23 Temmuz 2008 Çarşamba

OnPunto.com Kapatıldı

Ansızın sıcak bir Temmuz günü OnPunto.com sitesi kapatılıverdi. Sahibine fazla güvenmediğimden olsa gerek zaten tüm bloglarımı hem burada hem orada yayınlıyordum. Üstelik tasarımı da pek iyi değildi ama ben seviyordum OnPunto'da yazmayı. Ne düşünüp de kapattılar bilmiyorum ama ben durumu bünye içi kıskançlık olarak düşünüyorum. Hürriyet gazetesi bu kenara ittiği bir türlü içine sindiremediği blog sitesini kapattı. Umarım yerine her ne düşünüyorlarsa başarı çizgisi OnPunto'nun on punto altında kalır. Kalın sağlıcakla.

3 Temmuz 2008 Perşembe

Sanal Yankesicilik Kurbanı Olmayın!

Bazı bankalar RFID (radyo frekansı ile bilgi aktarımı esasıyla çalışıyor) kredi kartları dağıtmaya başladılar. Hatta bunların anahtarlık, saat şeklinde olan modelleri bile var. Çalışma esasları yaklaşık olarak şöyle. Alıcı cihaza kartınızı yaklaştırıyorsunuz. Alıcı cihaz üzerinden indüklenen elektromanyetik enerji kartınızın elektronik devresini aktive ediyor. Kartınız radyo sinyali ile içindeki kendine özgün sinyali gönderiyor (cebinizdeki birden fazla bu tür kart birbirinin sinyalini bozmuyor hangisinin sinyali alıcının seçtiği türdeyse o kartın bilgisi alıcı cihaz tarafından kullanılıyor). Sadece ilgili sinyallere karşı seçiciliği olan alıcı cihaz ya kapıyı açıyor, ya işyerinize girdiğiniz ve çıktığınız saatleri kaydediyor veya alışverişte kredi kartı bilgilerinizi bankanızın kredi kartları merkezine aktarıyor. Cüzdanınızda duran kartınızın şifresi çalınabilir mi? Eğer bu işe kafa yormuş biri elinde hassas okuyucu ve bir adet taşınabilir bilgisayar varsa bu sorunun cevabı evet. Eğer cüzdanınız alüminyum folyoya sarılı değilse kolayca kart bilgileriniz çalınabilir.

http://www.thinkgeek.com/gadgets/security/8cdd/

4 Haziran 2008 Çarşamba

Hafızamı nasıl geliştiririm?

Hafızam, suya yazılan yazı gibi oldu diyorsanız, siz de okuyun, derin tecrübelerimden yararlanın istedim ve hiç alakası yokken genellikle teknolojik konulara ayırdığım bloğumu bu defa sağlık ile ilişkilendirdim. Konumuz: "hafızamızı nasıl korur ve geliştiririz"... Yazacaklarımı unutmadan hemen tuşlara dökmek istiyorum. İşte başlıyoruz. Yaş belli bir yere gelip, zaten zayıf olan hafızam balıklarınkini kıskanır düzeye inince "birşeylerin eksikliğinden midir acaba?" diye düşünmeye başladım. Yıllardır kırmızı et yemem (1996'dan beri). Balık, tavuk, hindi vs. eti yesem de bunlardan alınacak b12 vitamini miktarı az olduğundan, sanıyorum zaman zaman b12 iğne takviyesi yaptırmam gerekiyor. Ancak zorunda kalmadığım zaman kaba etime iğne yemek işime gelmiyor... Eğer sizin için de sakıncası yoksa, bu çözümü geçelim... Sanırım bu konuda pek bilinen öneriyi hemen hatırlarsınız; "bol bol bilmece, bulmaca çözün" denir. Ne yalan söyleyeyim pek de sevmem bilmece bulmaca çözmeyi. Bu aralar çeşitli sitelerde popüler olan bilgi yarışmaları bile bir yerden sonra sıkıyor. O nedenle "başka bir yol var mıdır" diye bir yandan araştırmaya, diğer yandan da eş, dost, akraba bu konuda neler yapıyor izlemeye karar verdim. Tahmin edersiniz ki, neyi araştıracağımı pek hatırlayamadığım için araştırma konusunda fazla başarılı bir sonuç elde etmem pek mümkün olmadı. Tam "yahu, zaten benim genetik yapımda da pek iç açıcı bir durum yok, mesela anneannem, çocuklarından birini çağıracakken bile önce diğer 4'ünün adını söyler; sonunda asıl çağırmak istediğinin adını söyleyebilirdi" diye düşünmeye başladığım dönemde baldızım elinde bir kutu hap ile çıkageldi. Aman ne hoş bir şey. Hapı yut daha iyi hatırla! Kim istemez bunu? Neyse mahallemizdeki yarı aktar, yarı yöresel pazara doğru yollandım. bir yandan da hapın adını unutmamaya çalışıyorum. Mesafe 400 metre kadar olduğundan, takdir edersiniz ki çok zor oldu (Yok canım abartıyorsun demeyin. Bu aralar biri ile tanışırken -özellikle de büyük ihtimalle bir daha görmeyeceğim biri ise- elini sıkarken söylediği ismini daha elimi çekip aşağıya indirirken unutuyorum). Neyse bu ilaç kılıklı hapın adı "Ginkgo Biloba" . İçini açıp bakınca rahat 200 hap alacak yere neden 60 tane tıkmış olduklarını düşünüp, bu yeşil MDF'den yapılmışa benzeyen hapları denemeye karar verdim... (cesarete bak, ya zararlıysa?) Tabi hem teknoloji sever, hem de araştırmacı kişiliğim nedeniyle, bu hap konusunda en güvenli bilgi kaynaklarından biri olan İnternette (!) araştırma yapmaya karar verdim. Biraz da süpheci biri olduğumdan, büyük olasılıkla aslında plasebo olabileceğini daha da kötüsü beklenmedik etkilerle karşılaşabileceğimi ilk bir iki siteden sonra anlar gibi olsam da, şu sitedeki blogda konu ile ilgili olarak yazılan yararları sizin de dikkatinize sunayım dedim... (Parantez içindeki italik yazılar benim yorumlarımdır). Ginkgo Biloba Faydaları ve Kullanım Alanları:

