Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor. Teknolojik gelişmeler sayesinde daha iyiye ve güzele kavuşuyoruz. Gerçi işin karanlık bir yönü de var, teknolojik ürünler üretebilmek için kaynakları hızla tüketip kendi çevremizi kirletiyoruz.
Kendi çevremizi kirletme ve güzelliklerden mahrum kalma konusunda Marmara Denizine yaptıklarımız iyi bir örnektir. Doğal lağım boşaltım alanı olarak yıllarca kirletilen deniz, bir süre sonra yanına yaklaşılamaz hale gelmişti. Ancak akıllıca yapılan yatırımlar ile kirletme eylemi durunca deniz yeniden kendine geldi.
Demek ki ne yapıyorsak, kendi kendimize yapıyoruz.
Bu aralar vizyona giren Terminator Salvation filmi teknoloji ile ürettiklerimizin bize düşman olmaları genel paranoyası ile üretilmiş bir bilimkurgu kasırgasının son ürünü. Önceki 3 film oldukça keyifli olmakla birlikte artık bitti derken dizi film ile de hala bu fikirden ekmek yenebileceğini gören yapımcılar 4. filmi de çektiler. Eminim bilim kurgu meraklıları için keyifli bir seyir imkanı olacaktır.
Terminator Salvation filminin tanıtımını aşağıya ekledim dilerseniz izleyebilirsiniz.
Filmden önce kendinizi terminatör olarak görmek isterseniz http://terminateyourself.com/ adresinden deneyebilirsiniz.
Bilim kurgu filmlerini ve kitaplarını severim. Ancak, teknoloji ürünlerinin bizim alehimize dönmeleri fikri hep paranoyakça gelir. Aynı fikir Galaktica'da da vardır, geçmişte izlediğimiz pek çok filmde de. Hatta o kadar abartılıdır ki, 80286 işlemcili basit bilgisayarlar döneminde bile yapılan filmlerde bu bilgisayarlar gemi azıya alıp insanlığı yok etmeye çalışmışlardır.
2001 Space Odyssey (1968) filmindeki seri katil bilgisayar HAL (IBM harflerinin birer geri alarak oluşturulmuştur) ilk öcü film kahramanı bilgisayarlardandır. Bildiğiniz üzere, 2001'de bilgisayarlar teknolojik gelişmişlik açısından henüz oralara gelmedikleri gibi uzay gemilerimiz de oralara gidememişti. Sanırım filmin bilimkurgu vizyonu, buluş ve keşifleri biraz fazla yakın tarihlere öngörmüş.
HAL 9000'in son anlarını izlemek isterseniz, aşağıya ekledim.
Uzatmadan söyleyeyim. Yapay zeka bir gün gerçekleştirilir, teknoloji ürünleri düşünmeye başlarlarsa ve "analitik" olarak zekalarını geliştirirlerse mantıklı olan, "sevginin gücünün" farkına varmalarıdır. İnsanlık tabi ki kendisi için bile bir tehdit unsurudur, ancak bu tehditin ortadan kaldırılmasının yolu insanlığı yok etmek değildir. Aksine insanların birbirlerini tanımaları ve tolerans göstermeleri insanlığın geleceği olmalıdır. İnsanın "kendini bil"mesi gerekir. Bakarsınız yapay zeka ürünleri de kendilerini bilir ve tanırlar.
Eminim ki, henüz tam anlamıyla varolmayan ama bir gün gerçekleşmesi kuvvetle mümkün olan yapay zekanın insanlığı yok etmeye çalışması fikri, gelecekte de çok satacaktır.
Şu sıralar bir yandan beğenerek, kısmen de sinir olarak izlediğim Smile Adsl reklamından bahsetmek istiyorum.
Reklamda, elinde bıçak ve faraşla döner kesmekte olan tipik bir anadolu erkeğine yaklaşıyoruz.
Gülerek, başlıyor İngilizce konuşmaya.
-Merhaba, benim adım John
-20 yaşındayım ve New York'da yaşıyorum.
-Partiye gitmeyi seviyorum...
-Hayvanları seviyorum...
-Seni seviyorum...
