14 Ağustos 2007 Salı

Sular Kesilince...

Başkent Ankara, Ağustos (2007) ayının başından beri cididi su sıkıntısı çekiyor. Su kaynaklarımızın çok olduğu bilgisi ile büyütülmüş bir kuşak olarak sarsıcı olan şu ki: aslında öyle zengin su kaynaklarına sahip olmak bir yana, Türkiye ciddi biçimde çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya. Bunu tatilde olan şanslıların dışında her Ankaralı musluklardan bir hafta boyunca tıs sesi bile gelmemesi ile yaşadı. Çocukluğumda (yani 30-35 yıl önce) Kurtuluş semtinin hemen hemen tüm evlerinin önünde veya arkasında bir su tulumbası vardı. O dönemde şehir su şebekesinin devrede olmasına rağmen oralarda her evin kendi kuyusu bir köşede şebekenin olmadığı yıllardan yadiğar kalmıştı. İşin hoş yanı; bu kuyularda su olur, hatta çocuk kuvvetiyle pompayı biraz zorlarsanız, su bile akardı. Zaman içerisinde eski evler yerlerini çok katlı apartmanlara bıraktı. Kuyular ise unutuldu gitti. Bir tek şehrin varoşlarında zaten yıllardır kendi yolunu bulup, dağlardan aşağıya akan kaynakların ucundaki çeşmeler kalmıştı. Bu kaynakların başında bidonlarını doldurmaya çalışan insanların sinirli halleri ekranlarımıza, gazete fotoğraflarına yansıdı. Peki, aslında "pek çok yer altı suyunun üzerinde kurulu bulunan Ankara, neden yazın ortasında bu kadar çok su sıkıntısı çekiyor?" diye sormadan edemiyor insan. Ankara'da büyüdüğüm ve halen oturmakta olduğum semt olan Bahçelievlerde yıllar boyunca pek çok inşaatın temel çukurları oyun yerimiz olmuştu. Bu çukurlar genellikle yer altından gelen su ile dolu olurdu. Hatta 3. caddenin ortalarına rastlayan semt halinin hemen yanında, bu suları kullanan hamam 30 yıldan bu yana hizmet vermektedir. Aslında komik olan; su kaynakları üzerinde oturup da susuz kalma durumunun, Ankara insanının başına 2007 yılında gelmesidir. Peki evin bahçesine kuyu açmalı mıyız? 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun bu suların ne şekilde çıkarılıp kullanılabilleceğini belirlemiştir. Kanunun 4. maddesine göre "Kuyu açan kimse, bulunan suyun ancak kendi faydalı ihtiyaçlarına yetecek miktarını kullanmaya yetkilidir." diyor. Yani amacınız, sadece kendi ihtiyacınız olan suyu elde etmek ise kuyu açmanız mümkün görünüyor. Sanırım böyle giderse kuyu açmak da aradığımız çözümlerden biri olabilir. Tabi kafaya koyduysanız iyice bir araştırmakta fayda var bu işi kuyu açayım derken başınıza iş açmayın! Yer altı suları öyle bulunduğu yerden bir yere ayrılmayan sular değil. Genellikle birbirleri ile bağlantılılar ve oradan oraya akıp duruyorlar. Dolayısıyla bir yerden çıkarmaya başladığınız su aslında gitmesi gerken bir yerlere ulaşamadığında kendiliğinden oluşmuş bir dengeye müdahale etmiş oluyorsunuz. İşte bu durum, kendi su ihtiyacımı karşılayayım derken bir kaos yaratmanıza neden olabilir. Ankara gibi milyonların yaşadığı bir şehirde önüne gelenin kuyu açması halinde yer altı sularının da kısa sürede tükeneceğini öngörmek falcılık olmaz sanırım. Zaten biraz da bu nedenle şehir şebekesi üzerinden su ihtiyacını karşılamak en sağlıklı model olarak karşımıza çıkmaktadır. Kızılırmağın