Vitiligonun (ala) durdurulmasına ve yeniden pigment oluşumuna yardımcı olabilir. (Ah, bunu Michael Jackson günden güne beyazlarken neden kullanmadı ki?)

Troid bezinin düzenli çalışmasına katkıda bulunur.

Zihni açar, yorgunluk ve stresi azaltır.

Beynin beslenmesine yardımcı olur ve hafızayı güçlendirir. (İşte budur, atalım hapları günde iki kere ki; hafızamız düzelsin).

Öğrenme yeteneğini arttırır, aktif ve zinde bir vücut oluşmasına yardım eder. (şiir gibi, yok yok, daha çok burç falı gibi).

İktidarsızlık ve sertleşme problemlerinde faydalıdır. (buradan sonra koptum işte).

Bağışıklık sistemini güçlendirir.

Grip ve soğuk algınlığına karşı koruyucudur.

Metabolizmayı hızlandırabilir ve sindirime yardımcı olur.

Sinerjetik etki ile vücut dayanıklılığını arttırır, enerji verir, yorgunluğu azaltır.

Vücüdun enerji muhafaza etmesine yardımcı olur, nükleik asit ve protein sentezini hızlandırır.

Kan şekerininin dengelenmesine yardımcı olur.

Çiçeklerin tozlanma zamanında allerjik reaksiyonların önlenmesinde faydalıdır. Anti-allerjik özelliği vardır.

Zihinsel dayanıklılığı arttırır.

Serbest radikallerin hücre tahribatını azaltır. (Doğal antioksidan)

Kan yapıcıdır. Soğuk el ve ayaklarda faydalı olabilir.

Yaşlılarda,bunama belirtilerini azaltabilir. Alzheimer hastalığında yardımcıdır.

Kulak çınlamasını önlemede faydalı olabilir. ---------------------------------------------------- Yani, hani bir de kuş gribi, ateşli kanamalı kırım kongo ve aids tedavisinde yardımcı olur deselerdi tam olacaktı. Bu kadar hastalığa etkili ise; "kimbilir ne kadar yan etkisi vardır acaba" diye düşünmeden edemedim. Gene de bir kutu edinmiş olduğumdan "deneyelim görelim" kobay mantığıyla hapları yutmaya başladım. Tek sorun bir sabah, bir de akşam almam gereken hapları almayı hatırlamak. İlk bir hafta bu konuda pek başarılı olduğum söylenemez. 14'te 2 skoru ile performansım süper sayılmaz... "En azından hapları sabah akşam almayı hatırlayabilirsem bile plasebo etkisinin yanında gerçek bir gelişme sağlanmış olur" diye düşünüyorum. Haplar, işe yarar da, hafızam eskisinden daha iyi olursa ve tabi ki unutmazsam size sonuçları yazarım... Kalın sağlıcakla.

31 Mayıs 2008 Cumartesi

Arayınca Bulmak, Aranınca Bulunmak; SEO Nedir?

Aranınca bulunmak bir sitenin sahibinin en çok istediği durumdur. Ancak bunu sağlamak için dürüst ve bilinçli şekilde hareket edilmemesi halinde İnternetin karanlık dehlizlerini boylamak işten bile değildir... İnternet, ilk zamanlarda şimdiki kadar yaygın ve bol siteli falan değildi. 1990'lı yılllarda birkaç firmanın web sitesi vardı. Bir kaç müze ve kütüphane İnternette bulunmayı önemli sayardı. Üniversiteleri de buna katarsanız, işte size 10 yıl öncenin interneti. "Arama makineleri" deseniz tek tük, bir iki deneme yapılıyordu, ama aradığınızı bulduğunuz pek olmazdı. Bazen aradığınız İnternet'te olmadığından, bazen de arama makineleri elin eşeğini ıslık çalarak arayan yabancılar gibi olduklarından. O dönemlerden kalma kişisel sayfası sahibi olma eğilimi günümüzde yerini blog yazmaya bıraktıysa da halen pek çok kişisel sayfa varlığını koruyor. Ancak gelecekte, kullanım kolaylığı nedeniyle sosyal ağlar blog sitelerinde yazanları bünyesine katabilir. Yeni İnternet kullanıcılarının hatırlamakta güçlük çekebilecekleri, belki de hiç duymadıkları bir arama makinesi, o 90'lı yıllarda tek seçenek sayılırdı. Altavista'dan bahsediyorum. İnternetin ilk zamanlarında bir konuyu arayıp bulmak gerçekten beceri gerektiriyordu. Bir yeni site yaptığınızda ise onlarca arama motoruna bu siteleri kaydettirmek için uğraşmanız, hiç anlamıyorsanız birkaç on doları bu işi sizin adınıza yapacak webmaster'lara ödemeniz gerekirdi. Arama makineleri, neyi nerede aradığını bilemeyen acemi internet kullanıcılarına hitap ederdi. O dönemlerde kullanıcılar bookmarklarını paylaşır, hatta bunun için siteler bile yapılırdı (şimdiki dizin hizmetinin atası sayılırlar). Deneyimliler ise direkt olarak adresi akıllarından web tarayıcılarına giriverirlerdi. Ancak internet büyüyüp de Ciğerci Naci bile İnternette yer almanın doğru olduğunu görünce, işler biraz karıştı doğrusu. Artık birşey arayıp bulmak için ciddi, iyi düşünülmüş teknolojilere ve yerelleşmeye ihtiyaç vardı. Google, günümüzde bunu kısmen de olsa başarmış görünüyor. Hatta gelecek bu arama motorları teknolojisinin sonunu o kadar parlak göstermiş olacak ki Microsoft kalkıp Yahoo'ya reddemeyeceğini düşündüğü bir 44.6 milyar Dolarlık bir teklif bile götürdü. Yahoo bu teklifi zor da olsa geri çevirdi. Böylece günümüzün lideri Google'a gün doğmuş oldu. Tek başına tüm internetin indeksini 3 yedekli tutan dev birkaç sunucu havuzu ve reklam geliri destekli trafiği yönetmesi ile internetin bir köşesinde durup gelen geçenden para kazanmaya ve kazandırmaya daha da bir rahat devam etmeye başladı (%62 lik paya sahip Google'ın takipcisi olan Yahoo %40 larda, Microsoft ise %10 larda arama pazar payını ellerinde tutuyorar.) Bu durumda sitelere yönelen trafik büyük ölçüde arama motorlarından gelmeye başladı. Doğal olarak bu konu üzerine de eğilmek gerekti. Sitenizin arama motorlarından daha iyi trafik alabilmesi için arama motorlarına en iyi imkanları sağlamak için bir işkolu ortaya çoktı. Bu kavram şimdilerde genellikle seo (Arama Motoru Optimizasyonu) olarak literatüre yerleşti. Seo konusunda detaylı bilgi için bu linkteki foruma göz atabilirsiniz. Aranıp da bulunmak istiyorsanız ve bu size para kazandıracak bir durum ise muhakkak bu işlerden anlayan bir uzmandan destek almanız ya da oturup arama motoru optimizasyonu konularını incelemeniz iyi olacaktır. SEO ile ilgili bir iki öneri işinize yarayabilir. 1- Sitenizin trafiğinin ne kadarının arama motorları üzerinden geldiğini inceleyin. 2- Sitenizi görünür kılın. Örneğin tamamen salt flash ile yapılmış bir sitede arama motorları içerik bulamayacaklarından indeksleyip trafik göndermeleri söz konusu olamayacaktır. 3- Sitenizdeki sayfaların daha fazla okuyucuya ulaşmasını istiyorsanız çok gerekmedikçe, üyelik, şifre gibi şeyleri bırakın. Örneğin, günlük gazete iseniz üyelere satış yapıp içeriğinizi kapatacağınıza açık hali ile alacağınız trafikten elde edebileceğiniz reklam gelirini kıyaslayın. 4- Siteye trafik çekmek için cinlikler peşinde koşmayın. Oradan buradan kesip yapıştırarak alacağınız içerik başınıza iş açabilir. Bu işi deneyip yapan pek çok site olduğundan arama motorları da bu konuda karışık algoritmalar ve bazen de bir operatör denetimi ile sitenizi bulunamaz hale getirebilirler. 5- Sitenize verilen dış linkler son derece önemlidir. Abartmadan, belli sayıda sitenizle ilgili düzgün başka sitelerden ve bloglardan sitenize verilecek linkler ile arama sonuçlarında üst sıralara çıkabilmeniz mümkündür. Aman link sitelerinden uzak durun! Kaş yapayım derken göz çıkartmayın. 6- Bir içerik özgün olarak ilk yayınlandığı sitede indekslendiğinde, arama motorlarında adeta o siteye patentlenmiş olur. Bu içeriğin kopyalanması ve başka yerlerde kullanılması halinde arama motorları bu durunun farkına varabilecek teknolojiye sahip hale geldiklerinden bu cinlik sitenize pahalıya mal olabilir. Arama motorlarını yanıltmak herşeye rağmen mümkün olabilir. Ancak arama motorlarını da devamlı olarak bu gibi durumlar için iyileştirdikleri aklınızın bir köşesinde bulunsun. 7- Sitenizin iç haritasını oluşturup arama makinelerinin anlayabilecekleri formatta site içine yerleştirmeniz bulunurluğunuzu artıracaktır. Arama teknolojileri her ne kadar hayat kurtarıyor olsalar da ticari bir kaygıları bulunması nedeniyle bu işi ancak gerektiği kadar yapıyorlar. Halen daha hızlı olmasını dilediğimiz arama teknolojisi gelişiminden çok uzaklardayız. Ancak Microsoft'un bu konuya günden güne daha çok eğilmesi bu teknolojinin daha da hızlı gelişmesi için itici güç olabilir. 2009 ve sonrasında göz kamaştıran arama teknolojileri ortaya çıkar diye beklemek yanlış olabilir, ancak günden güne daha kolay kullanılabilien ve daha doğru sonuçlar getiren arama makineleri görebileceğimizi düşünüyorum... Sağlıcakla Kalın,