Ardından "Ayda sadece 14.99 YTL'ye istediğin kişi ol" anonsu ve yazısı geliyor. Ancak hemen belirteyim sloganın altında mavi renkte İngilizce "Be Yourself" Kendiniz Olun da yazılmış.
Mesaj üstüne mesaj. Sağ gösterip, sol vurmak bu olsa gerek.
Başbakan gibi, siz de YouTube'a erişebiliyorsanız, buyrun aşağıda seyreyleyin.
Perde arkasına geçince kolayca kişilik bölünmesi yaşayan toplumumuza açık ve davetkar bir mesaj damardan verilmiş oluyor böylece. Reklam bence son derece vurucu ve doğru adreslenmiş. Ama ulaşılacak sonuç bu haliyle pek de parlak değil.
Özetle, kişilik bölünmesini özgürce burada yaşayın deniyor. Yakın tarihimize bakacak olursak bu tür kişilik bölünmelerini önce 80'li yılların başında çoğalan ama arayanın numarasını karşıya gösteremeyen ev telefonlarında meşhur işletmeler ile yaşadık. Ardından halkbandı (CB) telsizler geldi ki kendimize atadığımız kodların çoğu bu türden kişilik bölünmelerine iyi örnek olmanın yanında bu konuda master tezi yazılabilecek çeşitlilikteydi.
Modanın değişmesi ve yeni gelen teknolojiler ile internet gerçekten de kim olmak istiyorsanız olabilmenizi sağladı. Ancak bunun pratik bir yararı olmadığı gibi karşıdaki insanlara da saygısızlık içerdiği açık bir gerçek. Çünkü sağlıklı bir ilişkide karşınızdaki insanları kim olmadığınız değil , kim olduğunuz ilgilendiriyor!
Pek yeni bir çelişki olmadığını Mevlana yüzyıllar öncesinden bildiriyor.
Güneş gibi ol şefkatte, merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede, asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
İşte böyle, reklamın olmamış kısmı bu gibi duruyor. Ama durun acele etmeyin!
"Mevlananın torunlarına yakışmıyor döner kesip "adım John partiyi ve hayvanları severim, seni de" demek. Hele ki İnternet Mahir gibi bir efsane önümüzde dururken. Adam, kendisi olarak açık gönüllülükle çıktı ortaya, tüm dünya da onu bağrına basmadı mı?" diye düşünürken:
Reklamda aslında İnternet Mahir'e yapılan gönderme ve ardından mavi ile yazılmış o "kendiniz olun" yazısı da (Delfi tapınağının girişinde "kendini bil" (gnothi seauton) yazar) sanki açık ama gizli bir mesaj gibi öyle reklamın sonunda asılı kalıveriyor... Ezoterik mesaj diye buna derim işte :)
Kısacası iyi iş çıkartılmış, güzel bir reklam olmuş. Anlayanı da anlamayanı da tam onikiden vurmuş bir reklam. Yapanlara tebrikler.
Sevgi yolunuzu aydınlatsın. Şizofreni uzağınızda olsun...
Yazıya, bir klişe ile başlayacağım. Yukarıda canlandırmasını gördüğünüz, Delfi tapınağının girişinde "kendini bil" (gnothi seauton) yazar. Aslında felsefi olarak dipsiz bir kuyunun girişini gösteren bir sözdür. Ancak kendini tanıma serüvenine en baştan başlamak gereklidir.
Socrates tarafından Yunan uygarlığına kazandırılan bu söz aslında büyük ihtimalle Mısır'dan edinilen bilgilerin bir parçasıdır. Ancak daha önceki bir uygarlığa ait birikim olduğu konusunda spekülasyon yapmadan da duramayacağım.
Şimdi durup dururken kendimden bir örnek vereyim (buna bayılıyorum).
Geçtiğimiz ayın başından bu yana sol ayağımın yan tarafında bir ağrı var. Hissettikçe endişelendiren, "acaba gene topuk dikenim mi nüksedecek" diye düşündürecek kadar sıkıntı veriyor! İyi de, bu seferki topukta değil, sol ayağın solunda serçe parmağın aşağılarında bir yerde.
