tr" Alan Adları) Yönetimi bünyesinde devam eden ".tr" uzantılı alan adları tahsisi, mevcut kurallar dahilinde ve "Registry-Registrar (Kayıt otoritesi - Kayıt operatörü)" iş modeli uygulamaları ile yaygınlaştırılmaya başlanmıştır. Belirlenen yeterliliklere sahip olan az sayıda firma üzerinden direkt
olarak "tr" uzantılı alan adlarını (domain) almak mümkündür.
Bunlardan biri de dns.com.tr'dir.
Özellikle İsimSoyad.com.tr veya net.tr alan adları konusundan konuya yaklaşacak olursak, sadece T.C. Kimlik numarası girerek çok kısa sürede alan adınıza ulaşmak ve kendi web sitenizi yayınlamaya başlamak ya da blog sitelerinde tutmakta olduğunuz günlüklerini bu alan adı üzerinden paylaşıma sunmak, giderek daha populer hale gelecek gibi görülmektedir.
Alan adı kaydı (tescili) yaptırmak istemeniz halinde uzantılar konusunda önünüzde çeşitli seçenekler bulunmaktadır.
Kayıt Sırasında Belge İstenen Alan Adları
".com.tr" Şirketler için farklı, İsim Soyad için T.C. Kimlik Numarası yeterli olup bedeli daha ucuzdur),
".net.tr"
".org.tr"
".gov.tr"
".mil.tr"
".k12.tr"
".edu.tr"
".bel.tr"
".pol.tr"
".av.tr"
".dr.tr"
Yukarıdaki türlerden birinde olan alan adları için çeşitli belgeleri temin etmeniz gerekmektedir. (Bunların neler olduğu konusunda örneğin http://www.dns.com.tr alım yaparken size ne tür belgelerin gerekeceğini gösterecektir).
Kayıt Sırasında Belge İstenmeyen Alan Adları
".bbs.tr"
".name.tr"
".tel.tr"
".web.tr"
".gen.tr"
".biz.tr".
".info.tr"
".tv.tr"
olarak "tr" uzantılı alan adlarını (domain) almak mümkündür.
Bunlardan biri de dns.com.tr'dir.
Özellikle İsimSoyad.com.tr veya net.tr alan adları konusundan konuya yaklaşacak olursak, sadece T.C. Kimlik numarası girerek çok kısa sürede alan adınıza ulaşmak ve kendi web sitenizi yayınlamaya başlamak ya da blog sitelerinde tutmakta olduğunuz günlüklerini bu alan adı üzerinden paylaşıma sunmak, giderek daha populer hale gelecek gibi görülmektedir.
Alan adı kaydı (tescili) yaptırmak istemeniz halinde uzantılar konusunda önünüzde çeşitli seçenekler bulunmaktadır.
Kayıt Sırasında Belge İstenen Alan Adları
".com.tr" Şirketler için farklı, İsim Soyad için T.C. Kimlik Numarası yeterli olup bedeli daha ucuzdur),
".net.tr"
".org.tr"
".gov.tr"
".mil.tr"
".k12.tr"
".edu.tr"
".bel.tr"
".pol.tr"
".av.tr"
".dr.tr"
Yukarıdaki türlerden birinde olan alan adları için çeşitli belgeleri temin etmeniz gerekmektedir. (Bunların neler olduğu konusunda örneğin http://www.dns.com.tr alım yaparken size ne tür belgelerin gerekeceğini gösterecektir).
Kayıt Sırasında Belge İstenmeyen Alan Adları
".bbs.tr"
".name.tr"
".tel.tr"
".web.tr"
".gen.tr"
".biz.tr".
".info.tr"
".tv.tr"
26 Ocak 2009 Pazartesi
Helinaportal Kaos Makinası - Bölüm 2
Bölüm 2
Xantaar
Duvardaki televizyona bağlı taşınabilir bilgisayarından aldığı mesajı içine sindirmeye çalışıyordu. 2 gün önce üstlerinden aldığı emirle yıllar önce 15 yıl yaşadığı Türkiye’ye dönmüştü. 70 yaşlarında esmer, saçlarının büyük bölümü dökülmüş, 1.90 boylarında 120 kilo kadar gelen karizmatik görünümlü bir adamdı. Birlikte çalıştıkları ona Xantaar diyordu. Yıllardır kullanmadığı gerçek adını ve milletini neredeyse unutacaktı ama yaşlanan beyni eskileri daha dün gibi hatırlıyordu. İçindeki sızı onu günden güne güçlendirmiş. Hırsı ise onu güçlü ve zinde tutmuştu.
Bolivya’da son işinin üzerinden fazla geçmemiş olmasına rağmen, Kamboçya’daki evinin keyfini fazla çıkartamadan kendini burada bulmuştu. Türkiye bu akşam "anlaşılmaz olaylar yaşayacak" diye geçirdi içinden. Eşyalarını toparladı elindeki 1,5 litrelik plastik yağ şişesine bavulundan çıkardığı ilaç tomarından iki mavi-beyaz tableti atıp kapağını kapattıktan sonra şişeyi kuvvetlice salladı.
Çantasına koyduğu şişe ile otel odasından dışarı çıkarken sızlamakta olan bacaklarına aldırmadı.
***
Ergir Hoca az önce yaşadıkları buluş keyfinin verdiği rehavetle arabasına bindi. Henüz birkaç aylık olan araba hala yeni araba kokusunu kaybetmemişti. Hibrit arabanın konsolundan güvenlik kodunu girdi ve güç kaynağı ile ilgili seçenekler çıktığında, elektriği seçip hareket etti. Verimli çalışan, güncellenip kuvvetlendirilmiş Wankel motoru da seçebilir ya da otomatik motor seçeneğine dokunabilirdi ama karbondioksit emülsiyonuna fazladan katkıda bulunmak istemiyordu. Son yirmi yılda ortaya çıkan ısınmanın sadece ineklerden kaynaklanmadığını biliyor ve bu hassas konuda elinden geleni yapıyordu.
Ankara'nın 50 kilometre kadar ilerisinde Temelli'deki evine giden Eskişehir yolunun girişine kadar arabasını kendi sürdü. Anayola ulaştığında araç yönetim sisteminde bulunan seçenekler arasından "ev" yazanı bulup üzerine dokundu. Ardından eğlence seçenekleri arasından her zaman yolculuğa çok uygun olduğunu düşündüğü James Last orkestrasını arayıp buldu. Rocky filminin müziğinin üzerine dokunup arabanın içine yayılan ses ziyafetini başlattı.
Bir yandan da Fizik dünyası için ne kadar önemli olabilecek bir gelişmeye imza attıklarını düşündü. Evrenin dengesini etkileyen en önemli kuvvetlerden birini nasıl etkileyebileceklerini bulmuşlar mıydı acaba?
Kupanın haline bakılırsa büyük ihtimalle maddeyi birleştiren atomların bir arada durmalarını sağlayan kuvveti değiştirebilmişlerdi. Askerlerin istedikleri silah da yan ürün olarak ortaya çıkmıştı. Bunun anlamı çok açıktı. Ar-Ge faaliyetlerini uzun bir süre daha sürdürmeye yetecek fon için artık daha fazla çabalamaya gerek kalmamıştı.
Fizik hakkında bilinen pek çok şey etkilenecek, belki de "Ekipçe Nobel Fizik ödülünü almayı becereceğiz?" diye düşünmek keyfinin daha da çoğalmasına yetti. Ardından arabanın konsolundan proje sunucusuna erişip makalesi ile birlikte deneyin sonuçları hakkında fikir verebilecek olan dosyaları CERN’den tanıdığı ve güvendiği parçacık fizikçilerinden oluşan gruba gönderdi.
Araba kalabalık trafiğin hızla hareket etmekte olduğu yolda seyrederken "Deneyi ve sonucunu gördüklerinde oturdukları yerden fırlayıp düşecekleri" fikri ise için için gülmesine neden oldu. Fizik tarihinde önemli bir adım bu gün Ankara’da atılmıştı. En komik olanıysa bu gün yaptıkları buluşa verdiği isimdi. "Helinaportal Kaos Makinası". Dayanılmaz bir evlilik de yaşamış olsalar Helina en azından bu kadarını hak ediyordu. "Onun gibi bir kadın gerçekten Kaos makinesine verilecek en iyi isim olmalı" diye düşünmekten kendini alamadı. — Ertesi sabah mesajı aldığında ne yapacak gerçekten çok merak ediyorum, diye kendi kendine konuştu ve ardından da gevrek kahkahasını bastı. Sonra düşüncelerinden kurtulup, kendini müziğin ritmine bıraktı.
Bir süre yol aldıktan sonra yanından geçen arazi tipi bir araç biraz ileride sağa doğru şerit değiştirerek Ergir hocanın arabasının önüne geçti. Ergir hoca öndeki arabanın ışıklarını neredeyse ön camına kadar yaklaşmış hissine kapıldı. Ergir hoca, önden giden arabayı bir süre daha merak eden gözlerle takip etti. Ancak neredeyse arabasının otomatik olarak hızını azaltmasına neden olacak gibi giden öndeki araba aniden emir almışçasına hızlandı ve diğer araçların arasından sıyrılıp ufukta kayboldu. Havalandırmadan sızan yanmamış benzin kokusu ise fazla dikkatini çekmedi. Araç hızla yoluna devam ederken bir süre sonra hoş bir rahatlama hissetti.
35 dakika kadar sonra araç oturduğu sitenin girişine ulaştığında profesörün bedeni çoktan kaskatı kesilmişti. Derisinin rengi soluklaşmış, gözlerinin bebekleri büyümüş ve suratı şaşkın bir ifade takınmış gibiydi, ölümün soğuk ifadesi.
Girişteki güvenlikçi, her zaman durup, hatır soran profesörün neden yavaşça geçip gittiğini anlayamadı. Ancak merakını yenemeyip az önce ileride park etmiş olan arabanın yanına yaklaşıp camdan içeri bakınca içi ürpererek durumun farkına vardı. Kapıyı açmaya çalıştı ama kitliydi. Duraksamadan telefonuna sarıldı...
***
Tünay en az diğer ekip üyeleri kadar keyifliydi. Hacer dışında tüm ekip üyeleri arabalarına atlayıp gitmişti. Yalnız başına binanın ilerisinde dikilen Hacer'e seslendi. — Hayırdır, sen neden hala buradasın? Hacer gülümseyerek cevap verdi: - Bugün arabama binmek istemedim. Taksi bulup dönmeyi düşünüyordum. Bunun üzerine Tünay "İstersen seni bırakayım" dedi. Hacer kabul etti ve birlikte arabaya bindiler. "Eryaman'da oturuyordun değil mi?" diye söze başladı Tünay. Evet, yeni yapılan "Sunar Konaklarında" dedi Hacer. Güzel kızın yumuşak ve kadınsı yüz profili dışarıdan sızan ışıkta belirginleştiğinde Tünay derin bir nefes aldı. Tam konuşmak için ağzını açacaktı ki... — Bir yerlere gidip bu günü kutlayalım mı, çok yorgun değilsen, diye sordu Hacer. Tünay afallamakla birlikte aylardır yapamadığı girişimin Hacer'den gelmesiyle rahatlama hissetti. "Geçen sene hep beraber Ercan'ın yaş gününü kutladığımız bara gidelim." dedi Hacer. 15 dakika sonra Tandoğan'daki otelin kapısından içeri girip üst kattaki bara varmışlardı.
Hacer bara oturup barmenden bir Martini Bianco istedi. — İçine iki yeşil zeytin istiyorum kalan zeytinleri de bir servis tabağına koyup buraya bırakabilir misin? Ha bir iki de kürdan diye ekledi. Barmen başı ile olumlu yanıtladıktan sonra Tünay'a döndü. "Aynısından." dedi Tünay. Hacer, "Emin misin? Nazik olmak için daha önce "ilaç tadında" dediğin bir içkiyi ısmarlamana gerek yoktu." dedi. "Sen seviyorsan ben de seviyorum" deyiverdi Tünay, genç kızın gözlerinin içine bakarak.
***
Otel odasının kapısı şiddetle yumruklandı. Ani uyanmanın verdiği kalp çarpıntısı ve engellenemeyen titremeye rağmen Tünay'ın gözü önce yanında benzeri bir şaşkınlıkla yatakta doğrulmuş olan Hacer'e daha sonra da komidinin üzerinde duran saate ilişti. 03:42. Kapının ardından kendinden emin, ancak pek tehditkar olmayan bir ses duyuldu: -Tünay bey açın, ben Ulusal Güvenlik'ten Yüzbaşı Ümit Yücelen.
Kapıyı aralayan Tünay, "Ne oluyor? Pek müsait değilim." diye gevelerken. 30 yaşlarındaki yüzbaşı, sakin olun, sizin ve Hacer hanımın güvenliğin sağlamak üzere görevlendirildim. Hızlı hareket edersek sizi ekibimizle birlikte yakınlardaki güvenli bir yere götürebiliriz. Profesör Ergir ÇAĞDAŞ’a saldırılmış. –Ne oldu, durumu nasıl, diyerek kapıya yönelen Hacer’i yukarıdan aşağı şaşkınca süzen yüzbaşı, - Acele edin nasıl bir tehdit ile karşı karşıya olduğunuzu bilmiyorsunuz, dedi.
Kısa sürede hazırlanan ikili kendilerini bekleyen 4 kişi ile birlikte servis asansörünü kullanarak garaja indiler. Aşağıda kendilerini sivil plakalı yeni bir karavan bekliyordu. Hızla bilinmeyen bir yöne hareket ettiler.
***
Ercan, Laboratuardan çıkmadan önce tüm sonuçları içeren dosyayı Albay Okan'a gönderdi. Yarın çok protokol işimiz olacak diye düşünürken belli belirsiz sırıttı. Bir yandan da aynı deneyi tekrar yapıp aynı sonucu alıp alamayacaklarını düşünüp biraz endişelendi. Ama ne olursa olsun eve gidip dinlenmekten başka bir düşüncenin kendisini meşgul etmesine izin vermeyecekti. Diğerleriyle birlikte dışarıda buldu kendini. Serin bir ilkbahar akşamında gökyüzü tertemiz ve bulutsuzdu. Pırıl pırıl parlayan samanyoluna bir an gözü takıldı. Ne muazzam bir enerji diye düşündü. Saman yolunun içinde sıradan bir toz zerreciğinin üzerinde yaşayan insanlık sonunda tüm evrenin varlığının asıl sebebini anlayacaktı. Ayaklarındaki yorgunluk ağrısı düşüncelerini unutturdu. Eve vardığında üzerindekiler koridorda çıkartıp kendini duşa attı.
Duştan çıktıktan az sonra kapısı çaldı. Gelen karşı komşusu Güner’di. -Nerede kaldın oğlum kızlar geleli neredeyse 2 saat oluyor. Bak, unuttum deme, bunu ayarlamak için 4 gündür uğraşıyorum. Manyak bir gece olacak dedi. Ercan doğal olarak film gecesini unutmuştu. Fazla uzatmadan.
-Tamam ne olur sen az daha oyala onları giyinip geliyorum dedi. Aceleyle çıkarken telefonunu almayı unuttu.
Karşı kapıyı çaldığında neyle karşılaşacağını bilmeyen ilkokul öğrencilerinin heyecanı ile kalbi hızla atıyordu. İçeri girdiğinde birbirinden çekici iki hanımı gördüğündeyse heyecandan titremeye başlamıştı bile.
***
Nelin laboratuardan çıkar çıkmaz arabasına ilk ulaşandı. Hızla yola çıktı ve peşinde birileri var mı diye kontrol ettikten sonra yakınlardaki karargâha doğru sürdü arabasını.
İçeri girdiğinde her zamanki gibi kendisini bekleyen üç yüksek rütbeli ancak adlarını bile bilmediği subaya günlük raporunu verdi. En sağda oturan subay Nelin daha sözlerini tamamlamadan yerinden kalkarak aceleyle dışarıya çıktı.
Karşısındaki 40 yaşlarındaki babacan tavırlı olanı, -Bu seviyeye gelmiş bir proje için biraz kaygılanmamızı doğal karşılayın lütfen. Tedbirli olmak daha sonra geri döndürülemeyecek olaylara üzülmekten iyidir, dedi. Nelin şaşkın bir sesle, "anlıyorum, şimdi evime gidebilir miyim az sonra sevdiğim dizim başlayacak kaçırmak istemiyorum" dedi. Babacan tavırlı subay, "tedbirlerden biri de bu geceyi burada güvende geçirmen olur Nelin, merak etme konuk odamızda her türlü konforu ve tüm dünya dizilerini seyredebileceğin eğlence sistemini bulabilirsin" dedi.
Nelin, istemeden de olsa işlerini bilen bu beyleri dinlemenin akıllıca olacağını bildiğinden itiraza yeltenmedi. "Teşekkürler" diyerek odadan çıktı. Kapıda bekleyen onbaşı Nelin’e odasına kadar eşlik etti.
22 Ocak 2009 Perşembe
Helinaportal Kaos Makinası - Bölüm 1 (devamı)
Önceki Kısımdan devam...
Yaklaşık onbir saat'ten beri beş kişiden oluşan ekip hararetli bir şekilde deney sonuçlarını gözden geçiriyordu. Ercan sonunda isyankar bir sesle "ben bir kahve içeceğim isteyen varsa söylesin" dedi. Siparişleri aldıktan sonra da laboratuvarla gözlem odasını ayıran koridorun sonundaki kahve makinasına yöneldi.
Hacer, yarım saatten uzun süredir kucağında kurcalamakta olduğu ince tablet bilgisayardaki hesaplamaların dökümünü bir kez daha kontrol ettikten sonra arkada çalışan Ergir Hoca ve ekibindeki Nelin ve Tünay'ı irkiltecek bir ses tonuyla bağırdı. "off yaa, bu kadar saat nasıl oldu da farkına varmadık anlamıyorum".
Ergir hoca merakla, "nedir farkına varmadığımız?" diye sordu. Tam o sırada Ercan elindeki karton tepsi ve üzerinde 5 bardak kahve ile içeriye girdi. Bir yandan da "iki dakika çıktım arkamdan neler çeviriyorsunuz" diye takıldı.
Hacer derin bir nefes aldıktan sonra anlatmaya başladı. "Öncelikle, beceremedik!". Ardından soluk soluğa anlatmaya başladı.
-Biliyorum böyle söyleyince biraz salakça gelecek ama, kupanın eksik parçaları aslında eksik falan değil. Evrenin diğer köşesine de ışınlandığı yok... Kadın bu sözlerin ardından ciğerlerinde kalan tüm havayı boşaltır gibi yaptı ve omuzlarını çökertti. Günler geçmiş gibi gelen kısa bir sessizliğin ardından... Odadakiler rahatsızca kıpırdandılar. Ergir hoca "eee nasıl açıklamayacak mısın?" dedi.
Hacer ellerini öne dua eder gibi uzatıp sözüne devam etti. - Yanılıyor olamam, defalarca kontrol ettim. Bu kupanın kütlesinde herhangi bir değişiklik olmamış. Nasıl oluyor bilmiyorum ama kupanın tamamı burada, her ne kadar önemli bir parçası yok olmuş gibi görünse de aslında hala orada duruyor. Elimizi uzatıp eskiden kulpun devamında olan yüzeye şu anda dokunamıyorsak da orada duruyor işte.
Ercan kahvesinden aldığı yudumu dilini ve ağzını yakmamak için ağzının içinde bir iki kere dolandırdıktan sonra, -Hadi canım hepimiz ortaya çıkan enerji patlamasını gördük.
Maddeyi enerjiye çevirdik işte madde ve antimadde bir araya geldi ve ortaya çıkan enerji az kalsın gözlerimiz kör ediyordu.
Tünay bir yandan keçi sakalını sıvazlarken, diğer yandan ortaya atılıp Ercan'ın yanına geldi. Ukala bir tavırla Ercan'ın suratına doğru yaklaştı ve sırıtarak: - Kardeşim bir şey gözünden kaçıyor. Evet, büyük bir parıltı gördük, ama bu kadar enerji ortaya çıkmasına rağmen kupa hiç bir yere savrulmadı. Laboratuvarın hiç bir yerinde yanık izi ya da kokusu da oluşmadı. En önemlisi hiç ses çıkmadı. Ahh, unuttum, Nelin korkup çığlık atmıştı. Nelin elindeki bitmiş kahve bardağını Tünay'a fırlatıp "salak şey" dedi. Bardak havada uçarak Tünay'ın koltuk altından geçip odadaki tek beyaz önlüklü olan Ercan'ın önüne karın hizasının hemen altına, tam olarak, bozuk fermuarının üzerine çarptı ve kalan az miktarda kahve önlükte belirgin bir leke oluşturdu.
-Hah işte bu tam oldu sağol! diye çıkışan Ercan'dan özür dilemek üzere elini kaldırdı Nelin, yüzünü buruşturarak.
O ana kadar birşey söylememiş olan Ergir hoca - Tabi ya, içinden geçiyoruz. dedi. Nötrinoların zamanın başından beridir yaptığını biz şimdi bu kupaya yapabiliyoruz. Aslında atomların arasında hatta içlerinde önemli miktarda bir boşluk bulunduğunu biliyoruz. Eğer yeteri kadar küçük bir parçacıksanız dünya tüm som kütlesine ve sert kayaç yapısına rağmen sizin için uzay boşluğu gibidir. Bu nedenle nötrinolar dünyanın, hatta rastladıklarında bizlerin içinden geçip gider. Hiç bir etki yaratmadan ve hissedilmeden. Tıpkı sevimli hayalet Casper'ın duvarların arasından geçip gittiği gibi. İyi de, bu nasıl olup ta bizim orada olmadığını gördüğümüz, dokunamadığımız dahası tarayıcılarımızın da tespit edemediği kupa parçasının hala orada olduğunu açıklamıyor ki...
Hacer gözlerini kısarak -Evet aynen dediğiniz gibi hocam, göremiyoruz, dokunamıyoruz ama orada işte. Kütlesi ise neredeyse deney öncesindekinin aynı.
Nelin elindeki tablet PC'den kafasını kaldırdı ve "İşte eksilen o önemsiz kütle ortaya çıkan enerjinin nedeni. Aynı enerji kupanın şu anda göremediğimiz kısmını kararsız hale getirdi. Atomları ara bir faza ya da alternatif bir başka gerçekliğe geçti. Ancak belki de atomlar birbirlerinden ayrılmadı sadece uzaklaştılar. Spagettileşmek üzerelerdi, ancak onları her ne durdurduysa, hala bu kupa ile bir bağlantıları var." dedi.
Ergir hoca yorgun ve uykulu gözlerle ve biraz da ekibinden duyduğu gururla bakarken bir yandan da kafasını kaşıdı ve "hıım, anlayacağız ama bu halde değil. Ercan, sen deneyle ilgili kayıtların bir kopyasını Okan Albay'a gönder. Müjdeyi de ver. İstedikleri silahı sanırım bulduk. Ben eve gidip yatacağım. Sizlere de öyle yapmanızı öneririm. Yarın ve izleyen günlerde yapacağımız çok iş olacak." dedi.
Gerçekten çok yorgun olan ekip üyeleri evlerine dağıldılar.
Devam edecek...
Not:
Bu hikayedeki olaylar ve insanlar hayal ürünüdür. Gerçek hayattaki olası olaylar ve kişi isimleri ile benzerlikler tamamen rastlantısaldır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Masadaki Arkadaşlarım Aslında Kavanozda Yaşayan Birer Beyin Mi?
Bu aralar "Kavanozdaki Beyin" benzetmesi aklıma çok geliyor. Hepimiz aslında dünyadan olabildiğince yalıtılmış birer beyiniz. Bir ...
-
Model uçak için gerekli malzemeler: Maket Bıçağı Makas Yapıştırıcı Kendinden yapışan bant Kırtasiyede bastırılmış pdf çıktısı ...
-
Merhaba. Gurme bir arkadaşım var. Yaklaşık 4-5 senedir kendi tüketimi için şarap yapıyor. İlk yaptığı şarap, pek kolay içilemez olsa da, s...
-
Forum belli grupların birbirleri ile görüş alışverişi yapabilimelerini sağlayan bir ortam. Popüler forumların etkisiyle ortalıkta pıtrak gib...
-
Çocuklar ödev yaparken çizgisiz kağıdın altına koyup, üzerinde düzgün yazı yazabilmeleri için defalarca çizgili kağıt yapıp yazıcıdan bas...
-
Bu gerçekten yazılmış bir mektup mudur bilmiyorum, o nedenle kendi akıl süzgecinizden geçirip öyle değerlendirin. Bana sorarsanız uydurma. A...