sülfat, klorür ve ağır metal zengini kirli suları ne derece sağlıklı olur tartışmıyorum. Ama en azından korkutucu ve Ankara için tehlike oluşturduğunu düşünmeden de edemiyorum. Su sorunu, güncelliğini koruyor ve bir süre daha manşetlerde kalacak gibi görünüyor. Peki tarih boynca su bulmak için neler yaptı atalarımız? Şüphesiz pek çok uğraş ve buluş bu yolda gerçekleştirildi. Kimi halen kullanılıyor, kimi ise yok oldu gitti. Bir de gri bölgede kalan buluşlar var. Mesela su arayıcılarının aygıtlarının işe yaradığını söyleyen azımsanamayacak sayıda insan var. Hatta geçenlerde jeolog olduğunu söyleyen birini su kesintisinin gündemi içinde gösterdi bir televizyon kanalı. Ellerinde su arama çubukları ile su bulma işini çok daha ucuz ve doğru bir şekilde gerçekleştirebildiğini söyledi bu bey. Şüphe ile dinledim magazinsel haberi, sonra da yıllar öncesinden hatırladığım bu su arama aletleri konusunda kısa bir Google araştırması içinde buldum kendimi. Biraz uzun bir giriş olmakla birlikte hayatımızda çok önemi olduğunu ancak yitirince anladığımız değerlerden önemli biri olan "su" hakkında insanın yazdıkça yazası mı geliyor nedir? Asıl bahsetmek istediğim, atadan kalma su bulma yöntemi olan "çatal ağaç dalı" ile su arama. Kimilerine göre uydurmaca gibi görünse bu konuda pek çok kaynak işe yaradığını iddia ediyor. Gerçekten çatal bir dal ile su bulunabilir mi? Aslında bir anlamda Avrupanın popüler kültürüne işlenmiş bir motif gibi duran "su-cadılığı" günümüzde de zihinleri kurcalamaya devam etmektedir. Hatta iş çatal ağaç dalından öteye gitmiş, bu konuda hassas olduğu ileri sürülen çeşitli aletler geliştirilmiştir. Internette yaptığım araştırma sonucunda bulduklarım oldukça etkileyici. Yakında televizyondan direkt satış yöntemiyle pazarlanırlarsa şaşırmam. Alıntı: http://www.raymongraceprojects.com/tools.htm Yukarıda gördüğünüz resimde üzerlerinde V-rods yazan aletler aslında çatal dalın daha şık üretilmiş imitasyonları. Özellikle enerji hatları ve su kaynakları ile maden aramalarında etkili olduğu söyleniyor. Ancak titrek ellere duyarlı. Bobers yazan arkada tutacak yeri olan bir telin ucunda ağırlık asılı. Daha çok bir hastalığın iyileştirme noktasını bulmada işe yarıyor, ancak su arama konusunda da beklenen cevabı verebilecek olan hassas bir aygıt. Rüzgardan etkilenmemekle birlikte titrek ellere karşı bu da duyarlı olsa gerek. Pendulum denen bildiğiniz sarkaç ya da şakül. Aslında günlük yaşantınızda sorularınıza cevap vermek konusunda geniş bir kullanım alanı var (ki bu kendi başına bir yazı konusu olur). Örneğin lokantada menüden size en uygun yemeği seçmede iş görebiliyor. O anda çevrenizdekilerin ve garsonun şaşkınlığını bir yana koyarsak işlevselliği tartışılmaz. Tabi ki su bulmaya da yarıyor. L-rods olanlar ise favorim, ayrıca en gelişmiş ve yaratıcı tasarıma sahip olanları. Sofistike aletleri oldum olası sevmişimdir. Bu "L" teller ihtiyacınıza göre uzun ya da kısa olabiliyor. Ne yazık ki rüzgar ve titrek kulanıcılardan son derece kötü etkileniyorlar. Ancak söylendiğine göre enerji hatları ve akışkan sıvıların miktarına