17 Mayıs 2008 Cumartesi

Şirketçe nedir?

Farkındasınızdır Google büyük bir hızla büyüyor. Karşısında ise kimselerin dayanamadığı bir gerçek... Öyle ki; bir gün Google'ın İnterneti içinde barındıran bir şirket olması beni şaşırtmaz. Karşısında da rakip dayanmıyor desek yeridir. Peki bu kadar büyüyen bir dev diyelim ki bir Trex sağa sola dönerken kuyruğuyla etrafındaki küçük varlıklara zarar vermez mi? Bence verir. Bu nedenle alternatif oluşumlara zaman zaman göz atmakta fayda var. Bunlardan biri şirketçe. Şirketçe sitesi ticaretin İnternetin bir parçası olduğu gerçeğinden yola çıkarak kullanıcılar için başka bir pencere açıyor. Türk şirketleri ve ürünleri arasında düzenli sonuçlar ve dizinler sunarak doğru yere ulaşmak için kolay kullanım ve sonuç sağlıyor. Eğer hala denemediyseniz aradığınız ürünlere ve şirketlere bir de bu adresten ulaşın.

Masadaki Arkadaşlarım Aslında Kavanozda Yaşayan Birer Beyin Mi?

Bu aralar "Kavanozdaki Beyin" benzetmesi aklıma çok geliyor. Hepimiz aslında dünyadan olabildiğince yalıtılmış birer beyiniz. Bir ...