Doktora göstermeden önce kendi kendime, bir kere daha yaptıklarımı sorguladım. Ayakkabım mı hatalıydı yoksa? Uzatmayayım; özellikle evde bilgisayar başında birşeyler yaparken sol ayağımı içe büküp, üzerine de sağ ayağımla yüklendiğimi farkettim. Sen farketmeden ayağını ez dur, sonra da "neden ağrıyor bu" diye hayıflan!
Şimdi felsefesini yapmaya çalışalım biraz. Kendini bilmek, aslında aydınlanmanın başlangıcı. Belki de bir üst bilinç haline geçmenin ilk kapısı. Tasavvuf da bu konuyu atlamamıştır. Öğretilerinin en önemli unsurlarından biri "kendini bilmek"tir.
Yunus Emre, asırlar öncesinden belki de bu güne sesleniyor! Sesini duymamız gerekiyor. Nedenine gelince, Türk insanı Müslümanlık ile buluşmanın ve aydınlanmanın yolunu aslında çok eskiden açmıştır. Laik ve aynı zamanda yaygın inancı müslüman olmak Anadolu'da anlaşılabilir bir durumdur. Bunu anlayamayanlar, Anadolunun yaşadığı aydınlanma sürecini yaşamamış olan toplumlardır. Lütfen, uzun da olsa, daha önce okumuş olsanız da, aşağıdaki dizeleri bir kez daha sindire sindire okuyun... İlim Bilmektir - Yunus Emre
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır
Okumaktan mana ne
Kişi Hakk'ı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru ekmektir
Okudum bildim deme
Çok taat kıldım deme
Eri hak bilmez isen
Abes yere yelmektir
Dört kitabın manasın
Bellidir bir elifde
Sen elifi bilmezsin
Bu nice okumaktır
Yigirmi dokuz hece
Okusan ucdan uca
Sen elif dersin hoca
Manası ne demektir
Yunus Emre der hoca
Gerekse var bin hacca
Hepisinden eyice
Bir gönüle girmektir
Türkiye Cumhuriyeti laik olması son derece doğaldır. Bu aslında cumhuriyetten çok daha önce başlamış bir aydınlanma sürecinin sonucunda olmuştur. Atatürk, aydın ve kamil bir insan olarak bu sürecin adını koymuştur. Ancak bu yaptığı öyle basit bir devrim değildir. Burada hedef alınan Kurtuluş Savaşında hadleri bildirilen düşmanlardır. Gerek batı, gerek doğudaki emperyalist unsurlardır.
Bu unsurların uzantıları halen çabalarını sürdürmektedir.
Ağrıyan ayağımın farkında olmak için harcadığım çabadan başlayıp geldiğim noktaya bakın.
Yazı yazmak keyif veriyor.
Günlük olan, biten, magazin ve siyaset zaten gazetelerin işi. Ben daha çok teknolojik gelişmelere kendi bakış açımdan yaklaşmayı seviyorum. Teknolojik yenilikler, ilginç teknolojik oyuncaklar, bilişim teknolojisi, telekomünikasyon, sosyal medya ana ilgi alanlarım. Dolayısıyla genellikle bu konulara ağırlık veriyorum. Arada sırada başka konulara değindiğim, hatta gezi yazısı bile yazıp, enerji buldukça bilim kurgu öykümü devam ettirdiğim yer burası.
Kısaca günlüğüme not düştüğüm yerdesiniz. Okuyacak birilerini de buldum mu, benden iyisi yok. İlgilenip profilimi incelediğiniz için teşekkürler.
Henüz, o yılların TC kimlik nosuna ihtiyacı yoktu.
-
*Çubuk-1956 *
*Yürek sevdayla ilk,*
*Rahimden çıkmış başı çekip çıkaran*
*Hiç görmediğim bir ebenin*
*Mahir, sıcak ellerini hisettiğimde tanıştı.*
*“Hoş gel...
Adil Kullanım Şartı / Fair Use Policy
-
Geçen günkü yazımda Adil Kullanım Şartı ile geniş bant hizmeti veriyorum
diyerek vatandaşın nasıl kandırıldığını yazmıştım. Bu Geniş Bant Internet
Hizmeti ...