kadar son derece hassas sonuçlara ulaşmanız mümkün. İnsanoğlunun hayal gücüne hep saygı duymuşumdur. Ancak bunlar benim bile düşündüğümün ötesinde şüphesiz. Peki gerçekten ne kadar işe yarıyorlar? Şüpheci biriyseniz gülüp geçeceksiniz eminim, ama durun! Bilimsel yolla bu gibi alet ve yöntemlerin ne kadar başarlı olduğu konusunda araştırma sonuçları bize biraz fikir verebilir. Almanya'da Frankfurt'un kuzeyinde Kassel kentinde bilimsel araştırmalar yapan bir grup Gesellschaft zur wissenschaftlichen Untersuchung von Parawissenschaften (GWUP) 1992 yılında yerel bir televizyon kanalının ortaklığıyla bu şekilde su aramanın (dowsing) ne derece etkili bir yöntem olduğunu test edecek bir ortam oluşturmuşlar. Yerin 50 santimetre altına uygun boyutta bir boru yerleştirilmiş. Bir vana çok miktarda su akışını açıp kapatacak şekilde uygun yere konulmuş. Borunun yeri üzerine konulan eni geniş kırmızı-beyaz şeritli bant ile işaretlenmiş. Su arayıcıların yapması gereken, boruyu bulmak değil doğal olarak. Tek yapmaları gereken suyun akıp akmadığını ellerindeki aletler ile tespit etmek. GWUP 13 kişilik çoğu Alman, bir kısmı Danimarkalı, Avusturyalı ve Fransız olan arayıcıları yarıştırmış. Arayıcıların suyun akıp akmadığını bildikleri 10 deneme yapılmış önce. Alınan sonuçlarının %100 doğru olması sizi şaşırtmamıştır sanırım. Daha sonra yapılan 20 denemede ise arayıcılar suyun akıp akmadığını bilmedikleri durumda sonuçlar alınmış. Suyun akıp akmayacağına da torbadan çektikleri işaretli top ile karar vermiş test sahipleri. Sonuçta yapılan 3 günlük denemeler sonunda sıradan şans ile ulaşılabilecek yüzdeler ortaya çıkmış. Yani su arayıcılar %100 başarılı olmak bir yana yakınına bile ulaşamamışlar bu oranın (http://www.randi.org/encyclopedia/dowsing.html). Cesaret kırıcı değil mi. Evde bile kolayca üretebileceğimiz aletlerle su bulunabilse harika olurdu. Ama durun bu konuda pek çok araştırma yapılmış bazıları işe yaradığı yolunda sonuçlara bile sahipler http://skepdic.com/dowsing.html adresinden detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Aslında olayın yüzyıllar öncesine dayanan bir inanış kısmı var ki, su arayıcılarının aslında kerameti kendilerinde olup, ancak bu yetenekle taçlandırılmış kimselerin başarılı olduğu öngörülüyor. E işin içinde böyle bir inanış olunca olgu doğaüstü bir yerlere gelip oturuyor ister istemez. "İnanıyoruz ve oluyor işte" denildi mi bilimin akan suları duruyor. Kanıtlar, deneylerin sonuçları tersini de gösterse inanınca her şey daha kolay kabul görüyor. Süphecilerin işi zor. Popüler kültürün önemli bir parçasının aslında boş inanç olduğunu kanıtlamaya çalışmak. Peşinen kabullenenler içinse hayat kolay, al eline çatal bir dal suyu ara bul. Sanırım, su bulma işi ile ciddi olarak ilgilenenlerin en azından 4 yıllık bir üniversitede dirsek çürütüp daha sonra da bilimsel yöntemler ve hiç de ucuz ve basit olmayan aletler kullanmalarının nedeni yukarıdakilerin aslında işe yaramadığıdır ne dersiniz? Kalın sağlıcakla Burçak Çubukçu

Haftalık Tekil Ziyaretçi

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *